kapat
25.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL

MEHMET BARLAS


Liberal demokrasi, tüm sorunların çözüm yoludur!..

Gerçekten Türkiye'nin kemikleşmiş "Kriz Konuları"nın çözümlenmesini istiyorsak, hiç taviz vermeden, Liberal Demokrasi'yi egemen kılmalıyız..

Din ve devlet ilişkilerinin sağlıklı bir zemine oturması da, Kürt Realitesi'nin "Tehdit" olmaktan çıkması da, ekonomik gelişmişliğe ulaşılabilmesi de, ancak Liberal Demokrasi içinde mümkün olabilir.

Bir ülkenin ekonomik kaynaklarını oluşturan değerlerin çoğu devlet tasarrufunda olduğu zaman, topluma ve bireylere düşen pay, ülkenin gelişmesine yetmez..

Kredilerin çoğu devlet tarafından kullanıldığı zaman, girişimcilerin yatırım yapmaları zorlaşır.

Toprakların çoğu kamu mülkiyetinde olduğu zaman, bireyler ve toplum, hep, sığıntı veya işgalci durumunda olur.

Millet zengin olmadan, devlet de zengin olmaz.. Devlet sadece büyür.

Aynı durum, laikliğin konumu ve dinin siyasallaşması için de geçerlidir.

Eğer devlet adına siyaseti ve hukuku egemenliklerine alan bir kişi veya bir oligarşik sınıf varsa, toplumun sığınacak tek olgusu "din" olur.

İnsanlar, yeryüzündeki sorunlarına, ya "siyaset", ya "hukuk" yoluyla çözüm ararlar.

Eğer toplumlar, siyasetin de, hukukun da, imtiyazlı bir azınlığın malı olduğunu düşünmeye başlarlarsa, yeryüzündeki sorunların çözümünü, ya inançlar yoluyla, ya isyanla, ya da inkarcılıkla bulmaya çalışırlar.

İslamın ağırlıklı inançları oluşturduğu coğrafyalarda, devleti ve toplumu, demokrasi değil, despotik rejimler birbirine bağlıyor.

Bu coğrafyalarda, başarısız yönetimleri, seçimler yoluyla değiştirmek pek mümkün olmamaktadır. Bu ülkelerde "muhalefet", genellikle bir suçun karinesidir.

Sonuçta, kitlelerin mutsuzluğunun sığınma noktası, İslam olmaktadır.

Ve İslam, giderek siyasallaşmakta, radikalleşmektedir.

Dünyada kimsenin, "Zaten İslam dini, çağın gerçeklerine uymuyor" demeye hakkı yoktur.

İslam, en yeni, en son, en çağdaşa yakın dindir.

Bu açıdan Musevilik de, Hıristiyanlık da, köktenciliğe daha yatkın inanç sistemleridir. Bunun kanıtlarını, yobaz Yahudi cemaatlerinde ve Ortaçağ Katolik rejimlerinde, çok kolay bulabiliriz.

Ancak, Batı dünyasındaki liberal devrimlerle, halkın yönetime katılması, yönetimleri değiştirebilmesi mümkün olmuştur. Bu şekilde din, toplumun kutsadığı ve insanların uhrevi huzuru bulduğu, vazgeçilmez yerine oturmuştur.

İslam coğrafyasında ise, ya despotlar dini, kendi iktidarlarını halka karşı korumak için kullanmışlardır ya da kendilerini modern olarak sunan despotlar, halkı köktendinci olarak gösterip, rejimlerini silah zoruyla pekiştirmişlerdir.

Bunu Baasçılar'ı, Suudi Vahabizmi'ni, İran'ı, Pakistan'ı inceleyerek görebilirsiniz.. Veya Mısır'ı, Tunus'u ele alabilirsiniz.

Türkiye'nin şansı, çok partili demokrasiye geçebilmiş olmasıdır.

Bu demokrasiyi, eksiksiz bir "Liberal Demokrasi" haline getirebilirsek, toplumun siyasal düşüncelerini özgürce ifade etmek için, dini siyasallaştırmasına gerek kalmayacaktır. Siyasal İslam, marjinalleşecektir.

Avrupa'nın yüzyıllar boyunca yaşadığı eziyetli ve din savaşlarına da sahne olan süreç, bizim coğrafyamızda yaşanmayacaktır.

İslamiyet, Ortadoğu yerine Avrupa'dan çıksaydı ve Hıristiyanlık İslam coğrafyasındaki despotik rejimler içinde varlığını sürdürseydi, bugün bütün dünya, köktenciliği Hıristiyanlık içinde arardı.

Türkiye'de aklı başında olan insanlar ve düşünce odakları, devleti halka, inançlara ve toplum mozayığına karşı nasıl koruyacaklarını değil, Türkiye'de liberal demokrasiyi eksiksiz biçimde nasıl yaşatacaklarını aramalıdırlar.

Halkın, inançlarından veya farklılıklarından ötürü feshedilmesi ya da yok sayılması mümkün değildir.

ÅžAKA

Yargıtay'da seçim!.
Yargıtay 8'inci Daire Başkanı'nı seçmek için yapılan 100'üncü tur oylama da, sonuç alınmadan bitmiş..

Acaba, olayı Yüksek Seçim Kurulu'na götürüp, bazı adayların seçime katılmasını engellemek, çözüm getirir mi?

Biz hep böyle yapmaz mıyız?

BEDELLİ ŞARTTIR

Askerlik 4 aya inmelidir!.
Askerlik sürelerinin kısaltılması, elbet önemli bir gelişmedir..

Ama yeterli deÄŸildir.

Hasan Celal Güzel, dünkü "Tercüman"da, olması gerekeni yazmıştı.

Şöyle diyordu güzel

1- Zorunlu askerlik hizmeti 4 aya inmelidir.

2- Bedelli askerlik -yurtdışındaki vatandaşlar haricinde- kaldırılmalıdır.

3- Devamlı ordu, profesyonel uzman kadtrolardan meydana gelmelidir.

Askerliğin 4 aya indirilmesi halinde, bedelli askerlik uygulaması elbet kaldırılabilir..

Ancak şu anda yapılan indirimlere rağmen, nüfusu yılda 1,2 milyon artan bir ülkede, askerlik çağına gelen herkesin 15 ay silah altında bulunması da, çok uzun bir süredir.

Ekonomik kriz sonucu milyonlarca insanın işsiz bulunduğu bir ülkede, bedelli askerlik fırsat eşitsizliği değil, ekonomiye kaynak sağlayacağı için, kamuya ekonomik fırsatlar yaratır.

Genelkurmay'ın reform adımları atması, tabii ki olumludur.. Ancak bu adımlar, dünyadaki değişime paralel hızda olmalıdır..

20-30 yıl sonra hedefine ulaşacak reformlar sadece zaman, kaynak ve ümit kaybına sebep olur.

Mesajlarınız için: mbarlas@sabah.com.tr


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır