|
 |
|

ALİ KIRCA
Ercan Bey'in anısına...
Aşağıdaki yazıyı sekiz yıl önce kaleme almıştım. Yazının yayınlandığı gün telefonum çaldı.. Arayan Ercan Arıklı'ydı.. Yazı için kutladı.. Aslında, 1993 Kasım'ında, beni atv ailesine katılmam için ikna eden de oydu.. O günden sonra, imza attığım her olumlu işten sonra arayıp destek verdi.. Beğenilerinde komplekssiz, eleştirilerinde cömertti.. Ancak, aşağıda okuyacağınız yazıyı "takdir" nedeni başkaydı.. O yıl Beşiktaş şampiyon olmuştu ve o da benim gibi Galatasaraylı'ydı..
"Benim duygularımı yazmışsın" dedi; "Futbola da öyle bakıyorum, hayata da.. İşte benim hayata bakışım bu!"
Ve ekledi "Bu yazıyı kesip saklayacağım!"
Sakladı mı bilmiyorum, ama onu sonsuzluğa uğurladığımız günde, "o yazı"yı onun anısına kesip biçip, bu sayfaya yeniden koyuyorum.. Saygıyla
****
Galatakeder..
Bu başlık Galatasaray futbol takımının ligde vardığı noktayı simgelemek için tarafımızdan konulmuştur.
Sakın ola ki, yitirilmiş bir şampiyonluğun ardından düşülen 'keder'li ruh halini anlattığı sanılmamalıdır.
Deyimin esin kaynağı, Türkçe'de sıkça kullanılan 'keyfe keder'dir.
Evet, inançlı bir Galatasaray taraftarı olarak Cim-Bom'ların bu yıl ulaştığı sonuç beni hiçbir şekilde 'tarifsiz kederler' içine sürüklememiştir.
Olsa olsa, keyifli geçen bir sezonun keyfine keder olmuştur.
Bu yazı, bir son teselli yazısı da değildir.
Ve asla, öteki takımlarımızın başarılarına gölge düşürmek amacını da taşımamaktadır.
Ama Türkiye'de takım taraftarlığı üzerine, belki öteki toplumsal bağımlılıklara da kimi göndermeler yapabilecek kişisel yaklaşımlarımı paylaşmak için yazılmıştır.
Evet, keyifli geçen bir sezon oldu Galatasaray için geride kalan zaman.
Düşünün ki, yine Şampiyonlar Ligi'nde haftalarca mücadele etti, gündemde kaldı.
Tabii bu sırada, keyfe keder şeyler de oldu.
Örneğin ligde şampiyon olamadı, kupada elendi.
Terazinin kefelerinde bunlar vardı işte...
Müthiş keyiflenmek de mümkündü.
Tarifsiz kederler içinde başını taşlara (ya da beşik-taşlara) vurmak da...
Hatta başınızı vurduğunuz taşları alıp kulüp binasının camlarını kırmak da...
Hangisi mutlu ederdi sizi?
Hangisi insanca bir yaklaşımdı?
Ben terazinin ortasındaki ibrenin sonucuna bırakmadım kendimi.
Alenen taraf tuttum.
Başarının ve mutluluğun taraftarlığına soyundum.
Terazinin bir kefesini tutup olanca ağırlığıyla bastırdım.
Keyifler kazandı.
Üzüntüler, keyfe keder kaldı...
Geçmiş yıllarda da öyle oldu hep...
Örneğin, Galatasaray'ın, Neuchatel'i, Monaco'yu elediği maçların anılarını bir an bile silip atmadım belleğimden.
Ama o yılın sonunda, Sarı-Kırmızılı takımın nasıl, nerede, hangi takıma elendiğini bir türlü hatırlayamadım...
Karagün dostu olmamak mı?
O yöneticilerin derdi.
Ben başarısızlıklar ve yenilgilerin bedbinliklerine teslim bir futbol fanatiği değilim.
Sarı-Kırmızılı bayrağı sokaklarda dalgalandırmak için alesta bekleyen, muzaffer bir takımın iflah olmaz taraftarıyım.
Tuhaf gelecek, ama tribünlerde Siyah-Beyaz bayraklar dalgalanırken, (gıptayla falan değil) güçlükle bastırabildiğim coşkularla katılmak istedim Beşiktaş bayramına...
Yirmili yaşlardaki gencecik çocukların zorlu kavgasına yüreğimin tıkırtılarıyla alkış tuttum.
Saadetlere taraftar oldum.
Yarısı dolu bardak öyküleri anlatmıyorum.'Galatakeder'i toplumsal ilişkilerinizden bireysel yaşantınıza değin taşıyın gitsin.
Bitmiş sevdaların yaşanmış harikulade zamanlarını öne çıkarın, ebediyen yitirdiğiniz insanlarla paylaştığınız saadet anlarını resmedin anılarınızda, ayrıldığınız kentlerin güneşli sabahları kalsın aklınızda...
Ömür dediğiniz de, ayrı ayrı doksan dakikalardan oluşan koca bir sezon işte.
Önde ya da arkada, öyle ya da böyle göğüslenecek nihai bitiş çizgisi...
Bırakın 'hayata keder' olsun görüp geçirdikleriniz.
Gülüp geçin, geçip giderken...
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|