|
 |
|


Bir "kovulan"ın isyanı
Başbakan Erdoğan, her iktidarın kendi ekibiyle çalışması gerektiğini savunuyor. Haklı bir gerekçe.
Bu görüşüne dayanak olarak da her başkanın kendi üst düzey bürokrasi ekibiyle gelip gittiği ABD'yi örnek gösteriyor. Doğru bir adres.
Ülkenin açmazını da, "Mevzuat kirliliği ve hantal bürokrasi, yorgun bir siyaset anlayışıyla birleşince Türkiye kötürüm hale geldi" diye ifade ediyor. Yanlış bir teşhis değil.
Hemen her basın önüne çıkışında aynı konu gündeme gelince, "Bizim kadrolaşma gibi bir derdimiz yok. Sadece yapılması gerekeni yapıyoruz" diye iç çekiyor. Anlayışla karşılanması gereken bir yakınma.
Ancak çoğu kamuoyuna yansımayan öyle icraatlar var ki, anlayışla karşılamak mümkün değil.
Hatırlarsınız, Ecevit Hükümeti KİT'lerin yönetim kurullarını "Seçilememiş siyasilerin arpalığı" olmaktan çıkarmak için bazı adımlar attı. Bu çerçevede Petkim'e şirket ve özel sektör temsilcilerinden oluşan bir yönetim atandı. Yönetim Kurulu Başkanlığı'na da Ege Bölgesi Sanayi Odası Meclis Başkanı Kemal Çolakoğlu getirildi.
Seçimlerden sonra Çolakoğlu, o zamanlar özelleştirmeden sorumlu olan Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'e gidip "Ben görevi bırakayım" dedi. Şener'in cevabı "Olmaz Kemal Bey, biz sizin gibi değerli bir kimseyle çalışmaktan mutluluk duyarız."
Bunun üstüne Çolakoğlu kaldı... Ve 10 gün önce Yönetim Kurulu'nun üç üyesiyle birlikte azledildi. Oysa zaten 20 Haziran'da görev süreleri doluyordu. Bir aylık "nezaket" bile esirgenmişti.
Ders gibi bir bildiri
Çolakoğlu'yla birlikte azledilen üç üyeden biri de Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi ve TÜSİAD'ın Ege versiyonu ESİAD'ın Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa Yaşar Tınar'dı. Tınar "Görevden alınmanın dayanılmaz öğreticiliği" başlığıyla ibret verici bir açıklama yaptı. Bakın neler diyor;
"Petkim'de yönetim kurulu üyeliğim, diğer birkaç üyeyle birlikte iradem dışı sona erdirildi. Ben 'Görevden alınma' kavramının başarısızlıkla bağlantılı olduğuna, mutlaka gerekçe gösterilmesi gerektiğine inanan bir insanım. Görev süresinin dolmasını beklemeye bile tahammül edilememiş olmasının ardındaki 'Önemli nedenler'i çok merak ediyorum.
Bugüne kadar hiçbir siyasi parti ya da kişinin 'adamı' olmamış, yakınımdaki siyasi kişilikleri bile yanlış anlaşılmamak için telaffuzdan kaçınmış bir bilim adamı olarak, kamuoyuna hakkımda 'başarısız' mesajı verilen böyle bir olayda suskun kalmam mümkün değil.
Aslında bu kuruma karşı bir başarısızlığım yok değil. 80'lerin 90'larla buluştuğu yıllarda, üniversiteden bir grup arkadaşımla geliştirdiğimiz 'Yapısal rehabilitasyon' ve 'Ücret sistemi' projelerinde, bu kurumda siyasi baskıları nasıl azaltabileceğimizi düşünmüştük. Getirdiğimiz öneriler, halkın vergileriyle kurulmuş bu şirketin güzide yöneticilerini nasıl bağımsız hale getirebileceğimiz, şirketi kemiren siyasetçi müdahaleleriyle yönlendirilen işe alma ve terfileri nasıl engelleyebileceğimiz konusunda yol gösterici nitelikteydi. İtiraf etmeliyim ki, başarılı olamadık. Önerilerimiz hayata geçirilemedi.
Hiçbir siyasi bağlantısı ve saplantısı olmayan bir bilim adamı sıfatıyla, eskiden bildiğim, iyi tanıdığım bu kuruluşun yönetim kurulu üyeliğine atandığım zaman, en önemli misyonumu şirkete yıllardır bir kara bulut gibi çökmüş siyasi baskılara kalkan olmak şeklinde algıladım ve bu doğrultuda hareket ettim.
Hiç kimseyi suçlamak istemiyorum. Vurgulamak istediğim husus, ülkeyi yönetme zihniyetinin yıllardır değişmemiş olması.
Kamu kurumlarından siyaseti çıkarıp, görev tanımlarına dayalı, objektif liyakat sistemlerinin uygulamasına geçemedikçe, dinlerken mest olduğumuz en güzel hükümet programları bile, geçmişte olduğu gibi, kağıt üstünde kalacak."
Ne dersiniz? Bu isyan, Erdoğan'ın "Buralardan nemalanıyorlar. Nemaları kesilecek, ondan rahatsızlar" yorumuna uyuyor mu?
Mesajlarınız için:
esafak@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|