|
 |
|

MUHARREM SARIKAYA
AB'nin taşlı yolu şimdi başlıyor
Türkiye, AB sürecinde bugüne kadar hep siyasi konularla ilgilendi. Sanki AB'ye uyum sağlamak için Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmek yetiyormuş yaklaşımı sergilendi.
Siyasi kriterler dışında, diğer alanlarda AB uyumunun sağlanmasına, "Nasıl olsa zamanı gelince bakarız" denilerek gereken ilgi gösterilmedi.
Kopenhag Kriterleri ile ilgili işleri gerçekleştirecek adres de belli idi; siyasiler ve siyasi otorite de...
Siyasi otorite bu konuda üzerine düşeni ağır aksak da olsa bir anlamda yerine getirdi.
Özellikle 1995 yılından sonra, siyasi otoritenin kararlılığı sonucu, bu konuda hızlı adımlar atıldı.
İçinde çok önemli maddelerin paketler halinde yer aldığı 8 ayrı Anayasa değişikliği gerçekleşti.
Koalisyon hükümeti döneminde dahi bu adımların atılmasında fazla sorun çıkmadı.
Mevcut hükümet de Kopenhag Kriterleri doğrultusunda hızlı adımlar atmakta geri kalmadı.
Özellikle Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Başbakanlığı döneminde, birçok düzenleme diyalog içinde Meclis'e sevk edildi ve yasalaşması sağlandı.
Bir anlamda işin ağır yükünü siyasiler taşıyıp, belirli bir yere kadar getirdi.
Asıl iş şimdi
Siyasiler için iş henüz bitmiş değil.
Hatta, en kritik konuların bu dönemde çözümlenmesi gerekiyor.
Koyundan post çıkarmak gibi, gövde yüzüldü, asıl zor olan kuyruğun çıkarılmasına gelindi. Her şey bu noktada da sonuçlanmıyor, asıl bundan sonrasında işin ağır yükü başlıyor.
AB Genel Sekreterliği ve Dışişleri Bakanlığı'nın birlikte hazırlandıkları Ulusal Program'da yer alan taslak maddelere bakıldığında da bu net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Nedeni de bundan sonra bu yüke omuz vermesi gerekenlerin sadece siyasiler olmaması. Özellikle bürokratlar ve toplumun her kesiminin elini taşın altına sokma dönemi başlayacak.
Akla dahi getirilmekte zorlanılan birçok konuda tebliğler ve uygulama yönetmeliklerinin, standartların çıkarılması ve hayata geçirilmesi gerekecek.
Örneğin, 2005 yılı sonuna kadar "Hayvanların taşımacılığına ilişkin ruhsat" düzenlemesinin yapılması gerekiyor.
Türkiye her ne kadar bu konuda önemli bir mesafe kazandığını Sivas'ta Ferhat adı verilen bir danayı taksi ile taşıyarak göstermiş olsa da bu yetmiyor. Hatta, dana Ferhat'ın taksi ile taşınma yöntemi dahi AB mevzuatına uymuyor. AB'de hayvanlar nasıl taşınıyorsa, bundan sonra Türkiye'de de aynı standart içinde taşınması gerekiyor.
Ağılların AB standardına çıkarılması ve bunlara ilişkin yönetmelik ve tebliğlerin hazırlanması da bir başka zorunluluk. Karayollarının belirli bir standarda çıkarılmasından, yol işaretlerine, geçiş güzergahlarının şekline kadar her şeyin bir standarda bağlanması şart.
Reçel, jöle, marmelat ve tatlandırılmış kestane püresi bile tebliğe bağlanıyor.
İşlenmemiş sütün donma noktası dahi tebliğle belirlenecek.
Kuşkonmaz, kabak, pırasa, domates, salatalık, patates için bile ölçü standardı olacak.
Hatta gürültü dahi bir standartta yapılabilecek. Ulusal Program ekonomik konularla yukarıda sayılanlar gibi toplam 464 konu başlığında 2005 sonuna kadar düzenleme yapacağını AB'ye vaad ediyor.
Bürokratik değişim şart
Peki, iki yıl gibi kısa sürede bu kadar çok düzenleme ve standart getirilip uygulamaya konulabilir mi?
Bakanlıkların, hatta birçok kamu kuruluşunun 1987'den bu tarafa AB Dairesi veya Şubesi'nin bulunduğu varsayılırsa, bunların da çoktan hazırlanmış ve olmuş bitmiş olması gerekiyor. Oysa, yaşanan gerçek bunun tam tersini gösteriyor.
AB Genel Sekreterliği üzerinde DPT direnişi sürerken, bakanlıklardaki AB ile ilgili birimler de sürgün yeri haline gelmişken, bu birimlerde AB'nin ilgili birimleri ile teması sağlayacak dil bilen bir memur dahi bulunmazken, düzenlemelerin iki yıl içinde gerçekleşmesi de zor. Bunun için önce zihniyet, ardından bürokrasinin çalışma yöntemi ve usulü ile ilgili devrimin yaşanması gerekiyor.
Yoksa bu kadar yapılanın heba olacağı bugünden görülüyor.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|