|
 |
|

ABDURRAHMAN YILDIRIM
Faiz kavgasının hedefi ne?
İhracat mayıs ayında yüzde 30 düzeyinde arttı. İhracatçılar bir yandan TL'nin aşırı değerlenmesinden yakınırken öte yandan bu başarıyı nasıl gösteriyor? Dolar bu kadar düşerken ihracat artışı nasıl gerçekleşiyor?
Öncelikle belirtelim ki, görünen rakamlar biraz aldatıcı. Çünkü, yüzde 35'lik artışın bir bölümü, daha çok Euro'yla yapılan ihracatın dolar cinsinden ifadesinden kaynaklanıyor. Yılbaşından bu yana Euro'nun dolara karşı yüzde 10 değer kazanması, ihracatımızı dolar bazında bu orana yakın düzeyde artırıyor.
Doların düşüşü bire bir ihracatçıya yansımıyor. Çünkü Türkiye'nin ihracatı daha çok Euro bazında. Bu da doların keskin düşüşünden kaynaklanan olumsuzlukları yaşamamak anlamına geliyor.
Düşük dolara karşı ihracat patlamasına bir başka neden, ihtalatın daha çok dolarla yapılması. İhraç edilen ürünlerde ithal payı yüksek. Bu da, ihracatçının girdi maliyetini düşürüyor. Ancak bu gerekçeler, Türkiye'de yerleşiklerin portföy değiştirme, yani dövizden TL'ye geçmesi, yastık altı, kayıtdışı dövizleri sisteme sokması sonucu oluşan kur düşüşünden ihracatçının olumsuz etkilenmesini önlemiyor. Kurun sürekli oynamasından ve değer kaybetmesinden dolayı önünü göremeyen ihracatçı fiyatlama yapmada ve TL üzerinden maliyetlerini kontrol etmede zorlanıyor. Vadeli işlemler piyasası çalışmadığı için de, kur oynaklığına karşılık koruyucu önlem alamıyorlar. Sıkıntı burada.
* İstenen ne?- Ancak bu sıkıntının çözümü faiz indiriminde mi? Faizi indirerek dövizden TL'ye geçmek isteyen para ve tasarruf sahiplerine "TL'ye dönme mi?" demek istiyoruz? "Dövizde kal, TL'ye dönme" ki, kurlar bu kadar hızla düşmesin ve ihracatçı zarar görmesin, bunu mu istiyoruz? Hani yıllarca döviz hesaplarının çözülmesini istiyorduk. İşte şimdi bu gerçekleşiyor. Ancak bu olurken de, döviz arzı artacak ve kurlar aşağıya gidecek. Dövizin çözülmesine bir de hızlı faiz düşüşünü eklerseniz tüketimi patlatırsınız. Bu da, 2000 yılı gelişmeleriyle hemen hemen aynı kapıya çıkar. Yani ithalat yoluyla cari işlemler açığı artacak. Dövizden faize geçiş sürdüğü sürece bu açığı finanse ederiz. Kriz çıkmadan işi götürürüz. Ancak nereye kadar?
* Cari açıkta durum- Ekonomi yönetimi cari işlemler açığını 3.5 milyar dolardan 6.1 milyar dolara revize etti. Eğer yıl sonunda bu rakam civarında kalınabilecekse, cari açık bir krize yol açmadan sürdürülebilir. 6.1 milyar dolarlık cari açık 1.752 bin lira ortalama dolar kuru üzerinden ve 202 milyar dolar olması beklenen GSMH'ya göre yüzde 3'te kalıyor. Kurun bugüne kadar ki seyri yıllık ortalamada daha düşük bir gerçekleşmeye işaret ediyor. Örneğin dolar kurunun ortalama 1.6 milyon lira olması durumunda GSMH 221 milyar dolara çıkıyor. Belirtilen 6.1 milyar dolarlık cari açık da milli gelirin yüzde 2.7'sine düşüyor. Burada sürdürülemeyecek bir durum yok.
* Hükümetin amacı- Sorun, döviz kurunu düşük tutacak makro ekonomik politikaları sürdürmekte. Yani asıl sorun enflasyonu düşürmekte, bunun için de kamu açıklarını azaltmakta. Enflasyon düştükçe ona paralel faiz düşüşü yapılsa bile, dövizden TL'ye geçişler devam eder. Bu durumda kur düşük kalır. İthalat artsa ve cari açığa yol açsa dahi, büyüyen milli gelir içinde sorun olmaktan çıkar.
Hükümetin Merkez Bankası ile derdi buysa, sorun yok. Ancak hükümetin değerli TL yerine dövizin değerinin artırılmasını isterken Merkez Bankası'nın yakasına yapışması, O'nu özel sektörün önüne atması ve bunu ısrarla sürdürmesi, amacın ekonomik olmaktan çok siyasi olduğunu düşündürüyor. İktidarın ekonomi yönetimini tamamen kendisinin güvendiği kişilerden oluşturmak istediğini çağrıştırıyor. Böyleyse, hükümet ekonominin iyi yönetilmesi ile ekonomi yönetiminin kendisinden olması arasında tercihini yapmış demektir.
* Sonuç- "Bir amaca ulaşmak için birçok arzudan vazgeçmelisin" Confucius
Mesajlarınız için:
ayildirim@sabah.com.tr
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|