kapat
25.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL

EMRE AKÖZ


'Self service' tesettür

Tercüman yazarı Gülay Göktürk'ün Yeni Asya gazetesinde bir söyleşisi çıktı. Soru ve cevaplarda bir sorun yoktu. Ama o da ne? Göktürk'ün kısa olan tişört kolları uzatılmıştı! Yani fotoğrafa 'tesettür' uygulanmıştı. Gazete epey tepki aldı. Birçok köşe yazarı yapılanı kınadı, eleştirdi, dalga geçti.

****

Bilgisayarlarla haşır neşir olmayan okurlarımız için bu işin nasıl yapıldığını özetleyelim.

Efendim 'photoshop' isimli bir program var. Bu program eski usul 'fotomontaj' tekniğinin çağdaş ve yetkin bir biçimi.

Önce fotoğrafı dijital hale getirerek bilgisayar ekranına yerleştiriyorsunuz. Sonra programı harekete geçiriyorsunuz. Göktürk'ün tişört kolunu uzatmak mı istiyorsunuz? Zor değil. Tişörtün diğer bölümlerinden aldığınız uygun görüntü parçalarını kolun üstüne yerleştiriyorsunuz.

'Photoshop'u bir ressam kadar maharetle kullananlar var. Öyle ki insan 'Aa benim böyle uzun kollu bir tişörtüm mü varmış' diye düşünülebilir.

Teknoloji İyi mi, kötü mü?
'Photoshop' birçok alanda kullanılıyor. Özellikle de medyada... Diyelim ki bir mankenin erotik fotoğraflarını çektiniz. Görüntülere dikkatlice baktığınızda kadının sırtında bir sivilce olduğunu fark ettiniz. 'Photoshop' ile hiç sorun değil Sivilceyi iki üç dakika içinde yok edebiliyorsunuz.

Her teknoloji gibi 'photoshop' ve benzeri programlar; iyi niyetli, olumlu, ahlaklı bir biçimde de kullanılıyor; kötü niyetle, olumsuz ve ahlaksızca da...

Örneğin benim bildiğim kadarıyla National Geographic dergisi dijital makinelerle çekilmiş fotoğrafları 'üzerinde oynama olabilir' kaygısıyla kabul etmiyor. İlle de 'dia' denilen 'saydam' filmlerin kendisine gönderilmesini istiyor.

Fotoğrafını örten kadın yazar
Yeni Asya gazetesinin yaptığını ben de doğru bulmuyorum. Madem o kadar titizsin, fotoğrafı hiç koyma ya da sadece Göktürk'ün yüzünü kullan söyleşide.

Neyse... Bu arada bir soru Peki siz kendi kendini 'kapatanların' da olduğunu biliyor musunuz?

Efendim Göktürk gibi eskiden Sabah'ta çalışan bir kadın yazar vardı. Yazısı taşra baskısına girdikten sonra üzerinde bin bir değişiklik yapardı. Hem de evinden; uzaktan kumandayla. Üstelik bir değil, iki değil; her seferinde! Gazete bitmiş, millet evine gidecek ama ne mümkün... Editör ve sayfa sekreteri arkadaşlar illahlah demişlerdi.

Baktım yine bir gün bizim çocuklar küfür edip duruyor. Yahu ne oldu? Yine mi değişiklik var? "Yok abi" dediler, "bu kez durum farklı." Nedir? O gün köşede yazarın, yanılmıyorsam, ünlü bir siyasetçiyle yemek sırasında çekilmiş fotoğrafı yer alıyordu. Ancak yazar bunu 'açık' bulmuştu. Sonuç Bizim çocuklar açmışlar photoshop programını harıl harıl elbisenin kullarını uzatıyor, göğüs dekoltesini kapatıyorlar (ki bence hiçbir gereği yoktu, gayet makul bir görüntüydü). Allah'tan elbise siyahtı da yazarın "self service tesettürleme" operasyonu kısa sürdü; çocuklar vakitlice çıkıp evlerine gidebildiler.

****

Diyeceğim şu; Çağdaş teknoloji gerçeği sanallaştırıyor, sanal olanı gerçek haline getiriyor. Bu da eski değerlerimizi gözden geçirmemizi gerektiriyor. Göktürk'ün fotoğrafının tesettüre sokulmasını yanlış buluyoruz. Peki ya kendini tesettüre sokmak? O doğru mu? Bence son derece ilginç bir tartışa konusu...

'Araçlarımız neye göre çekiliyor?'
Otoların çekilmesiyle ilgili dünkü yazımıza birçok mesaj geldi.

Hemen söyleyeyim Kimse "Yanlış ya da yasak yere park edilmiş araçlar Trafik Vakfı tarafından çekilmesin" demiyor. Özellikle İstanbullu her aklı başında sürücü trafik akışını engelleyen araçlardan şikayetçi. Ne var ki araçların hangi ölçütlere göre çekildiğini bilmek istiyorlar.

Yakınmaların çoğu yukarıdaki 'ölçüt' (kriter) konusunda. Okurumuz Yusuf Ünal meseleyi derli toplu ifade etmiş

****

"Çekicilerin keyfi davranmalarını 'maksat çalışıyor gözükmek' şeklinde değerlendiriyorsunuz ama bence durum daha vahim.

Yangından mal kaçırır gibi araç topluyorlar. Tavırlarını ve psikolojilerini iyi gözleyin. 'Araç sahibi gelmeden bir an önce sıvışalım' derdindeler. Sanki amirleri bir kota koymuş, 'her gün şu kadar araç toplayacaksın' diye ya da parça başı çalışıyorlar gibi, hatta otopark idaresinden komisyon alıyorlar gibi bir izlenim oluştu bende. Evimin önünden, trafiği en ufak bir şekilde dahi engellemeyen ve de 'park yapılmaz' tabelası da bulunmayan yol kenarından her gün onlarca araç 'kaçırılıyor'.

Şimdi şu sorulara cevap arıyorum

1) Araç çekmedeki kriterler nelerdir, çekici ekibin keyfine ve insafına mı kalmıştır?

2) Aracı geri almak için ödenen miktar memura dil dökmenize bağlı olarak neden değişiyor?

3) Kimi zaman aracın camından bir tel sokarak kapısını açıyorlar. Bu yasal mı?

4) Araçları hoyratça ve özen göstermeden kaçırırcasına götürüyorlar. Oluşabilecek hasarları karşılayacak bir sistem var mi?

5) Vatandaş geldiğinde aracını bulamayıp beyninden vurulmuşa dönüyor. Aracın çekildiğini bildirecek bir yöntem geliştirilemez mi? Uyarı anonsu çok nadir yapılıyor.

6) Çekilen araçla ilgili şikayetimizi nereye yapacağız? Yapsak ne cevap alacağız?

7) Trafik Vakfı toplanan bu paraları ne yapıyor?"

Ben okurumuzun 1, 3, 4 ve 5 numaralı sorularını özellikle önemsiyorum. Konuya ilgi büyük; önümüzdeki günlerde devam ederiz...

HELAL OLSUN ZÜLFÜ LİVANELİ'YE!
Kaç kere yazdık "Mazoşizm" demek yanlıştır. Kelime Sacher-Masoch'un adından türetilmiştir. 'Masoch'un okunuşu ve Türkçe yazılışı 'Mazoh'tur. Dolayısıyla doğrusu Mazohizm'dir... Türk cinsellik literatürüne önemli katkılarda bulunan Attila İlhan, Haydar Dümen ve Hulki Aktunç'un kitaplarında kelime 'Mazohizm' olarak geçer. Hadi bana inanmadınız; onlardan daha mı iyi biliyorsunuz? Ama bizim medyacıların çoğu okumaz, duyduğunu tekrarlar (TDK Sözlüğü ise ayrı bir skandaldır). Bir tek Zülfü Livaneli dünkü yazısında doğrusunu kullandı.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır