|
 |
|

İLKER SARIER
Halit Cıngıllıoğlu "basiretli" miydi?
Hukuk fakültesinde değerli hocalarımız, "yasaların ruhunu" anlatırken bize, "Hem toplum düzeninin, hem de birey hak ve özgürlüklerinin güvence altına alındığını" söylemişlerdi.
Sonra hayatın içinde başka bir şey daha öğrendik
Bunun gerçekleşebilmesi için, "uygulama hükümlerinin" tavizsiz işletilmesi gerekiyordu.
Yasa maddesi, sizin hakkınızı korur ama o maddenin "hükme dönüşmesi" için gerekli "uygulamalar" tavizsiz işlemiyorsa, hakkınızın gerçekleşmesi imkansız hale gelir.
Bunu, "Yasa var ama hukuk yok" şeklinde özetleyebiliriz.
Çetrefildir bu vaziyet, ya hüküm elde edemezsiniz, ya farklı hükümlere tanık olursunuz ya da hüküm pratiğe geçirilemez.
O zaman görülür ki
"Arkası olan" için "hukuk", sağlayıcı, koruyucu ve zenginleştirici unsur olurken, "arkası olmayan" için bezdirici, yıkıcı ve üzücü bir sopaya dönüşür.
Türkiye aynı yasalarla yönetiliyor ama pratikte, üç otuz paralık çekini ödeyemen vatandaş perişan olurken, bazıları Fatih Sultan Mehmet'i kıskandıracak biçimde, gemisini karadan aşırabiliyor.
İşte size bazı enteresan sorular
Demirbank'ın sahibi Halit Cıngıllıoğlu, en hafif deyimle "basiretsiz bir tacir" gibi davranarak muhteşem bankasını bir gecede batırmış. Bütün mevduatını devlete yatırmış, açık pozisyona düşünce de, bankasını kaybetmiş...
Peki!..
Daha sonra, Aydın Doğan ile nasıl konsorsiyum oluşturup da, Hollanda Demir-Halk Bank'ı 95 milyon dolara nasıl satın almış?
Bankalardan ve bankacılıktan söz ediyoruz, sütçü dükkanından ve sütçülükten değil...
Yasalar, dağ gibi bankayı batıran birinin bankacılığa yeniden girmesine nasıl ve ne amaçla izin verebiliyor?
Üç kuruşluk çekinin arkası yazılan vatandaş, "kara listeye" kolayca alınırken hem de...
Borcunu ödemiş olsa bile o vatandaş, "üç kağıtçı damgası" yiyor, 4 katrilyonluk bankayı gümleten işadamı, "basiretli tacir" olmaya devam ediyor.
Öyleyse bunun bir izahı olması gerekir.
Dikkatinizi cezbetmek isterim
Ben, işinde basiretsizlik veya başarısızlık gösteren bir işadamının "ticaret yapma" haklarının "elinden alınmasına" razı değilim, bankacılık sektörünün hassasiyetini bir kenara koyarak. Başarısızlığın diyeti, "anayasal bir hakkın kaybı" olamaz.
Başarısızlığın diyeti, "batmak, kaybetmek ve yoksullaşmak" olabilir ama batan bir işadamı da yeniden düzlüğe çıkma şansını kullanabilmeli...
Nitekim, daha önce 1.5 milyar dolar paha biçilen bir "ekonomi devi", o başarısızlık yüzünden 300 küsur milyon dolara el değiştirdi. Hem ülke kaybetti hem de Cıngıllıoğlu kaybetti.
Anlatmak istediÄŸim sadece ÅŸu
Hukuk, "müsamahakâr" olmakta ayrımcı davranamaz.
Bankacılara çuval geçirildi
Zekeriya Temizel döneminde 19 özel bankaya el konuldu. Son günlerin yaygın deyimi ile "Bankacıların kafasına çuval geçirildi."
Kovboy hukuku ile hepsi birden "suçlu" ilan edildi ve başlarında çuvallarla "ip"e doğru sürüklendiler. Gazetelerinde, "Bunların mallarına yargısız el konulsun" diyebilecek kadar "hukuktan nasipsiz" gazetecilerin gayretleri ile mesele çözülmez hale getirildi.
Şimdi sıkı durun
O dönemin ünlülerinden Ali Balkaner hakkında 117 sayfalık rapor hazırlayan bilirkişi heyeti, "suç bulamadı!"
"Bankanın zarara uğratıldığı" belirtilmekle beraber, "bankacılık işlemleri ile ilgili olarak yasadışı bir unsurun varlığının görülmediği" kaydedildi. Raporun sonuç bölümünde de, "sanıkların isnat edilen suçu işlediklerine dair yeterli inandırıcı delil saptanıp saptanamadığı hususunun mahkemeye bırakıldığı" belirtildi.
N'olcak ÅŸimdi?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|