|
 |
|

GÖKMEN ÖZDENAK
Futbolu bekleyen büyük tehlike
İstanbul'daki üç büyük kulübün, Türk futbolu ve Süper Lig için ekonomik ve sosyal açıdan bir lokomotif olduğu inkar edilemez. Peki bu üç büyük camia, Türk futboluna ne derece örnek oluyor? İşte bu, büyük bir tartışma konusu... Senelerdir amatör yönetim kafalarıyla verdikleri ekonomik zararlar yüzünden camiaları büyük çıkmaza sokuyorlar.
Havus sistemi oluşturulduktan sonra Türk futbolundaki gelişme ve dayanışma İstanbul'da değil, daha çok Anadolu kulüplerinde görüldü. Anadolu kulüpleri havuzdan çok daha az pay almalarına rağmen, akıllı ve genç tranfsferler yaparak, zaman içinde de bunları İstanbul'a pazarlayarak, yaşamlarını sürdürüyorlar. Ama üç büyük kulübün - aralarındaki büyük rekabet yüzünden - yaptığı yanlış transferlerin sonunda İstanbul bir futbolcu mezarlığına döndü.
Büyüklerin futbola verdiği zarar bununla da bitmiyor. Büyük kulüplerin yönetici katındaki kişilerin kendi aralarındaki çapsız tartışmalar, medyada, ilk sırada yer alıyor ve işin temeli olan futbolun önüne geçiyor.
Türk futbolunun nefes almasını sağlayan yayıncı kuruluş da futbolda her gün artan kalitesizlik nedeniyle büyük zarara uğruyor. Üstelik bu zarar sadece bugünü değil, geleceği de ilgilendiriyor. İşler bugünkü gibi devam ettiği sürece bundan sonra yayıncıların bu işe ne kadar para yatıracağını sanıyorsunuz? Hatta ihaleye girecek yayıncı kuruluş bulabilecek misiniz? Ben hiç tahmin etmiyorum.
Ben, Digitürk'ün sahibi Mehmet Emin Karamehmet'in yerinde olsam, önce şunu söylerdim "Ben kulüplere senelik 160 trilyon lira ödemekle mükellefim. Türk futbolunun önünü açabilmek için ekonomik krize rağmen, her türlü fedakarlığı yaparak mucizeleri zorlayarak kulüplerin hakkını veriyoruz. Bunun karşılığını alamamaktan büyük sıkıntı duymaktayız."
Herkes bunu düşünmeli
Süper Lig maçlarının yayını, şirkete 160 trilyon liralık maliyetle kalmıyor. Kulüplere ödenen bu paranın haricinde diğer giderleri de kattığınız zaman rakam 200 trilyon liraya dayanıyor.
Yine Mehmet Bey'in yerinde olsam, öncelikle Şansal Büyüka, Erman Toroğlu, Lig TV'nin başındaki Ferhan Tezcan, şirket müdürleri, Futbol Federasyonu Başkanı, MHK Başkanı, kulüp başkanları ve medyadaki spor müdürlerini toplar ve şöyle sorardım "Oynanan bu futbolu siz beğeniyor musunuz? Bu futbol, ödenen bu kadar büyük meblağa değer mi? Her geçen sene kulüplerin yanlış yönetilmesi sonucunda bizim gelirlerimiz düştüğü sürece bu işin içinden çıkamayacağız."
Bu toplantıda futbolu kaliteli, zevk veren, heyecan duyulacak bir yapıya taşıyabilmek için tartışma başlatırdım. Burada tabii ki en ağır sorguyu, yayın hakkının bu kadar pahalı olmasına neden olan, havuzdan en yüksek paraları alan ve futbolu çirkinleştirerek ürünü kalitesizleştirmekte de önder olan üç büyük kulübe uygulardım.
Gazeteler daha çok futbolla yaşamlarını idame ettiriyorlar. Peki Türkiye'de futbol sevgisi azaldığı ya da hiç kalmadığı zaman medyadaki çalışanlar ne olacak?
Artık herkes, yöneticisinden futbolcusuna, teknik direktöründen medyasına kadar herkes, bu konuyu oturup düşünmek zorunda. Medya içinde birkaç tane kendi reytingi uğruna şarlatanlık yaparak gündem belirleyip yaşamlarını idame ettiren Türk futbolunun gelişmemesi için her türlü eleştiriyi yazarak kendi önlerini açmaya uğraşanlar var. Bunlara hep birlikte karşı çıkılmalı.
Hiç samimi değiller
Fair-play'i savunan ve bu sayede ödül alan Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın, sözlerinin arkasında durarak, ilkeli davranmaya devam ediyor. Az da olsa ters davranışlar içinde bulundu. Ama bu futbol arenasında tek kişinin fair-play'i savunması yetersiz. Çünkü genel olarak futbolun içine baktığınız zaman, menafatler szözkonusu olduğunda ne verilen söz ne de samimiyet kalıyor...
Tabii, Sayın Canaydın'ın bu konuda ısrarcı olması, ve yandaşlarının çoğalması sonucunda bir çıkış yolu bulunması sözkonusudur. Bundan önce, daha çok da üç büyük kulüp başkanı ve yöneticilerinin samimi yemekleri, toplantıları, insanları yanıltıcı yöndeydi. Çünkü hiç birisi orada verdikleri sözlerin arkasında durmadı.
Canaydın'ın, kendi camiasından ağır eleştiriler almasına rağmen, kendini feda ederek fair play'in yanında olacağını ve ısrar edeceğini, şartlar ne olursa olsun değişmeyeceğini söylemesi suç mu?
Bilgili'nin yanlışı
Sayın Serdar Bilgili, Özhan Canaydın'a ödülünden dolayı tebrik edip, "Ben olsaydım Fenerbahçe maçında o alkışı yapamazdım. Sayın başkan çok samimi ve hepimize örnek olacak davranışlarda bulundu. Ancak ben onun kadar iyi niyetli olamam" dedi.
Pek şöyle demesi gerekmiyor muydu "Sayın Canaydın'ı destekliyoruz. Her zaman yanındayım. Fair-play ruhunu yaşatabilmek için bu tür destekçilerinin çoğalmasını dilerim."
Yüz yılı devirmiş kulübün başkanının, Canaydın'ın yanında olması gerekirken, kaçak dövüşü tercih etmesi de ne derece ciddi olduklarının açık belgesidir.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|