|
 |
|

ALİ SAYDAM
Kristal Elma ortasından çatlamak üzere
Serdar Erener'i iletişim dünyasında tanımayan yoktur. Sevenleri kadar sevmeyenleri de çoktur. Hakkıyla kazandığı başarılarından güç alarak işine, kendi deyimiyle 'bir rençper gibi' asılır. Çevresine de pek müdanaası yoktur. Garanti Bankası, Turkcell, Arçelik gibi büyük şirketler, onun işleriyle hedeflerine daha da yakınlaşmışlardır...
Doğru bildiğini, lafın nereye gideceğini pek hesap etmeden 'küt' diye söyler. Eyyamcılığına rastlamadım. Güzel işler kadar, hatta belki de ondan daha çok, doğru işler yapmayı, müşterilerinin parasını boşa harcatmamayı ön planda tutmaya çalıştığı için, her zaman takdir etmişimdir. Bir projede beraber çalışmak kısmet olmadı. Çok yakın dost da sayılmayız. Ama her zaman beğenmişimdir kendisini ve tarzını...
Buna rağmen, Reklamcılar Derneği'ne yazdığı şahsi mektubu ve o mektupta açıkladığı kararı anlamakta güçlük çektim.
Erener mektubunda, TV jürisinin kendi koyduğu kriterleri çiğneyerek Arçelik reklamındaki özgünlüğü dikkate almamasını protesto ediyor, Kristal Elma'dan çekildiğini ve ödül törenine katılmayacağını belirtiyordu.
İşin ilginç yanı, Serdar Erener, internette bir anda binlerce kişiye ulaştırılan mektubunu yazarken kendi ajansının ödüllerin çoğunu aldığını ve Yılın Reklam Ajansı seçildiğinin duyumunu almış.
Telefonda konuştuk. Ne yazacağımdan söz ettim kendisine. "Benim amacım ödül avcılığı değil, haksızlığa karşı isyan. 'Orijinal fikir' kriterine uyulmadı" dedi.
"Helal olsun Serdar!" diye başlık atabilmeyi çok isterdim. Ama Türk halkının ortak ruh şekillenmesini bu kadar iyi bilen birinin kalkıp o halkın ortak değerlerine pek uymayacak bir tavır sergilemesini anlamam mümkün değildi.
Ne yazık ki sonunda herkesin aklında "Arçelik finale kalamadı, onun için çekildi" diye kalacaktır. Mektubun geri kalan kısmı şimdiden unutulmuştur bile...
Mağduriyet mi söz konusuydu? Gidip aslanlar gibi diğer ödüllerini alacaktın. İllâki birileri gelip sana, "Arçelik sizce neden ödüle lâyık bulunmadı?" diye soracaklardı. Sen de "Onu da TV jürisi üyelerine sorun" diyecektin. O zaman başta Arçelik, üçüncü şahıslar medyada senin uğradığın haksızlığa isyan edeceklerdi... Sana da her zaman lâyık olduğun sempati çiçeklerini toplamak kalacaktı...
Zeka düzeyinin hayli yüksek olduğunu düşündüğüm Erener'in bu tavrı değil diğerini seçmesinin altında ne yatıyor, diye bir hayli düşündüm. Ne yaptığını telefonda, satır aralarında söylemişti aslında Perfeksiyonizm... Yani mükemmeliyetçilik... Oysa hakikat ile gerçeklik buluşmadı mı -ki genellikle buluşmazlar- insanın böyle istenmedik durumlara düşmesi işten bile değildir...
Shubuo reklamı keşke beni yanıltsa
Turkcell Shubuo ile çok akıllı bir iş yapmış. Ürünlerini bir portal mantığı ile 6 grupta paketlemiş. 150 hizmet ürünü arasında milletin başı dönüyordu. Bunları daha da zenginleştirerek bu kez kullanımı hayli kolay bir yapıya büründürmüş. Deneyimli kadro, deneyimli Genel Müdürleri ile harika bir iş çıkarmışlar. Zaman içinde mükemmel sonuç alacaklarına hiç şüphem yok...
Benim 3 haftadır dile getirdiğim şüphe, ürünle değil iletişim stratejileri ile ilgiliydi. Cam bardağı vinçle kırma yaklaşımlarını, gereğinden fazla para harcamalarını, reklamın mimarisini doğru bulmuyordum. Bu şüphem devam ediyor.
Çocukluğumun starı Erol Büyükburç'u, hafif dalga geçermiş gibi yaklaşılmış olsa da, bu yüksek teknoloji ürünüyle bir türlü buluşturamadım. Reklamlarda hedeflenen kitle ile bu portalin gerçek hedef kitlesinin de uyuşmadığını düşünüyorum. Kampanyanın "Shubuo" dışında hangi kilit mesajı var, onu da çıkaramadım. Hangi duygusal ya da rasyonel fayda anlatılıyor, farketmek zor. Ve nihayet, çevremde reklamda gösterilen hedef kitle grubundan en az 30 kişiye sordum, ne anladınız, diye. Hepsi aynı şeyi söylediler Hiçbir şey!
Şimdi bütün bunlara rağmen ben yanılmaya hazırım. Yanılabilirim de. Çünkü ürün mükemmel. 6 ay sonra Shubuo'cu dostlar gelip bu kampanyanın ne kadar başarılı olduğunu rakamlarla göstersinler, ben yanıldığımı hemen kabule hazırım...
Farlarınızı yakın, kazaya gelmeyin!
İsveç'de gündüz ya da gece, arabanın kontağını çevirmenizle birlikte farların da yandığını biliyor muydunuz? Ya da AB araştırmalarına göre farların gündüz de yanmasıyla birlikte kazaların yüzde 20-25 oranında azaldığını?
Ben de bunları Bridgestone'un 1999'dan bu yana ısrarla yürüttüğü toplumsal sorumluluk kampanyasından öğrendim.
Türkiye'de farların yanma oranını yüzde 16'ya kadar çıkarmışlar. Bir süre ara vermişler. Oran yüzde 10'a düşmüş. Şimdi hedefleri yüzde 20...
"Yolun Açık Olsun, Farların da" kampanyası TV'de başladı. Hani o gözlerine far gibi çizgiler çizmiş çocukların oynadığı film. Amaç çocuklar vasıtasıyla anne-babaları etkilemek. Trafik kazalarının azalmasına yardımcı olacaklarına kesin gözüyle bakıyorlar. Brisa ve Bridgestone'a şapka çıkarıyorum...
Allah, Philips'i bayilerinden korusun
Ben Philips ile büyüdüm. Evimizdeki tüm elektronik aletler Philips markalı idi. Bu da bende bu markaya karşı müthiş bir saygı yaratmıştır. Onun için Philips haberleri beni ilgilendirir, Philips'in PSV Eindhoven takımı da...
Bir marka için iki tane olmazsa olmaz, vaat ve güvendir. "Her Cebe Her Eve Philips" de, Philips güvencesinde bir vaat kampanyasıdır "Philips Fisio 625 Cep telefonu ile Philips Xalio 200 Dect telefonu bir arada 299 milyona!"
Yayıncı arkadaşımız Burak Tezcan eşine bu ürünleri almak için harekete geçmiş. Hikâyenin bundan sonrasını ondan dinleyelim
"Sabah'da ilanı görünce Mecidiyeköy'e en yakın iki bayiyi aradık. İkisi de ellerinde telefon olmadığını söylediler. Bunun üzerine iş inada bindi. Mecidiyeköy çevresindeki 5 bayiyi aradık. Onlar da Şişli'deki Uğur İletişim gibi, 'Biz bu kampanyaya dahil değiliz' dediler. Gayrettepe'deki Global, 'Ben Philips bayiiyim; Başarı'nın bayii değilim' dedi. Normsis 'Elimizde şu an ürün yok ama telefonunuzu bırakırsanız size haber veririz' dedi. Profilo Alişveriş Merkezi'ndeki iki ayrı bayi (Aker ve Valdan) 'Ürünler elimizde yok' diye yanıtladı. Reklam etkili ama sonuç..."
Bu bir müşteri şikayeti değil bir iletişim öğretisi. Bir İletişime başladın mı, elinde yeterli ürün olacak. İki Önce bayilerine 'müşteri ilişkileri yönetimi eğitimi' vereceksin. Üç Markandan daha kıymetli hiçbir şeyin olamaz, markana zarar veren bayii bir gün bile tutmayacaksın... Müşterinin marka bağımlılığı şu şarkıya benzer "Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde!"...
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|