|
 |
|

YAVUZ SEMERCİ
Ucuz dövizi alan suçlu, almayan suçsuz mu?
SABAH yıllardır süren spekülasyona son verdi. Kriz döneminde hangi bankanın ne kadar ucuz döviz aldığının listesini ele geçirdi ve yayınladı.
Özellikle bu konuyu spekülasyon malzemesi yapan siyaset erbabının ne diyeceğini merak ediyorum. Örneğin, ucuz dövizi toplayan bankalar onlara göre Hazine'yi soymuş olabilir mi? Döviz almamış görünen bankalar ise masum mu?
Bu sorulara yanıt vermeden önce gözden kaçırılmaması gereken bazı verileri bilmek gerekiyor.
O gün Türk bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü 104 katrilyon lira (150 milyar dolar civarında). Özsermayesi ise (kamu dahil) 8 milyar dolar. Aynı bankaların döviz pozisyon açığı 10 milyar doların üzerinde.
Kamu bankalarının durumu ise tam bir facia. Ziraat ve Halk Bankası'nın günlük nakit açığı yaklaşık 1.5 katrilyon lira (2.7 milyar dolar). Kamu bankaları bu açığı kapatmak için her gün, bu miktarda parayı diğer özel bankalardan çekiyor.
IMF gözetiminde uygulanan sabit kur politikasının Türkiye'yi adım adım krize sürüklediği, 2000 Kasım'ında yaşanan dalga ile anlaşılmıştı. Krizinin ilk dalgasına dayanamayan kimi bankanın Fon'a devredilmesi kırılganlığı daha da artırıyordu.
19 Şubat 2001 tarihindeki meşhur MGK toplantısı krizi tetiklemek için yeterli malzemeyi verdi. Bilinen hikaye; Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, Başbakan Bülent Ecevit'e Anayasa kitabını itti veya fırlattı.
Kendinizi piyasa oyuncuları yerine koyun. Artık programın dikiş tutmayacağını görüyorsunuz. Bankalar döviz açıklarını kapatmak zorunda. Tüm bankalar TL peşinde. TL bulunacak, ardından da Merkez'e satılarak, döviz alınacak. Hedef bu. Merkez Bankası'nın TL'yi getirene "Döviz vermiyorum" deme lüksü yok. Yani mecbur.
Liste hangi bankanın TL bulduğunu, hangi bankanın ise TL bulamadığını gösteriyor.
O günü çok iyi hatırlıyorum. Servis olarak Reuters ekranından döviz talebini dakika dakika izliyorduk. Gün bittiğinde döviz alanların miktarı 7 milyar doları geçmişti. Fakat ertesi gün dövize reel olarak kavuşanların miktarı daha azdı. Neden mi?
Sisteme göre Merkez Bankası dövizi ABD bankalarında bulunan hesaplarından karşılıyordu. Ve o gün ABD'de tatil vardı. Dolaysıyla Merkez Bankası, dövizi bir gün sonra ödenmek üzere sattı. Zaman kazandı. İkincisi ise Merkez bankalara TL borcu vermedi. TL bulamayan kamu bankaları, Türk bankalarına borcunu ödeyemedi. Yani ucuz dövizi almak isteyen bankaların pek çoğu, TL bulamadıkları için dövizi geri satmak zorunda kaldı.
O günü hatırlayın; bono faizleri yüzde 113'e çıktı. TL karaborsaya düştüğü için günlük repo faizi yüzde 760'a tırmandı. Bankaların zararı katlandı. Oyun bitti. Sonuçta, ucuz dövizi kapan bankalar suçlu ise, döviz almak için sıraya girip de beceremeyenler de "Türkiye'yi soymaya tam teşebbüsten" yargılanmalı.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|