kapat
25.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL

HINCAL ULUÇ


Hukuksuzluk mu.. Hıncal Hukuku mu?..

Adnan Ekinci devamlı okuduğum yazarlardan.. Radikal'de.. Niye devamlı okuyorum.. Bir defa esprili, rahat, kolay okunan bir üslubu var. İkincisi, bu ülkede pek sevimli bulunmadığından olacak pek yazılmayan hukuk konularında yoğunlaşıyor. Avukat diliyle Güzin Ablalık yapanlarla karıştırmayın sakın..

Üçüncüsü de ara ara bana takılıyor.. Ama şirin takılıyor..

Bu defa da öyle yapmış, ama galiba ipin ucunu biraz kaçırmış..

"Hıncal Uluç Hukuku" başlıklı yazısında pek fikir yok.. Pek benim ileri sürdüğüm fikirlere yanıt da yok.. Ne var?..

Dalga geçmek istemiş.. Benimle dalga geçmek istemiş.. Bab-ı Ali'nin üç köşe yazarından birinde olan bu duyguya kendini kaptırmış..

Ben kapkaç olaylarının nasıl bir çılgınlık aldığını anlatıp, önlem istemiştim..

Beni öteki yazarlardan ayıran en büyük özelliğim, bir şeyi eleştirirken, çözüm de öneririm..

Bu defa da öyle yaptım.. En aykırı önlemlerden örnekler getirdim ki, istenirse nelerin yapılabileceği hakkında herkesin fikri olsun..

Bu arada, suçlu haklarını savunmak, ama masum insanları kaderleri ile başbaşa bırakmak anlamına gelen yeni CMUK Yasası ve sık sık çıkan "Af"lara da eleştiri getirdim.

Ekinci, benim anlattığım her şeyi "miş.. muş.." diye naklediyor. Yani böyle bir şey yok.. Hıncal'ın yazdıkları masal..

İstanbul'un çepeçevre gettolarla sarıldığı, büyük nüfusun gettolarda oturduğu masal.. Ekonomik kriz masal.. Kriz yüzünden aç kalan insanların, nerdeyse cezası olmayan kapkaçlara yöneldikleri masal.. İstanbul başta büyük kentlerin kanunsuzlar için bir kolay para cenneti, hukuka saygılı vatandaşlar için bir kapkaç cehennemi olduğu masal.. Kapkaççı saldırısına uğrayanların, öldükleri, ağır yaralandıkları, ruhsal ve vücutsal sakat kaldıkları masal..

Olayın acil çözümler gerektirecek boyutlara ulaştığı masal..

Peki doÄŸru ne?..

Ekinci onu yazmamış..

Fikir ne?.. Yok.. Yanıt ne?.. Yok.. Çözüm ne?.. Yok..

Peki yazı niye yazılmış o zaman..

Hıncal'a saldırmak için..

Buyur saldır o zaman Adnan Kardeşim.. Biz alışkınız da, üzgünüz..

Hukuk yazıları yazan ender adamlardan birinin, en kötü Hıncal Hukuku'nun da hukuksuzluktan daha iyi olduğunu bilmeyişine üzgünüz.. Hıncal'a saldırma uğruna, hukuksuzluğun savunulmasına, hem de bunu bir hukuk adamının yapmasına üzgünüz..

Üzgünüz oğlu üzgünüz..

Halkın gazetesi olmazsan, satamazsın!..
Ekinci'nin yazısının hemen ardından Emniyet Genel Müdür Muavini Feyzullah Arslan bir açıklama yaptı..

Polis kayıtlarına geçen kapkaç olaylarının sayısı, ayda bin.. Ayda bin çanta kaçırılıyor.. Ayda bin vatandaşımız ölüme varan saldırılara uğruyor..

Günde 35!..

Bu kayda geçeni.. Başarısız olunca vatandaş şikayete gitmiyor, çantayı kurtardı ya, bir de niye sürünsün.. Hatta kaptıran da gitmiyor.. Gitse sürünecek. Çünkü sonuç alınmayacağını biliyor.. Polis hangi birini yakalayacak, yakalasa ne olacak?. Gazetede okuyor, TV'de izliyor. Boş.. Bu ayda bine, siz en az bin de, kayda geçmeyen olay ekleyin..

Durum o kadar dehşetengiz.. O kadar korkunç..

Gazeteler "Kapkaççıya teslimiz" diye başlıklar atıyor. TV'ler kan revan içinde, parmağı kopuk, kolu kırık insanlar, cesetler yayınlıyor..

Hükümet ses çıkarmadan oturuyor.. Bu işi bıçak gibi durduracak, sokakları gene yaşanır hale getirecek hiçbir eylem yok..

Adalet Bakanı'na ismen "Sorumlu sizsiniz" diye çağrı yapıyor ve mücadeleyi etkili hale getirecek yasa istiyoruz..

Cemil Çiçek, ölüm sessizliğinde.. "Görmem.. Duymam.. Söylemem"i oynuyor..

Adnan Ekinci benim gibi "Masum.. Hukuka saygılı vatandaşlar"ın safında yer alacağına, Cemil Çiçek'in bedava avukatlığına soyunup, Hıncal'la dalga geçiyor..

Bu ülkede sorunlar niye çözülmüyor?.. Çünkü senin medyan bu..

Bu ülkede gazeteler niye satmıyor?. Vatandaş kendisine düşman gazeteyi alır mı?.

Hırsızı, uğursuzu, katili, çapulcuyu bu kadar şiddetle savunan bir başka ülke medyası bilmiyorum.. Bu kadar az satan bir başka ülke medyası bilmediğim gibi..

Dikkat buyurun.. Makaleleri, haberleri iyi okuyun. Bu ülkede insan hakları yok.. Suçlu hakları var..

****

Yeni Asır bir bölge gazetesi.. Pazar günü, kapkaç ve uyuşturucu dehşetine karşı bir kampanya başlattı.. Birinci sayfadan.. Muhteşem.. Okurken Osman Gencer ve arkadaşları ile gurur duyuyorum.. Ne yazık ki, yerel gazete Yeni Asır.. Sesi başkent Ankara ve pay-i taht İstanbul'a pek ulaşmaz..

Peki bu kampanyayı niye Sabah açmaz?.. Niye Sabah, kapkaç ve uyuşturucu cehennemine çözüm alana dek böylesine bir savaşa girişmez?.. Sabah niçin vatandaşı yanına almaz ve "Allah razı olsun Sabah'tan" dedirtmez?.

Niye vatandaş "İşte Sabah.. İşte benim gazetem bu.. Çünkü benim hakkım, benim hukukum, benim canım, benim malım, benim çocuklarımın sağlığı ve mutluluğu için savaşıyor.. Sonuç da alıyor" dedirtmez?..

Sabah niçin satış için durmadan promosyon düşüneceğine, halka sahiplenmeyi onun için savaşmayı göze almaz?..

Sabah niçin dünyada tiraj patlaması yapan gazetelerin öykülerini araştırmaz, onların niçin milyonlar sattığını soruşturmaz?.

Niçin?..

Niçin?..

Çizgi filozofları..
Sönmez..Servet.. Hale.. Bu üçü ile doğrudan ilişkiliyim.. Kendi köşeleri var, o ayrı.. Benim yazılarım içindeki vinyetleri bu arkadaşlar çiziyorlar.. Ve de kendilerine zaman verildiğinde öyle şeyler çiziyorlar ki, benim yazı sönüyor.. Yazıdaki fikri çok daha güzel anlatan çizgiler bunlar.. Sanki esas o çizgiler, ben de onlar üzerine yazmışım gibi..

"Mizah yorum değildir" diye çok aykırı bir görüşle ortaya çıkan Sevgili Emre nasıl yanılıyor.. Bu vinyetler bile yorum.. Hem de nasıl yorum!..

Sönmez Karakurt, bizim gazetedeki "Enstantaneler" başlıklı enfes hicivlerini "Hayatı Erteleyen Adam" diye kitaplaştırmış..

Enstantane bir fotoğraf çekiyor Sönmez.. Sonra başlıyor, gözden kaçan ayrıntıları gözünüze sokmaya..

O zaman anlıyorsunuz, Sönmez nasıl hayattan tipler seçiyor.. Nasıl hergün gördüğünüz, ama farkına varmadığınız ayrıntıların altını çiziyor..

Bu kitap masanın başında, yatağın ucunda olacaklardan..

Bir anlık teneffüs için, "Kitaplardan fal tutar" gibi bir sayfa açın.. Bakın, okuyun.. Keyiflenin.. Düşünün..

Yeri gelmiÅŸken, Emre'ye..

Genç yazar oyununun ilk gecesine davet etmiş George Bernard Shaw'u.. "Üstad, sizin fikirleriniz benim için öyle önemli ki.. İzleyin ve eleştirin" diye..

Perde kapanınca, üzgün ve kırgın üstada koşmuş..

"Yorumlarınız benim için öyle değerli olacaktı ki.. Oysa siz üç perde boyu uyudunuz!.."

Gülmüş Üstad..

"Genç dostum" demiş.. "Uyumak da bir yorumdur.."

Depozit kazığı..
Depozit Kazığı nedir diye soracağınızı sanmıyorum.. Bu kazığı yememiş yoktur herhalde içinizde..

Evinize bir tesisat kurduğunuzda, sabit tesisler için bir para ödersiniz.. Ya da kullandığınız suyu, gazı, elektriği, kiraladığınız evi, iş yerini bırakıp kaçma ihtimaline karşı peşin para..

İşiniz bitince depoziti geri alırsınız..

Yani ben çocukken öyleydi.. Çünkü depozit diye yatırdığınız 10 lira, on sene sonra gene üç aşağı beş yukarı 10 lira olurdu.. Şimdi öyle mi?.. Enflasyon öyle hızla geçiyor ki, 5 yıl önce bir para olan depozito, bugün peşine bile düşmenize değmeyecek bir değersiz kağıda dönüyor. Depoziti bırakıyorsunuz.. Size belki damla.. Ama alanlara, damlaya damlaya göl..

Efendim Ali Dam nam vatandaş İpragaz'dan 1999'da bir gaz tankı almış.. 335 milyon lira da depozit ödemiş..

Gelmiş 2003.. Sözleşme bitmiş.. Tank geri verilecek, depozit geri alınacak..

1999'un 335 milyonu bugün kaç para geçin.. O tank olmuş 800 milyon lira falan..

Ali Dam, ne faiz istiyor, ne de gerçek değeri.. "Alın tankı, verin benim 335 milyonu.."

Önüne bir sözleşme koyuyorlar..

"Bu imzamla doğrularım ki, İpragaz'dan hiçbir alacağım kalmamıştır.."

Ali Dam imza atacak ama, önüne konan para 135 milyon lira.. 200 milyonu deveye mi yüklediler?.. Yok canım.. Kamyona.. Nakliye ücreti imiş..

335 milyon deÄŸerindeki tank 200 milyona nakledilecek..

Vay anasını sayın seyirciler..

Ve de İpragaz yetkilileri.. Ne olur telefona davranmayın.. Ne olur bana açıklamalar yapmaya teşebbüs etmeyin..

Ya verin vatandaşın parasını.. Ya da yasalardaki boşlukların size tanıdığı hakkı kullanıp, 135 milyona geri alacağınız tankı, 800 milyona yeni müşteriye depozitleyin..

Benim derdim sizinle deÄŸil zaten..

Ülkedeki yasaların nasıl çağ dışı kaldığının, vatandaşın Allahın günü göz göre göre nasıl yasal kazıklar yediğinin altını çizmekle meşgulüm..

İpragaz Genel Müdürü'nün kendisi bile, bir yerlerden depozit kazığı yemiştir mutlak.. İddiaya girerim.

Trafik ışıkları değişmeli..
Bunlar hain.. Bunlar alçak.. Bunlar ülkeyi içinden vurmak, halkımızı bölmek için halkın beynini yıkayan kökü dışarda ajanlar..

Günde ortalama kaç kez trafik ışıklarına baktığınızı düşünün..

Yüz mü?.. Bin mi?..

İşte beyin yıkama bu..

Ne renk bu ışıklar?..

Kırmızı.. Sarı.. Yeşil.. Nedir bu üç renk..

Kürt bölücülerin simgesi.. Bu üç renge baktınız mı, siz de ayrılıkçı olursunuz.. Elinize silahı alıp dağa çıkarsınız..

Yeşil, kırmızı, sarı yan yana, Kürt propagandasının dik alası..

Yoo.. Ülkesini sevenler.. Gördüğünüz her trafik lambasını savcılığa ihbar edin.. Her trafik lambasına saldırın, parçalayın, yok edin..

****

Yuvarlak kafasında sivri zeka taşıyan bir öğretmen (Kim ona, nasıl diploma vermiş acaba), bir tiyatro oyununda dekor diye kullanılan bir kapı sinekliğinde, yani yukardan aşağı inen perde gibi şerit ve de boncukların renkleri arasında yeşil, kırmızı ve sarı renkleri görünce "Vay Kürtçülük propagandası" diye ihbarda bulunmuş..

Bu ülkenin kolluk güçleri, savcıları ve yargıçları adamı "Üşüttü" diye derdest akıl hastanesine yollayacaklarına, ya da "Mahkemeleri fuzuli işgalden" ibret-i alem dava edeceklerine, ciddiye almışlar.. Ve demişler ki..

Sıkı durun, demişler ki..

"Bu bizi aşar.. Bu ülkeyi bölmeye yönelik çete kurma suçu olduğundan Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne gitmelidir.."

Dekor diye kullanılan sineklik, DGM'de iyi mi?..

Peki bu binlerce, yüz binlerce trafik lambasının yıkadığı beyinler ne olacak?..

Uyum yasası, masası laf.. Bu kafalar yasa ile değişmez..

Bu kafalarla AB'ye falan da girilmez.. Girersek rezil oluruz!..

SEVDİĞİM LAFLAR
"Yakışıklı Prens bulmanın yolu, bir sürü çirkin kurbağayı öpmekten geçer...!

Anonim

(Teşekkürler Yıldırım)

TEBESSÜM
Kadın sevgilisiyle birlikteyken kocasının eve girdiğini duyar.

-Çabuk! Köşeye geç, der. Adamın her yerine bebek yağı sürer, üzerine de bebe pudrası serper.

-Sakın kımıldama ve heykelmişsin gibi davran!

-Bu nedir? hayatım, diye sorar kocası kapıdan girer girmez.

-O mu? Sadece bir heykel. Smithler yatak odaları için bir tane almışlardı. O kadar sevdim ki bir tane de ben ısmarladım.

Gece saat iki gibi koca kalkar ve mutfağa gider, elinde bir sandviç ve bir bira ile geri döner.

-Al bakalım, der, bir şeyler ye. Ben 3 gün boyunca Smith'lerde aptal gibi dikilirken kimse bana bir bardak su bile vermemişti.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır