|
 |
|

MEHMET BARLAS
Gençler bilseydi, yaşlılar yapabilseydi...
Hasan Celal Güzel, 1982 Anayasası'nın ve eski siyasetçilerin yasaklılığının oylandığı, Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığının onaylanacağı 7 Kasım 1982 tarihindeki "Referandum"a ilişkin anılarını yazmış Tercüman'da.
Bu referandumda, halk yüzde 91 oranında "Evet" oyu vermişti.
Hasan Celal Güzel, 8 Kasım'da Demirel'i ziyaret etmiş.
Soğukkanlılığıyla bilinen Demirel, kendisinin siyasi yasaklılığının da yüzde 91 oranında onaylandığı referandum sonuçları karşısında, çok öfkeliymiş.
Masasının üstünde her zaman çok sayıda bulunan demokrasi konusundaki Türkçe ve İngilizce kitapları yere vuruyor ve şöyle bağırıyormuş
- Meğer bütün bunlar yalan yazıyormuş. Yarın sabah gel de, seninle beraber bunları evin önünde yakalım!
Hasan Celal Güzel'in yorumuna göre, Demirel bu referandumdan ders aldı.
Bu tarihten 15 yıl sonra 28 Şubat'ın cumhurbaşkanı olarak Sincan'da yürütülen tanklar karşısında gözlerini yumdu, "Balans Ayarları"na karşı kulaklarını tıkadı ve zamanın başbakanına sövüp sayan generali hoş görerek "Boşalmış" dedi.
7 Kasım 1982 Anayasa referandumu ertesinde, ben de Demirel'i Güniz Sokak'taki evinde ziyaret edip, "Geçmiş olsun" demiştim.
Herhalde Hasan Celal Güzel'den birkaç gün sonra yapmıştım bu ziyareti. Çünkü Demirel sinirli falan değildi. Her zamanki gibi, kendi konumunu da alaya almak olgunluğu içindeydi.
Bana İslamköy'den gelen ve referandum sonuçlarını yorumlayan bir partilisinin mektubunu göstermişti.
Şöyle deniliyordu mektupta özetle..
- Sayın Başbakanım... Anayasaya hayır denilmesini isteyen komünistlerin propagandasını etkisiz kıldık. Talimatınıza uyarak Anayasa'ya, İslamköy'de de, çok büyük oranda evet oyu çıkmasını sağladık.
Demirel, bu mektubu okuduktan sonra da, kahkahalar atarak şu yorumu yapmıştı.
- Bu adam ya benim ne dediğimi anlamamış, ya da benimle matrak geçiyor!
İşin özeti şu
Siyasete girip, kısa sürede iktidar olan politikacıların, meslekleri ile "Halk" arasındaki karmaşık ilişkileri hemen anlamaları mümkün değildir.
"Halk", garip bir alaşımdır.
Yıllar önce bir davette, dönemin bakanlarından birinin eşi ile masada yan yana düşmüştüm.
Bakanın eşi şöyle demişti
- Halk bizi çok seviyor. Yılbaşında bize gönderilen hediyelerin değerlerine ve sayılarına bakınca, bunu kolayca anlayabilirsiniz!
Bakanları hediyelere boğan işadamları da, işsizlikten bunalan yoksul kitleler de, Ankara'da bürolarının iktidarını korumak için mücadele eden bürokratlar da "halk"tır.
Bu halkın gözü ve kulağı, "Çözüm"e dönüktür.
Şu ya da bu şekilde, güç kimin eline geçerse, büyük çoğunluk "Bir dönem" onun yanında olur.
Çünkü çözüm, güçlünün iktidar alanındadır.
Kimse ve hiçbir kadro mucize yaratamayacağı için, belirli süre geçince, halk yeni bir güçlü aramaya başlar.
Demirel'in ve diğer siyasi yasaklıların şanssızlıkları, 1982 yılında "12 Eylül Kadrosu"nun halk gözündeki tükenme süresinin henüz bitmemiş olmasıydı.
Nitekim hemen ertesi yıl, Turgut Özal'ın ANAP'ı, 12 Eylül'cüler tarafından halka sunulan Turgut Sunalp'in MDP'sini, seçimlerde ezip geçti.
Sonra aradan yıllar geçti ve Demirel, bir "Umut Baba" olarak, 1991'de ANAP'ı sildi süpürdü seçimlerde.
Siyasete girip hemen iktidar olan kadroların "Halk"ı babalarının malı gibi görmemeleri için, ya deneyler yaşamaları ya da çok okuyup, bilge adamlar olmaları gerekiyor.
Bugün halk, Tayyip Erdoğan'ın ve AK Parti'nin yanında. Herhalde 2004'teki yerel seçimlerde de sonuç, 3 Kasım'daki gibi olacak.
Ya sonra?
Eğer demokrasimiz tökezlemez ve seçimlerle iktidar belirlenirse, halk onlardan da bıkacak. Yeni bir iktidarı isteyecek halk.
Bu deneyimleri en fazla yaşayan politikacının, Demirel olduğu inkar edilemez.
ŞAKA
Yüce Divan yolu!
TBMM Yolsuzluk Komisyonu o kadar çok sayıda eski politikacıya "Yüce Divan yolu"nu açtı ki, sonunda Komisyon, Bayındırlık Bakanlığı'na bağlanabilir.
Mevcut oto-yollar, bu kadar yoğun trafiği kaldıramaz.
GARİP BİR KÖPRÜ
Amerika'nın bıraktığı boşluk!
Türk-Amerikan ilişkilerinin, önce "Tezkere Krizi" sonra da Süleymaniye'deki "Gözaltı Krizi" ile geldiği nokta, ne denirse densin, Türkiye'nin son 50 yılındaki en önemli olayı işaret ediyor.
Daima, Doğu ile Batı arasındaki bir "Köprü" olduğu varsayılan Türkiye, şimdi çok farklı bir konumda.
Türkiye şimdi Avrupa ile Amerika arasındaki bir köprü. Bu köprünün iki ayağı da, "Batı"da bulunuyor.
Başka bir deyişle, Türkiye Batı ile Batı arasındaki bir köprü şimdi.
İç politikaya çok fazla dönük olduğunuz zaman bu eskisinden çok farklı yeni konumu tam değerlendirmeyebilirsiniz.
Türkiye'deki siyasetin "Kemalistler" ve "Avrupa'lılar" arasında geçtiğini varsayabilirsiniz.
Yarım yüzyıldır Statüko'nun temel ayağını oluşturan Amerika faktörü, şimdi iç politikanın hangi kanadına ağırlık koyuyor?
Bunu bilebilen yok!
Gerek iç, gerekse dış politikada Amerika'nın çekilmesi ile oluşan vakum, bakalım nasıl doldurulacak?
Mesajlarınız için:
mbarlas@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|