kapat
05.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ÅžANS&OYUN
ACİL TEL


EMRE AKÖZ


Ercan Arıklı'nın formülü

Oscar Wilde ünlü romanı "Dorian Gray'in Portresi"nde bir kahramanına şöyle dedirtir "Düşünen insan burundur."

Burada kasıt, eylemin bir organda yoğunlaşmasıdır. Örneğin gülerken birçok kasımız hareket eder, karnımız titrer, bakışımız farklılaşır ama gülme eylemini yayılan dudaklar olmadan hayal etmeyiz. Yani "Gülen insan dudaktır!"

Benzeri bir biçimde; insanların kendine has, tipik özellikleri vardır. Bazen bu özellik en belirgin olarak kılık kıyafette ya da kullandığı aksesuarda ortaya çıkar. Örneğin işadamı Ali Koçman 'papyon'du. İsmet İnönü ise 'işitme cihazı'ydı.

Kimileri de sık tekrarladıkları bir sözle zihnimizde yer eder. Geçen gün trafik kazasında yitirdiğimiz, Türkiye'deki modern dergiciliğin babası Ercan Arıklı, benim için bir sözdü "Peki başka?"

Onu tanımayanlara ilk bakışta pek anlamlı gelmeyecek bu kalıp söz bence Arıklı'nın tüm karakterini ortaya koyuyordu. Nasıl mı?

Örneğin dergide hangi konuların yer alacağına ilişkin toplantılar yapardık. Dört beş kişinin katıldığı bu toplantılarda hep aynı replik tekrarlanırdı

Biz Sosyetik güzel bilmem kimin iki sevgilisi varmış. Üstelik adamlar birbirinden haberdarmış. Onunla bir röportaj yapabiliriz.

Ercan Bey Peki baÅŸka?

Biz Gençler arasında yeni trend şöyle böyle davranmakmış.

Ercan Bey Peki baÅŸka?

Biz Söylentiler yine başladı. Darbe isteyen 'sivil paşalar'ın dökümünü yapabiliriz.

Ercan Bey Peki baÅŸka?

****

Bu sorunun bizde nasıl bir gerilim yarattığını tahmin edebiliyor musunuz? En vurucu, en şaşırtıcı haber önerisinden sonra dahi bıkmadan usanmadan aynı soruyu soran bir patron Peki başka?

Kimi patron ve yöneticiler çalışanları ezer. Hep memnuniyetsiz görünürler. Olumlu bir iş yapıldığında dudak büker, hata yapıldığında ise esip gürlerler.

Ercan Arıklı farklıydı. Onun açısından 'Peki başka' sorusu, sadece bir 'daha iyisini arama' çabası değildi. 'Peki başka' yanında çalışanların sınırlarını zorlaması için bir formüldü.

'Peki başka' diye diye sizi daha yaratıcı olmaya davet ederdi. Tüm potansiyelinizi kullanmanız için adeta arkanızdan iterdi. Sonuçta iyi bir iş çıkartanı tebrik ederdi. Bu sayede birçok insanın yetişmesini sağladı.

****

Onun hayata ve yayıncılığa nasıl baktığını gösteren bir anım daha var.

Dergi bitiyor ama bir haber hâlã eksik. Sayfası boş duruyor. Neyse, son dakikada yetişti; fazla irdelemeden koyduk ve dergiyi baskıya gönderdik. Dergi yayımlandığında da fırçayı yedik

Ercan bey Bu çok anlamsız bir haber. Niye koydunuz?

Biz Haklısınız ama ne yapalım, son anda geldi.

Ercan bey Bak yavrucuğum... Eğer o haberin yerine herhangi bir reklam koysaydınız okur size 'Bunlar da amma paragöz' derdi. Bu kötü haberi okuduğunda ise, 'Bunlar amma da hıyar' diyecektir. Söyleyin bakalım Paragöz olmayı mı tercih edersiniz, hıyar olmayı mı?

Konu kapanmıştı. Ercan Bey bir kere daha doğru yolu göstermişti.

Nur içinde yatsın!

KİA mı, medya mı?
Emre Kongar'ın Cumhuriyet'teki yazılarından derlenen 'Yozlaşan Medya ve Yozlaşan Türkçe' adlı kitabından geçen gün burada söz ettim.

Kongar'ın kullandığı bir terime benim itirazım var KİA!

Örneğin şöyle diyor Kongar "KİA yani 'Kitle İletişim Araçları'nın kısaltılmışı 'medya' sözcüğünden daha Türkçe. Ne yazık ki bu sütun 'Medya Notu' diye başladı..." (s.50)

İtirazım şöyle...

'Medya'ya 'KİA' dersek, olup biteni iyi ifade etmiş olmayız.

KİA terimi kitle iletişimi alanında kullanılan araçlara ağırlık veriyor TV, gazete, radyo, dergi gibi... Bir bakıma teknolojiyi öne çıkartıyor.

Halbuki medya bir sektördür. Üstelik sektörler arası ya da sektörler üstü bir sektördür. Şöyle

Eskiden de gazete vardı, radyo vardı. Peki niye medya terimi kullanılmıyordu? Çünkü bunlar tek tek kuruluşlardı. Örneğin 'basın sektörü' derdik. Yakın zamanlarda ise bu kitle iletişim araçları özellikle dijitalleşme sayesinde birbirine entegre oldu. Bir bakıma özerkliklerini yitirdiler. 'Medya' dediğimiz sektörler üstü bir sektör doğdu.

Dahası da var Bugün medya derken sadece geleneksel iletişim araçlarını kastetmiyoruz. Cep telefonu ve internet de bunlara eklemlendi. Bitmedi Reklam, halkla ilişkiler ve örneğin müzik de medya denilen bütünün parçası haline geldi.

İki kişinin telefonla konuşması kitle iletişimi sayılmaz. Ama eğer bir maçın skoru ya da döviz kurları anında cep telefonunuzda beliriyorsa... O zaman başka bir durum söz konusudur.

Ayrıca araca ağırlık veren KİA 'yansız' ve 'soğuk' bir terimdir. Halbuki medya; sermaye yapısıyla, ideolojisiyle, kültürüyle, çıkar çatışmalarıyla, yarattığı yıldızlarla 'taraflı' ve 'sıcak' bir alandır.

KİA terimi benim gözümün önüne TRT haberlerini getiriyor. Medya ise ondan çok öte bir durumdur Ali Kırca'dır, 'Asmalı Konak'tır, 'Shubuo' reklamıdır.

Medya hem kitlenin, hem iletişimin, hem de aracın ötesinde bir şeydir. Boşuna mı 'medya canavarı' deniyor?

(Not Bence Emre Kongar, köşesinin adının 'Medya Notu' olmasına hayıflanmasın; tersine KİA'dan vazgeçsin. Zaten otomobil markasını çağrıştırıyor.)

REKLAM UZMANI OKULLAR
Toplum olarak reklama önem vermeye başladık. Bunun bir örneği de üniversitesinden ilköğretim okuluna, birçok eğitim kurumunun dağıttığı medya ödülleri. İmkanı el veren hemen bir 'En iyi dizi', 'En iyi sunucu', 'En iyi köşe yazarı' yarışması düzenliyor. Amaç belli Bir TV kanalı ya da bir gazete, ödül almış programına ya da çalışanına kayıtsız kalabilir mi? Mutlaka olayı haberleştirecek. Böylece medya kuruluşu kendi reklamını yaparken, o okulun da reklamını yapmış oluyor. (Not Bu 'numara'ya karşı değilim, sadece mim koyuyorum.)


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, Bilgin Elektronik Yayıncılık ve İletişim A.Ş. - Tüm hakları saklıdır