|
 |
|

İLKER SARIER
Politik konvoylar
Türkiye'de sistemin hangi kurallar üzerine oturduğunu anlamak için, siyasi liderlerin gezi konvoylarına bakmak yeter. Mesleğimiz icabı, birçok liderin konvoyunda yer aldık. Hep yaşadık ve gördük ki, siyasi liderlerin yurt gezisini izlemek çok zahmetli, çok da tehlikeli bir iş...
Bu zorluğun bir tek nedeni var Partililer!..
Merkezden gelen veya bölgesel parti kadroları, yandaşlar, hayranlar vesaire...
Bir liderin gezisi, hele lider "iktidarda ise" yüzlerce otomobil tarafındaın izlenir.
Otomobiller, başbakana yakın olmak, elini tutmak, kendini göstermek, hafızasına girmek isteyen partililerle doludur.
Bu da amansız bir kovalamaca demektir.
Başbakan tarafından tanınmak, sonuçta "akan bir çeşmeye" yakın olmak anlamı taşır. En masum haliyle "birgün lazım olur" ilişkisini kovalayanlar da az değildir.
Partililer, liderlerini görünmeyen "gizli kovalarla" takip ederler.
Bir çeşit "avanta rallisi"dir yapılan, devlet çeşmesinden doldurulacak kovalarla...
Partililerin araçlarının hızı ve avanta gözükaralığı hem kendilerinin hem başkalarının hayatını tehlikeye atar. Bu o kadar aşikardır ki, muhalefete düşmüş lideri izlemek çok daha kolaydır. Lider, çeşmeden uzaklaşmıştır, "gizli kovaları" kapıp gelen partili sayısı çok azalmıştır.
Rahmetli Özal, bu sıkıntının formülünü kendiliğinden çözmüştü.
Hızlı ve konforlu bir otomobilin direksiyonuna geçiyor, gaza köküne kadar basıp konvoydan istediği kadar uzaklaşıyordu.
Bir vilayetten ötekine giderken "Allah allah nereye gitti bu adam" diye çok aradığımız olmuştur Özal'ı... Partililer de apışıp kalıyorlarda, bu "şakacı tutum" karşısında...
Zaman değişti. Şimdi liderler, otobüslerde geziyorlar. Ama arkadaki partili otomobilleri değişmedi. Ralli de değişmedi.
Bakınız, bir hafta içinde iki kaza meydana geldi. CHP lideri Baykal'ın konvoyunda, iki vatandaş, kullandıkları otomobil ile parti otobüsünün altına girdiler. İki kişi öldü. Ardından Tayyip Erdoğan'ın konvoyunu daha yakından izlemeye çalışan bir otomobil, virajı alamayarak şarampole yuvarlandı. İki kişi hayatını kaybetti.
Devlet çeşmelerinden su doldurarak hayat sürdürmeye meraklı insanlar, lider konvoylarında ölümü bile göze alıyorlar velhasıl... Toplumu sarmış avantacılık sisteminin bundan daha açık bir kanıtını aramaya gerek var mı?
POAŞ'daki oyun
Hürriyet'in Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök, gazetedeki köşesinde şefkat dolu bir üslupla, "hortum olaylarını" tefrika ediyor.
Diyor ki meslektaşlarına, "hep ben yazıyorum hortumcuları, biraz da siz yazsanıza..." Star'da yazan Umur Talu ile SABAH'ta yazan Mehmet Barlas, bu çağrıya katıldılar ve çok güzel cevaplar verdiler. Ben de katılıyorum Özkök'ün çağrısına... POAŞ'ın devletten satın alınması münasebetiyle meydana gelen 1.3 milyar dolarlık borç, İş-Doğan'ın sırtından POAŞ'ın sırtına nasıl havale edildi, mesela?..
Satın alındığı dönemde, piyasa değeri 4.3 milyar dolar olan koskoca POAŞ, nasıl oldu da HSBC'nin son raporunda iddia edildiği üzere 150 milyon dolara düştü?.. Ve nasıl oldu da, yılda 150 milyon dolar kar ederken, "zarar eden bir şirket" durumuna sokuldu?..
Artık POAŞ'tan hiç vergi alamayacak devletin ve "çırak çıkartılan" binlerce küçük yatırımcının haklarını kim koruyacak?..
Evet, ben de Ertuğrul Özkök'ün "nazik davetine" bütün yüreğimle katılıyorum.
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|