|
 |
|

EMRE AKÖZ
Erenköy: Altı bikini, üstü tesettür
Moda üzerine çalışmaları bulunan, İslami kesimden Fatma Karabıyık Barbarosoğlu şöyle demiş
"İstanbul Erenköy birkaç kuşak şehirli ve eskiden beri tesettürlü ailelerin oturduğu bir semttir. Sokakta çok fazla frapan unsurlara rastlayamazsınız. O semte yeni taşınanlar ise hemen kendini belli eder. Tesettür modası ve tesettür defileleri o boyutlara vardı ki Erenköy'ün tarzı adeta mazbutlaştı." (Milliyet, 2 Haziran)
Belki hatırlarsınız, Cuma günü Günaydın ilavemizde Bağdat Caddesi'ni anlatmıştık. Yer olmadığı için es geçmek zorunda kaldığım bir noktaya şimdi, bu tesettür meselesi vesilesiyle değinmek istiyorum.
Bağdat Caddesi ve civarına sayfiye havasını veren semtler vardır Moda, Fenerbahçe, Kalamış, Erenköy ve Suadiye. Bunlar 19'uncu Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren zenginlerin ve devlet ricalinin ilgi gösterdiği yerler olmuştur. Deniz banyoları, mehtaba çıkmalar, kupe arabalarla gezmeler, göz süzmeler... Refik Halit Karay, çocuk yetiştirmekten eğlence biçimlerine İstanbul'un farklı devirlerini ele aldığı yazılarında bu değişimi çok güzel anlatır.
Neyse, biz gelelim Erenköy'e... Bu semtte hâlã ikili bir toplumsal-kültürel yapıyı görmek mümkün. Eğer 'sınır neresi' diye sorarsanız 'demir yolu' derim. Haydarpaşa Garı'ndan başlayıp Anadolu'ya doğru uzanan demir yolunun güneyinde, sahile kadar uzanan kesimde kendini "modern, çağdaş, laik, Atatürkçü vb." diye tanımlayan insanlar oturur. Ana caddede ya da ara sokaklarda yürürken artık emekli olmuş yüksek bürokratlara rastlarsınız. Örneğin restore edilmiş bir köşkte yer alan 'Ethemefendi 36' adlı kafe-restoranda Bülend Ulusu'yu yemek yerken ya da kahve içip eski silah arkadaşlarıyla memleket meselelerini konuşurken görmek mümkündür.
Türkiye'nin en temel kültürel fay hatlarından biri olan din-laiklik gerginliğinde tartışmalar esas olarak kadınların çevresinde döner.
Erenköy'ü ikiye bölen demir yolunun güneyinde modaya az çok ayak uyduran, bikini ya da mini etek giyen kadınlar yaşar.
Demir yolunun kuzeyi ise farklıdır. Son yıllarda epey değişse de burada ticaretle zengin olmuş ama geleneksel, muhafazakar hatta İslamcı özelliklerini korumuş bir kesim yaşar. Orta yaşlı kadınlar başörtüsü, genç kadınlar türban takar. Ramazan ayında gruplar halinde çevredeki camilere giderler. Evlerde dini sohbetler yapılır. 'Mekke' ya da 'Medine' adı verilmiş apartmanlar göze çarpar.
****
Uzun süre bu iki kesim birbirine karışmadan hayatını sürdürdü. Şimdi ise durum biraz farklı. Eğer Suadiye'deki Vakko'ya filan giderseniz 'Kuzeyden inmiş' türbanlı kadınların yoğun alışveriş faaliyetlerine şahit olursunuz. Cadde'de piyasa yapan tesettürlüler ya da ağır ağır akan trafikte Mercedes marka cibine aldığı arkadaşlarıyla kakara kikiri yapan türbanlı genç kadın sürücüler görürsünüz.
Devlet katında ciddi gerginliğe yol açan bu 'görüntüler' semtin günlük yaşamında neredeyse fark edilmez. Açık kadınlar, diğerlerine "Yazık, bu sıcakta her tarafı örtülü dolaşılır mı" diye bakar. Kapalı kadınlar ise "Cadde'nin renkli hayatına biz de katılalım" havasındadır. İşte böyle... Anlatacak daha çok şey var. Onlara da bir başka yazıda değiniriz...
Cesaret mi, sabır mı?
Sosyoloji profesörü Emre Kongar, Cumhuriyet gazetesindeki yazılarını derledi 'Yozlaşan Medya, Yozlaşan Türkçe' (Remzi Kitabevi).
Benim üzerinde durmadığım, kurcalamadığım bir konuya da değinmiş Kongar. Hani İsmet İnönü'ye atfedilen bir söz vardır
"Bir ülkede namuslular da namussuzlar kadar cesur olmazsa o memleket batar."
Meğer 5 Temmuz 1931'de, TBMM'de söylenen bu lafın aslı şöyleymiş "Arkadaşlar, eğer bir memlekette erbabı namus laakal, eşirra kadar sabur olmazsa, o memleket behemehal batar."
Günümüz Türkçe'sinde şu anlama geliyormuş "Arkadaşlar, eğer bir memlekette, namus sahipleri de en az kötüler, fesatçılar kadar sabırlı olmazsa, o memleket mutlaka batar."
Olay şöyle Bazı gazetelerdeki olumsuz yayınlar hakkında hükümetin ne gibi tedbirler alacağı Meclis'te sorulmuş. İşte bu cümle de o şartlarda söylenmiş. Yani İnönü 'sabırlı olmayı, fevri hareket etmemeyi' tavsiye etmiş.
Ancak sonraları ne olmuşsa olmuş, birileri bu cümledeki 'sabır' kelimesinin yerine 'cesaret'i koymuş. Ne tuhaf, değil mi? Paşa'yı yücelteyim derken İnönü'nün sözünü tahrif etmişler!
****
Kitabı henüz bitiremedim. Ancak son derece yararlı bilgiler ve anılar yer alıyor. Öte yandan benim itiraz ettiğim birçok nokta da var. Onları şimdilik bir yana bırakıp 'biçimsel' bir eleştiriyle yetineyim
1) Yazıların Cumhuriyet'te yayınlanış tarihleri yok. 2) Birçok kişinin adı geçiyor ama zahmet edip bir indeks hazırlanmamış. İnşallah bu büyük eksiklik ikinci basımda düzeltilir.
ACI SEVENLERE BİR SORU
Bir süre önce okurlarımıza iki soru yönelttim 1) Zeytinyağıyla pilav pişirirken nelere dikkat etmeli? 2) Yüzme açısından Türkiye'nin en güzel sahili hangisi? Her iki konuda da birçok mesaj geldi. Bunları derleyip yayınlayacağım. Ancak önce çeşitli işler, şimdi de kısa bir tatil yüzünden sözümü yerine getiremedim. Bu arada bir soru daha Sanırım Meksika'dan ithal edilen, kütür kütür, yeşil, acı biber turşuları var. Son derece lezzetli. Hele acı sevenler için! Birçok şarküteriye baktım, göremedim. Nereden alınabileceğini bilen var mı?
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|