|
 |
|

AHMET HAKAN
Bakanlar... Bakanlar....
KÜRŞAD TÜZMEN (Devlet Bakanı); "Dış Ticaret Müsteşarı" gibi epey 'ağır' ve tumturaklı bir görevi ifa ediyordu. Sonra "bakanıyla arası bozulan bürokrat" oldu. Dikkat Ağırlık sürüyor. AKP'ye geçti. Bence yine ağır bir isimdi... "Dış Ticaretten Sorumlu Bakan" olarak intikamını aldı ve bunu bir şımarma vesilesi yapmayarak olgun davrandı... Yine ağırdı yani... Ama ya sonra Matrak gazetecilerin kendisini siyasette kaybedeceği pek bir şeyi kalmamış Esat Kıratlıoğlu'yla yarıştırması heveslerine, hiçbir sorgulamaya gerek duymadan teslim olması bence ortada ağırlık filan bırakmadı. Kendisine "Action man" diye bir lakap bile takıldı, daha ne olsun! Böyle bir lakabı olan bir bakan, bundan sonra ne kadar ağır olabilir ki? İşin içinde olanlar "Görevinde başarılı, ihracatçılar memnun" diyorlar... İyi güzel de toplumun hafızasında bu yönüyle değil de "içe çekilmiş göbek"le yer ettikten sonra neye yarar bu başarı?
HÜSEYİN ÇELİK (Milli Eğitim Bakanı); Konusuna hakim, tevazu sahibi, cesareti var, samimi, açık görüşlü, radikal... Bütün bunlar tamam... Ama yine de beni rahatsız eden bir tarafı var, sözü uzatmadan söyleyelim Konuşmayı çok seviyor! Fıkralarla süslemeler, araya anekdot sıkıştırmalar, en baştan almalar filan... Aslında Ali Suavi ve Dönemi adlı kitabının tuğla kalınlığında olmasından bunu anlamak mümkündü ama insan yine de şaşırıyor. Ayrıca samimiyet meselesini biraz abarttığını düşünüyorum. İlkokul öğrencilerine Cem Uzan usulü çak yapmak belki iyi fikir ama daha sivil görünmek için her fırsatta kravatı çıkarıp tişört giymesinin bir parça yadırgatıcı olduğunu belirtelim.
ABDÜLKADİR AKSU (İçişleri Bakanı); Eskiden, çok eskiden birinci sayfalarda sık yer alırdı. Özal döneminde bakanken gazetelere yansıyan bir fotoğrafı hâlâ hafızamda Kocaman bir şambrelin içinde denizin keyfini çıkaran o unutulmaz kare! Peki ya bugün? Bırakın böylesi ilginç pozları, Bakan olduğu günden beri ses tonunu bile sadece bir kez duyduk Hablemitoğlu suikasti nedeniyle söylediği o üç cümle olmasa rahatlıkla rekora koştuğunu söyleyebiliriz. Oysa rind meşrep olduğunu biliyoruz. Kabine arkadaşı Ali Coşkun'un anlattığı fıkralara en çok o gülüyormuş! Bu durum beklentilerimizi tabii ki arttırıyor!
KEMAL UNAKITAN (Maliye Bakanı); Dobra ve esprili olmanın ince bir sınırı vardır ya, işte o sınırı zorluyor. Tam sınırı aşacağını düşündüğünüz anda birden ciddileşiyor ve durumu kurtarıyor. Başbakan'ın Davos'ta kendisine hediye ettiği şapkaya çocuklar gibi sevinmesine tanık olmuştum da şaşırmıştım. Erdoğan'a yakınlık konusunda bu tür sembolik olaylara ihtiyacı mı var? Üstelik Başbakan kendisine "abi özelleştirmeyi sana bağladım" demişken... Çözemediğim bir başka olay daha var Tuhaf bir jargon kullanıyor! "Babalar gibi satarım" demişti, bu babalar gibi sözünü nereden kaptı acaba? Bir de eşi Ahsen Hanım olayı var ki, uzun analizlere muhtaç. Ahsen Hanım gazetecilere "Evlendiğimiz gün arkadaşlarıma benim eşim Maliye Bakanı olacak demiştim" diye açıklama yaptı... Şimdi biz neye kafamızı takalım Ahsen Hanım'ın akıllara durgunluk veren uzak görüşlülüğüne mi? Böyle bir arzunun bugün açıklanmasının ayıp kaçabileceğinin hesaba katılmamasına mı? Hangisine? Bir de şunu düşünüyorum Tayyip Erdoğan yasaklanmasaydı, Unakıtan bakan olamayacaktı! Ne yani biz bu kadar renkli bir isimden mahrum mu kalacaktık?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|