kapat
03.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL


Doktor Recep bey

Recep Yazıcıoğlu, yılların valisi.

Tokat'ta, Aydın'da, Erzincan'da "yetişti, pişti." Şimdi Denizli Valisi.

En "olgun... Deneyimli" dönemi.

Bunca yılın birikimiyle, "sağlık konularında" çalışma yapıyor.

- Sayın Vali... Nasıl bir çalışma?

- Kamu personelinin hastalıkları ile ilgili bir çalışma.

- Ne gibi?

- Anlatayım.

SIFIRCI HOCA
Yavuz bey.

Birinci hastalığın adı

Olumsuzluk hastalığı.

Bu hastalığa yakalanan kimse, olumsuzluktan keyif alır.

İşi yokuşa sürmekten tatmin olur.

Soğuktur. İtici olmaktan hoşlanır. Komplekslidir. Aşağılık duygusu vardır.

Hem hastadır ve hem de hasta olduğunun farkında değildir. Bu hastalığa, sıfırcı hoca hastalığı da diyebiliriz.

Adamın adı sıfırcı hocaya çıkmış.

Her öğrenciye sıfırı çakıyor ve bundan da büyük zevk alıyor. Oysa üzülmeli.

Öğrenci sıfır alıyorsa, öğretmen olarak bunda senin hiç rolün, sorumluluğun, kusurun yok mu?

Yavuz bey.

Olumsuzluk hastalığı, Türk bürokrasisinin en önemli hastalığıdır.

Bu hastalığa yakalananların bir bölümünün tedavisi mümkün.

Ama bu küçük bir bölüm.

Çoğunluk ise, klinik vaka.

İyileşmesi oldukça zor.

BİR HASTALIK DAHA
- Vali bey... Bürokratik tıp üzerinde çalışırken, başka hangi hastalıkları gördünüz.

- Pekçok.

- Örneğin?

- Örneğin, tükenmişlik hastalığı.

- Hastalığın sebebi?

- Memur gençtir... Aşkla, şevkle, büyük ideallerle işe başlar... Ama ortam, umduğu gibi değildir... Ödül de yoktur, ceza da, objektif kurallar da... Eş, dost, akraba, siyasetçi ilişkilerini, yükselmenin böyle bağlantılarla olduğunu görür... Hasta olur.

- Hastalığın belirtileri?

- Heyecanın, hevesin, idealin kaybı... Tükenmişlik... Sanki kamyon çarpmış gibi hisseder kendisini.

- Tedavisi?

- Mümkün.

- Nasıl?

- Nutukla olmaz... İyi yönetimle olur... Motivasyon... Liyakata önem... Kayırmacılığa son... Düzgün bir ödül ve ceza sistemi.

BİNA VE ZİNA
"Doktor Vali"nin araştırmaları bu hastalıklarla sınırlı değil.

Daha pekçok "hastalık" tespit etmiş.

Hastalığın "nedenlerini" de bulmuş.

Şimdi "tedavi yöntemlerini" bulmakla meşgul. Örneğin... "Fazla para hastalığı..."

"Hastalığın belirtileri" diye soruyoruz.

Vali bey gülerek anlatıyor

- Bu hastalıkta para ya binaya gidiyor, ya da zinaya...

Hayvan acısı
Mustafa Koca eliyle işaret etti

- Yavuz abi... Aha şu ilerideki beyaz ev.

Mustafa, Mehmet kahyanın oğlu.

"Gösterdiği beyaz ev" ise...

"Olay" yeri.

Olay

Hayvan hırsızlığı.

****

Ege'de hayvan hırsızlığı almış, yürümüş.

"Buralarda" kapkaç gibi olaylar yok.

Ama "hayvan hırsızlığı" var.

Mustafa

- O evin hayvanlarını çaldılar... Beş kişi yakalandı... Biri suçu üstüne aldı... İki ay yatıp, çıktı.

****

Hayvan demek, fukara köylünün "eli, ayağı" demek.

"Sütü, yoğurdu" demek.

"Peyniri, çökeleği" demek.

Hayvan demek...

Köylünün "maaşı... Sigortası... Emekliliği... Güvencesi demek.

Köylü öyle darda ki...

Hayvanını alma, "canını al."

****

Aydın'ın Çakırbeyli köyünde...

Boğaziçi köyünde... Boydere, Gözkayası, Hacı Hamza köylerinde...

Ve diğer köylerde "köylü matemde."

Çakırbeyli'den Niyazi Demir... Mehmet Yunus... Ziya Yılmaz... Kemal Barutçu "perişan."

Karıları, kızları "hepten perişan."

Sebebine gelince...

"- Amanın gomşular gitti evimin ekmek teknesi... Gitti benim hayvanım."

"Hayvana yakılan ağıta" yürek dayanmaz. Zira o hayvan "bildiğimiz hayvan değil de sanki ailenin bir ferdi."

İşte Atatürk'ün çocukları
Yolda bir "dev" gördük. Yolun yarısını kaplıyor. Yavaş yavaş ilerliyor. Üzerinde birkaç kişi var.

"Gır... Gır... Çatur... Çutur" sesler çıkarıyor. Koca bir "biçerdöğer."

Ege'de, buğday sararmaya başlamış.

Ekin biçme mevsimine giriliyor.

Ardından, pamuk biçilecek.

Ot biçilecek. Mısır biçilecek.

Biçerdöğercileri, Aydın-Çine-Çakırbeyli yolunda gördük.

"Durun bakalım" dedik.

Durdular. "İnin bakalım" dedik.

Biçerdöğerin tepesinden indiler.

"Oturun bakalım" dedik.

Sağa, sola baktılar

- Nereye?

Sahi... Nereye oturtacağız.

"Çiftliği" gösterdik.

Menderes'in Çakırbeyli çiftliğini

- Girin... Bir ağacın altına oturun.

Girdiler, oturdular.

****

- Kimsiniz, necisiniz?

- Biçerdöğerciyiz.

- Nereden geliyorsunuz?

- Aydın'ın Köşk ilçesinden.

- Nereye gidiyorsunuz?

- Dolaşıyoruz... Biçecek tarla arıyoruz.

- Aslen nerelisiniz?

- Bingöllü.

- Bingöl'ün neresinden?

- Kığı.

- İsimleriniz?

Birincisi

- Ben... Gazi.

- Kaç yaşındasın?

- 1964'lüyüm.

İkincisi

- Ben... Ata.

- Ata... Kaç yaşındasın?

- 1974 doğumluyum.

Üçüncüsü

- Ben... Türk.

- Türk... Yaş kaç?

- 1974'lüyüm.

Dördüncüsü

- Ben... Vatan.

- Senin yaşın?

- 1978'de doğdum.

Yanyana diziliyoruz.

"Adnan Menderes Çiftliği" tabelasının altında ve biçerdöğerin önünde resim çektiriyoruz.

Gazi, Ata, Türk, Vatan ile birlikte.

****

- Söyleyin bakalım... Kaç nüfussunuz?

Birbirlerine bakıyorlar.

"Gazi" içlerinde en büyükleri.

O yanıt veriyor

- 28 nüfus.

- Babanız kim?

- Mustafa Dallar... Bingöl'den gelmişter... Aydın'ın Köşk ilçesine yerleşmişter... Artık Ege'li olmuşuzder... Ekmegimiz, suyumuz artık bu topraktander.

- Mutlu musunuz?

- He vallah.

- Ailede herkes aynı işi mi yapar?

- Kimi marketçidir... Kimi, ne iş olsa çalişir... Allah'a, vatana, millete çok şükür, halimiz budur.

****

- Gazi... Sana bir sorum var.

- Başım, gözüm üstüne... Sor agabey.

- Aile fertlerinin isimlerini say bakalım.

- Erkekleri mi?

- Erkek, kadın hepsini.

- Sırayla mı?

- Nasıl istersen.

- Agabey... Şimdi olmadi... Madem sorirsen, doğum tarihleri itibariyle sor... Sırayla.

- Öyleyse, sırayla say.

****

Başlıyor isim, isim saymaya

* Mustafa... 1952.

* Kemal... 1955.

* Paşa... 1961.

* Zübeyde... 1969.

* Ali Rıza... 1955.

* Millet... 1982.

****

Bir ara "dur" diyorlar.

Duruyoruz.

- Agabey... Dur... Sıra şaştı.

- Önemli değil... Siz devam edin.

- Olmaz.

- Neden olmasın?

- Agabey... Sırayla yaz... Sıra şaşmasın...

- Şaşarsa kıyamet mi kopar?

- Nine kızar.

- Hangi nine?

- Fatma nine.

- O kim?

- Ailenin en yaşlısı.

- Türkçe biliyor mu?

- Türkçesi kıttır... Ama az da olsa bilir... Hiç bilmemek ayiptir.

****

- Yavuz agabey... Yazirsen?

- Yazıyorum.

- Sırayla yazirsen?

- Tamam... Sırayla.

- Latife.

- Sonra?

- Devlet.

- Sonra?

- Halk.

- Sonra?

- Makbule.

- Sonra?

- Cumhuriyet.

- Sonra?

- Hürriyet.

- Sonra?

- Adalet.

****

Derken yine bir "tartışma" başlıyor.

"Sırayı" karıştırıyorlar.

Ve bize "cız" diyorlar

- Yazdıklarını cız agabey.

- Çizmem.

- Agabey... Cız... Yeniden sayirek... Sıra şaşarsa, nine kızar.

****

Aile "Atatürkçü."

İsimler hep "Gazi... Mustafa... Kemal... Ata... Paşa... Vatan... Latife......"

Hepsi de "büyük Ata" diyor.

Başka şey söylemiyor.

Ve bizden "telefonumuzu" istiyorlar.

Veriyoruz.

Sonra da kendi telefonlarını söylüyorlar

- Bir ot biçme, buğday, pamuk, mısır biçme işiniz olursa ararsınız.

"Buğdayla, pamukla işimiz yok" diyoruz.

Gazi'nin tepkisi

- Belki yolunuz bizim oraya düşer, ararsınız... Sizi misafir ederiz.

****

- Söyleyin bakalım... Hangi partiye oy verdiniz.

"Hepsi birden" atılıyor

- CHP.

- Neden CHP?

- Yavuz agabey... Böyle sori olir? (Olur mu)

- Neden olmasın?

- Benim dede verdi oy CHP... Baba verdi oy CHP... Nine verir oy CHP... Biz dedik, nine olur biz de verirek CHP... Şimdi sen sorirsen, niye CHP

- Son soru?.. Mutlu musunuz?.. İyi misiniz?

- He vallah... Büyük Allah bu büyük devlete, millete zeval vermesin... Hele bir de buğday, pamuk, mısır, incir para ediverse...

Menderes'in çiftliğinden
Aydın'dan "Çine, Yatağan, Muğla yoluna" saparsanız... 6-7 kilometre sonra, sağda "Çakırbeyli Köyü" tabelasını görürsünüz. O yola girerseniz...

Bir-iki kilometre gidince, "Adnan Menderes Çiftliği" tabelası, karşınıza çıkar. Zaten köy de "az ötededir."

Adnan Menderes Çiftliği'nde, Mayıs'ta Aydın bey vardı.

Mayıs'ın son haftasında Ankara'ya döndü. Ve çiftliğin idaresi de, her zaman olduğu gibi kahyaya kaldı.

Üç çocuk babası Mehmet Koca'ya.

****

Ege'de havalar sıcak. Biraz çiftlikte "açık havada" oturduk. Sonra "gölgeye" geçmek istedik.

Adnan Menderes'in "köşküne."

Köşk "kapalı" ama...

"Ayda, yılda bir" açılıyor.

Aydın Menderes talimat vermiş

- Yavuz bey uğrarsa, Köşk'ü açın.

Ama... "Aksilik" bu ya...

Kilit bakımsız, anahtar paslı...

Anahtar, kilitin içinde kırılmaz mı?

****

- Kahya... Çiftlik kaç dönüm?

- 2.180.

- Ne kadarı ekili?

- 1.650 dönümü.

- Ne ekildi?

- Pamuk ağırlıklı... Buğday... Mısır.

- Kahya işler nasıl?

- Yavuz bey... Siz civardaki köylere uğradınız mı?

- Uğradık.

- Ne dediler?

- İşlerin tadı, tuzu kalmadı dediler.

- Doğru demişler... İşler, iç açıcı değil.

- Neden?

- Yavuz bey, mazot pahalı... İlaç pahalı... Gübre pahalı... Buna karşılık mahsul para etmiyor.

****

- Mehmet kahya... Köylü ne yapıyor?.. Ne yiyor, ne içiyor?

- Yavuz bey, gelin birlikte dolaşalım... Köylüye kendiniz sorun... Toprak el değiştiriyor... Köylü aç... Toprağını satıyor.

- Köylü ne istiyor?

- Yavuz bey... Köylü destek istiyor.

- Kahya... IMF... Dünya Bankası... Uygulanan ekonomik politika... Yani artık köylüye destek yok... Köylü, para etmeyecek ürünü ekmeyecek... Alternatif ürün ekecek.

- İyi de Yavuz bey... Bunları gelip köylüye onlar deyiverseler ya.

- Kimler?

- Köylünün oyunu alanlar... Siz ne diye nefesinizi tüketiyorsunuz.

- Kahya... Onlar sanki farklı bir şey mi söyleyecekler?

- Bilmem... Seçimden önce farklı şeyler söylediler de.

- Ne dediler?

- Bize oy verin... Derdinizi çözüverelim dediler.

- Köylü, bütün dertlerin birkaç ayda çözülüvereceğine inandı mı?

- Yavuz bey... Köylü yanmış, bitmiş, kül olmuş... İnanmayıp da ne etsin?

****

- Kahya... Bize müsaade.

- Olmaz... Akşama kalacaksınız.

- Yolumuz uzun... Ayrıca, köyleri dolaşacağız.

- Olmaz... Akşama mangal yakacağım.

- Sağol... Başka zaman.

- Olmaz... Akşam masaya rakı da koyacağım.

- Gerçekten... Çok sağol... Kalamayız.

- Yavuz bey... Kalsaydınız... Hanım bana rakıyı yasakladı... Aylar var ki, bir yudum içirmedi... Akşama kalsaydın... Senin yanında bizim hanım laf edemezdi... Ben de bu sayede iki kadeh...


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
sempozyum
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır