kapat
16.07.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL

Şam'ın fani insanları..

Bakımsız olsa da "turistik ve tarihi bir figür" olarak kullanılan Şam'daki Hamit Vagonu'nun, "Beş parasız ölen Vahdettin"in mezarının çok yakınında bulunması, insanda garip duygular uyandırıyor; tarihin ve saltanatın cilvesi!

Kim ve ne olursa olsun, tüm "sürgün hayatlar" kalbimi üşütür hep.. Uzak bir ülkede bir başına ölmek ve toprak olmak da.. "Son Padişah Vahdettin", işte, orada yatmakta... Şam'da, bir Osmanlı Külliyesi'nde.. Vasiyetidir, öyle istemiştir, Şam'da gömülmekle, belki ruhunun şad olacağını düşünmüştür; ama kim ne derse desin hazin bir öyküdür onunkisi...

Ve her şeye rağmen bir "Sultan" olarak kayda geçmiştir..

Son yılları yoksul ve çileli geçen "son sultan"!.

Vahdettin...

Sultan Abdülmecit'in oğluydu.. Sultan Hamit'in de kardeşi!

Osmanlı'nın yorgun, mağlup ve perişan zamanlarında, Birinci Cihan Harbi bitiminde tahta geçti.. İstanbul, işgal altındaydı..

SAN REMO'DA ÖLDÜ
(Tarih aslında bilinmezliklerle doludur, ayrıntılar ve gerçekler de kimi zaman saklanır.. En vahimi de "insan ruhu"nu ve "bir insanın ayna karşısındaki duyguları"nı deşifre edemez.. Ama..)

Bizim okullarda 1000 yıldır(!) okutulan tarih kitaplarına göre...

Vatan hainiydi.... İmparatorluğu parçalatmış ve kaçmıştı...

İşgal güçlerinin kuklasıydı.. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının önünü kesmeye çalışmış ve buna zorlanmıştı, İngilizlerin her türlü emperyal oyununa alet olmuştu...

Ve Anadolu'dan gelen haberlere, baskılara ve de İlk Meclis'in "saltanatın kaldırılması" kararına çaresizce uyup, Saray'ı, tahtı, Saltanatı, İstanbul'u terk etti....

Ne ilginç..

Terk ederken de kontrolünde olan çok değerli mücevher ve kıymetli eşyaya (!) hiç dokunmadı, aksine, sayıyla ve zabıtla, ilgililere teslim etti bir bir..

Ve bir bilinmeze doğru yola çıktı... Avrupa semalarına!.

ŞAM'IN YALNIZ OSMANLISI
Sonra...

Sürgünde bulunduğu bir İtalyan kasabasında, San Remo'da, kiracısı olduğu bir bahçeli evde yaşama veda etti... 15 Mayıs 1926..

İşte, burası çok önemli; Sultan ve Halife (ki hala o ünvanı taşımaktaydı) Vahdettin'in cenaze telaşı ve nerede toprağa verileceği tartışılıp dururken, evin geniş avlusuna haciz memurları geliverdi..

Çünkü, başta, mahallenin bakkalı Steiner'le, manavı Morini, pek çok esnaf, kaç zamandır biriken alacaklarını tahsil edebilmek için tabuta haciz koydurmuştu..(!)

15 gün rehin kaldı Vahdettin'in tabutu.. Ve 16'ncı günde, Fransa'dan kızı Sahiba Sultan geldi, elinde kalan tek serveti, küpesini teslim etti haciz memurlarına... Vahdettin'in, bakkal, manav vs.. borcunun tutarı 4000 dolardı!

Anlaşma yapıldı ve "cenaze"..

"Son Sultan"ın vasiyeti üzerine, eski bir Osmanlı kentine, Şam'a gönderildi..,

Trenler, gemiler, arabalarla süren zorlu bir yolculuktan ve ölümünden iki ay sonra(!) Şam'daki, Sultan Selim Camii'nin avlusuna defnedildi.. (Sonraki yıllarda Hanedan'ın kimi "sürgün"leri de yanıbaşına gömülecekti..)

80'lerde, hatta 90'larda, birkaç kez mezarının İstanbul'a nakli tartışıldı, kimi siyaset erbabı, o, bu toprakların evladıdır gelmelidir kemikleri! derken, kimi "saltanat düşmanları" da vatan hainidir, nerede yatıyorsa yeridir! diye bir tez getirmişti..

Oysa, "Son Osmanlı"lar, yani Vahdettin'in torun ve yeğenleri, tartışmalara hiç katılmamıştı; "Vasiyetidir, Şam'da uyusun rahat rahat" demişlerdi...

Ve öylesine sessizce kesildi manşetler!

Evet..

Sahiden, yaşamı da kaçışı da, ölümü de toprak oluşu da bir sinema filmi olacak kadar etkileyiciydi Sultan Vahdettin'in.. Ya da Şahbaba'nın..

İşte, ben, Şam'da, bu "film kahramanı"nın mezarı yanından geçiverirken üşüdüğümü hissettim.. Kendime, hem çok uzak hem çok yakın hissettim nedense!

Notlar aldım kendimce, sonra, usta bir Osmanlı tarihçisi olan Murat Bardakçı'nın satırlarına başvurdum, o satırlardan da notlar çıkardım ve..

Sultan Vahdettin'i "Suriye'den insan manzaraları'na eklemek istedim!

İçimden öylesine geliverdi; "Bir Şam öyküsü" niyetine...

VAGONDA HALEP KEBABI
Ne ilginç ki Şam'daki "Vahdettin mezarı"nın bir atım ötesinde bir Vagon duruyor..

Sultan Hamit Vagonu diye vitrinize ediliyor...

Bir lokantaya dönüşmüş..

Menüde, Halep Kebabı, Şam şekeri, humus ve Lazkiye usulü balık var!

Evet..

Vahdettin henüz tahta geçmemişken, ağabeyi Abdülhamit, İstanbul'u, Şam'a Mekke'ye, Medine'ye ve Kızıldeniz'e ulaştıran bir demiryolu inşa ettirmiş ve adını da Hicaz demiryolu koymuş...

Ve Sultan Hamit, yine kendi adını taşıyan Şam istasyonundaki bu vagonda, sıklıkla "uluslararası görüşmeler" yaparmış; Alman imparatorlarını, Fransız devlet adamlarını bu vagonda ağırlarmış...

Masalardan birine "zirve toplantılarının yapıldığına dair" birkaç satırlık yazının bulunduğu metal plaka da çakılmış..

Evet, evet..

Bakımsız olsa da "turistik ve tarihi bir figür" olarak kullanılan Hamit Vagonu'nun, "beş parasız ölen Vahdettin"in mezarının çok yakınında bulunması, insanda garip duygular uyandırıyor; tarihin ve saltanatın cilvesi!

Osmanlı'nın ilk girdiği... Ve son çıktığı "Şam Diyarı'ndan minik köşeler..

Minik öyküler..

POPTAN HİP-HOP'A
Neyse...

Şimdi gelelim arka sokaklara...

Halep'i anlatırken biraz ipucu vermiştim..

Fotoğraflar yayınlandıkça... "Bilinmezliklerle dolu Suriye"de, galiba benim gibi siz de kimi görüntülere, özellikle yüzü Batı'ya dönük fotolara şaşırıyorsunuz..

"Vayyy, burası Suriye mi?" diye şakalar dahi yapılıyor..

Yazı işlerinden arkadaşlar, "Sen yoksa Halep, Şam, Lazkiye diye Güney sahillerine mi indin" diye "ağır şaka" bile yapmaya başladılar!

Eee, bu da Suriye'nin kaderi(!) işte...

"Kapalı kalma ısrarı"nın bedeli!

"Kendi etti, kendi buldu!" örneği..

Zaten, birkaç yıl önce gidebilseymişim, ensemde "Muhaberat görevlileri" hiç eksik olmazmış!

Her çekilen fotonun, her düşülen notun kaydı alınırmış! Tam bir istihbarat, gizlilikler ve dahi polis devletiymiş vs..

Ama..

Dört gün boyunca hiç kimsenin gölgesini hissetmedim açıkçası...

Her ne kadar devlet erkanıyla görüşmeler, buluşmalar yapmamış olsam da...

Adım atmadığım sokak, gözlemediğim meydan kalmadı...

Geride sıklıkla alınan fotolar kaldı...

Mesela, "Şam'ın Beyoğlusu"ndan izlenimler...

Siz de fotoğrafta görüyorsunuz işte; belki de tahmin etmiyordunuz bu kadarını..

Şıklığa, güzelliğe ve dekolteye meraklı genç kızlar, kadınlar..

Sarışını, esmeri, buğday tenlisiyle güle oynaya geçen gençler, ışıltılı caddeler, her kesime, her yaşa uygun ve popun, hip hop'un, folkun çınladığı eğlence mekanları, beş yıldızlı otel ve lüks ama "üç otuz hesaplar"ın ödendiği lokantalar, güleryüzlü insanlar...

Eksiği yok, Batı kentlerinden...

Aslında Doğu, böyle bir şeydir..

Sürprizlerle doludur...

Kimi zaman tanıdıktır, kimi zaman yabancı!

Dersiniz ki, Suriye'nin Baas rejimi serttir, otoriterdir, despottur, baskıcıdır..

Ama bir bakarsınız, Kürdü, Ermenisi, Süryanisi, Alevisi, Sünnisi, Aramisi, Hristiyanı kardeşçe yaşar..

Kimse kimsenin açık başından, dekolteli sırtından ya da kapalı örtüsünden dolayı birbirini boğazlamaz, üzerinde konuşmaz dahi!

AKIN AKIN İRAN'DAN
Mesela, birdenbire, yani, hiç beklenmedik bir anda bir fotoğraf donar bir sokak köşesinde..

Kara, kara, kara giyimli kadınlar..Yani baştan aşağı kara çarşaflı, gözlerinden gayrı tenleri görünmeyen..

Yanınızda size rehberlik yapan dostunuza sorarsanız..

"Kimlerdendir?"

Yanıt verir rehberiniz...

"İran'dan gelirler!"

"Turistik mi, neden ve neye, kim için?"

"Hayır turistik değil, Ali Şeriati'nin mezarını ziyarete...

Sonra öğrenirsiniz ki...

Ali Şeriati, İran İslam Devrimi'nin kuruluşunda, halkın Şah'a başkaldırışında başı çekenlerden, ancak Marksist görüşleriyle öne çıkan yazarlardan biri; Avrupalarda eğitim görmüş, tabii ki bir süre sonra Humeyni yönetimiyle ters düşmüş, birkaç zamanın ardından da Londralarda hayatını kaybetmiş bir İran sembolü.. Vasiyeti de, Şam'a Zeynep Türbesi'ne gömülmek..

Ama yaşam ve ölüme bakın ki... Her gün otobüslerle hatta uçaklarla İran'dan akın akın çoluk çocuk "Ali Şeriati'nin Şam'daki mezarı"nı ziyarete geliyor.. "Ziyaret yeri" gibi şimdi Ali Şeriati'nin mezarı..

Marksist yazarın mezarına..

Ölümüne sevgi gösterileriyle çiçek bırakan kara çarşaflı ziyaretçiler...

Neşe ve huşu içinde, "Ya Habibi" diye andıkları bir kavga adamını, satırlarla hayatlar kuran bir kalem adamını yüreklerine alıp, Tahran'a, Kum'a dönen Şii ülkesinin çocukları, kadınları..

Doğu, biraz da böyle bir şey galiba..

YARIN
* Suriye'den Türkiye nasıl görünüyor?

Nebi ÖZGENTÜRK


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap


TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır