|
 |
|

HINCAL ULUÇ
Fenafillah mertebesine ulaÅŸmak..
Turgay Bey (Ciner), benim için "O artık bilmem ne mertebesinde, ne isterse yazar" demişti. Lafı anlamamış ama tercüme etmiştim.. "Delidir, ne yazsa yeridir" diye..
Dedim de içime kurt düştü. Lafı aradım.. Buldum..
"Fenafillah!.. "
Peki ne demektir bu?.. Onu da aradım.. Meydan Larousse her zamanki gibi imdadıma yetişti..
Tasavvufta "Fena fi'llah, Tanrı'nın varlığı içinde yok olma" anlamına geliyor..
Fena terimini ilk olarak, Ebu Said el Hazzaz (öl.899) kullanmış.
Önceleri "kötü sıfatlardan kurtulmak" anlamına kullanılan bu kelime, daha sonraları kişinin kendi benliğinden kurtulması anlamına gelir olmuş.
Fena'nın en üst derecesi "Fenada fena olmak" yani yok olmakta yok olmak.
Bu mertebeye varan kul fani olduğunu bile anlayamazmış.
Gerisini Larousse'dan naklediyorum.
****
Bu dereceye (Fenafillah) ulaşan kul, beşerilikten tamamıyle kurtulur..
Fena, kul için, Allah'a yaklaşmanın en üstün derecesidir. Kul kendi benliğini yok etmeden Allah'a yaklaşamaz.
Fena, "Hiç" olmak değil.. İddia edildiği gibi Hintlilerin Nirvana'sı ile ilgisi yok, Çünkü fena Allah'ın varlığında yok olmaktır; fena'da kul "hiç" olmaz, onun yerine Allah geçer.
Fenafillah mertebesine erişen kul, dünya nimetleri ile ilgisini tamamiyle keser, birlik mertebesine yönelir. Çünkü herşeyin başı da, sonu da Allah'tır. Yaratılan her şey, onun tecellisidir. Her şey ondan çıktığı ve onunla varolduğu gibi sonunda her şey yine ona dönecek, onda yok olacaktır.
Fenafillah'a erişen kulun yerine Allah duyar, görür, tutar. Kulun yerine Allah geçmiştir. Yunus Emre'nin "Senin ile bakayım/ Seni göreyim Mevla" mısralarındaki gibi Allah ile bakar. Allah'ı görür.
Bu durumda kulun benliği ve "Ben"in hazları yok olmuştur. Onun için cennet ümidi, cehennem korkusu, dünya gibi şeyler kalmamış, bunun yerine kulun içine Allah'ın varlığı dolmuştur. Bu Allah'ın birliğinin en yüksek derecesidir.
Fenafillah'a erişen (Tanrı'da yok olan) kul Hz Muhammed'in buyurduğu gibi ölmeden önce ölmüş ve bekabillah'a erişmiştir. (Allah'ta ölümsüzleşmiştir). Bekabillah mertebesine erişenler ise hem Allah'ı hem de yaradılışı görürler. Allah'ın, fenafillaha erişen kulun içine dolması, kulun Şathıyyat denilen, görünüşte dine aykırı sözler söylemesine de sebep olur. Bu sözler aslında kulun değil, Allah'ındır. Hallacı Mansur'un "En el hak" (Ben Allah'ım) sözü de böyle bir sözdür.
Daha sonraları fenafillah, bir parçanın bütünde kaybolması anlamına gelmiştir.. Damla denize karışınca denizde kaybolur. Bu hal Allah'ta yok olmaktır; ama Allah olmak değildir.
Benlik kaldıkça Allah anlaşılamaz, bulunamaz. Yunus'un ".. benliği aradan tarh edelüm (Çıkaralım)" mısraında anlatılmak istenen budur.
****
Sümmehaşa.. Tasavvuf anlamı ile fenafillahlık kim, ben kim?..
Turgay Bey'in lafı mecazi anlamda..
"Bu mertebeye erişen Hallac-ı Mansur nasıl dine aykırı gibi görünen şeyler söyledi, hatta 'En el hak' dediyse, Hıncal da gazetecilikte öyle bir yere geldi ki, artık istediğini söyler.." demek istiyor..
Hallac'ın sonunu bilmesem hoş..
Adamın fenafillah falan olmasına bakmayıp, derisini yüzdüler de..
Pazar NeÅŸesi..
Pazar neşelerimizin kırmızı noktalı oluşundan şikayet edenler var. En başta da kızkardeşim Serpil..
Bu hafta tam ona göre, fevkalade entel bir pazar neşesi sunuyorum. Ünlü orkestra şefi, keman virtüözü Prof.Saim Akçıl yollamış.
Bir müzik eleştirmeni uluslararası önemli bir yarışmayı izlemek için Belçika'ya gitmek ister. Vize için İstanbul'daki Belçika Konsolosluğu'na gitmesi gerekir. Yerini bilmediğinden arkadaşlarına sorar. "Taksim Meydanı'na git, orda sor" derler.
Eleştirmen, Taksim Meydanı'na gider ve soracak birini arar. Tam o sırada seneler önce İstanbul Devlet Operası olan şimdiki Maksim Gazinosu'nun girişinde Menotti'nin Konsolos Operası'nın afişi gözüne ilişir. Konsolosluğu kimseye sormadan bulmanın sevinci ile içeri girer ve gişedeki memurla konuşmaya başlar
Eleştirmen Efendim ben konsolosu görmek istiyorum.
Gişe Memuru Bugün konsolos yok, IV. Murat var.
-Yarın gelsem görebilir miyim?
-Yarın akşam Otello var, yer ayırtmak ister misiniz?
-Otele ihtiyacım yok kalacak yerim var benim. Çarşamba günü geleyim?
-Çarşambaları hiç olmaz. Sabahtan gece yarısına kadar Prens İgor ile Aida, Maça Kızı oynar.
-Şakayı seviyorsunuz, ben de Gagarin ile katılayım da Ay'da dört kişi poker oynayalım. Perşembe günü gelsem konsolosu görebilir miyim?
-O gün öğleden sonra "Figaro'nun Düğünü", akşama da "Maskeli Balo" var.
Gelmek istemez misiniz?
-Bakın düğün, balo ilgimi çekmiyor. Benim konsolosu görmem lazım. Cumaya geleyim?
-Cuma günü "Damdaki Kemancı" indi; yerine "Uçan Hollandalı" kondu.
-Lütfen artık şakalaşmayı bırakın da yardımcı olun, yoksa yarışmaya gecikeceğim.
-Güzellik Kraliçesi yarışmasına mı?
-Hayır, Kraliçe Elizabet yarışmasına.
-Bayım, siz tam olarak ne istediğinizi söyler misiniz?
-Ben vize için geldim vize, anlıyor musunuz?
-Peki niçin baştan beri Bizet için geldiğinizi söylemiyorsunuz; Karmen demiyorsunuz?
-Kafamı karman çorman ettiniz ama, şükür, sonunda derdimi anladınız, işte pasaportum.
-Pasaporta ne gerek var, sadece söyleyin yer neresi olsun A, B,..
-Yer Belçika! Ama demek artık AB'ye girdik. Vize'ye gerek kalmadı. Yaşasııın! Hadi allaha ısmarladık.
-Teşekkürler hoşçakalın.
(Saim Hocanın eleştirmenlerle arası nasıl merak ettim!..)
Tecelli'den Abuzittin'e Mektuplar
Abuzittinciğim, Bizim basın bu işi niye bu kadar uzatıyor doğrusu anlam veremiyorum; Irak'da ki "11 asker" meselesi.. Neticede, Türk-ABD ortak komisyonu açıklama yaptı.. Noktayı koydu yani! Çok da net açıklamaydı bu.. Özetle deniyordu ki..
"..her iki taraf da karşılıklı yapılan uygulamalardan duyulan kaygıyı not etmiştir."
Bak ne kadar açık.. "Not etmişler".. Duyulan bi kaygı varmış.. Hem bizim taraf hem Amerikalılar "duyulan kaygıyı not etmiş"ler. Daha n'apsınlar yani? Tabi nasıl olduğunu bilemiyorum ama, ortak toplantıda, Amerikalı subay artık yüzbaşıya mı yoksa çavuşa mı ".. evladım yanında tükenmez kalemle ufak bi kağıt var mı?"diye sormuştur.. O da "Var komutanım" diyince "Yaz bakim evladım" diyip "duyulan kaygıyı" not ettirmiştir. Bizimkiler de ettirdiğine göre bu iş artık bitmiş demektir Abuzittinciğim..
Uzatmaya, ha babam kaşımaya, bizim de kafamızı karıştırmaya ne gerek var kardeşim?
"Not etmek" diyince aklıma bizim Güngör Sayarı'nın kitabı geldi. O da 60'lı 70'li yıllarda not ettiği, başından geçen esprili olayları kitap haline getirmiş. Adı "Çelişkiler Ülkesinden Hinlik Cinlik Öyküleri" Güngör'ün çok akıcı, güzel üslubu var. Bu, galiba dördüncü kitabı ama, ilk defa olaylara mizah açısından bakmış. Sen ben gibi 50'sini çoktannn devirenleri eski günlere götüren hoş anılar bunlar. Güngör'ün yerinde olsam yazmaya devam ederim.. Çünkü biliyorum ki not ettiği daha pek çok anısı var.. Mesela TRT' de geçen yıllara ait olanlar.. Futbol Federasyonu Başkanı iken politikacılardan çektikleri.. Sonra at yarışları ve jokeylerin alemi!
Bi tarihte anlatmıştı.. Yıl 1961.. Jokey Sadi Harmanbaşı son anda tüyoyu almış.Yarış 5/6 bitecek.. Bunu arkadaşına iletmesi gerek ama arkadaş meydanda yok.. Sadi de koşuyor padokta,atın üstünde yani. Tüyodaki isimlerden biri "Sarraf" öteki ki de "Belki.."
Sadi ümidi kesmiş isimleri veremeyecek, nerdeyse yarış başlamak üzere.. Ama tam piste çıkarken arkadaşıyla gözgöze gelmesin mi? Kulağına eğilecek hali yok.. "5/6 oyna" diye de bağırmaz herkes duyacak..
"Ahmet" diye seslenmiş, "Az önce telefon geldi bizim Kapalı Çarşıdaki "sarraf"ı soymuşlar. Polis "belki" yakalarız diyor!"
Almış arkadaşı tüyoyu iyi mi?..
Ben olsam aptal aptal bakardım.. Bu at yarışı biraz da kafa işi.. Geçenlerde yazıyordu, "Jokey Kulübün bütçesi milyar dolar" mış.. Bu kadar parayı yönetmek de kafa ister. Galiba, günde 3 trilyon yasal oyunun cirosu.. Buna yüzde 20 kadar "yazıcı"larda oynanan yasa dışı oyunu ekle.. Büyük paralar.. Kimbilir ne "tüyolar" dönüyordur. Belki Güngör, akıcı ve esprili anlatımıyla, bunları da yazar.
Münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim.
Kardeşin Güneş.
Dolar sorusu..
Dolarla borcunuz var. Dolar durmadan artarken, borcunuz da artıyor. Dalgalı kur var. Gıkınız çıkmıyor.
Sonra ne oluyorsa oluyor. Dolar düşmeye başlıyor. Borcunuz azalıyor.
Bir sabah kalkıyorsunuz. Merkez Bankası açıklama yapmış
"Doların düşmesini önlemek için piyasaya müdahale ettik. 1 milyon 380 bin liranın altında düşen dolar, bu müdahale ile 1 milyon 400 bin liranın üzerine çıktı. "
Bu ülkede gerçekten dalgalı kur varsa..
Dolar yükselirken kimsenin umurunda değilken, kırk yılda bir tam sizin borcunuz inecek "İnmesin" diye ülkenin en büyük bankası işe karışırsa..
Dava etme hakkınız doğar mı?.
Dava etseniz, mahkemeler, zararınızı Merkez Bankası'nın tazmin etmesine karar verirler mi?.
SEVDİĞİM LAFLAR
Dün rüya, yarın hayaldir
Dünü mutlu, yarını umutlu yapan bugündür.
Onun için bugüne iyi bak,
Gülümse
(Teşekkürler Olcay)
SEVDİĞİM LAFLAR
Bodrum barlar sokağında kavgalar bitmek bilmiyor.
Barlar sokağı Bar Barlar sokağı mı oluyor?..
Ünal Turgut
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|