|
 |
|

ASLI AYDINTAŞBAŞ
İki kelâm
Bu hafta Türk yetkililerin farklı toplantılarda yaptığı iki konuşma, Washington'da yankı buldu. Bunlardan biri, Abdullah Gül'ün Tahran'daki İslam Konferansı Örgütü toplantısında yaptığı ve İslam ülkelerine "Artık sürekli başkalarını suçlamaktansa silkinip kendimize gelelim" çağrısıydı. Bu konuşmanın önemi, Türkiye'nin Ortadoğu'daki diktatörlere ilk kez "Kral Çıplak" diye haykırmasının ne derece yerinde olduğu, geçtiğimiz hafta boyunca yazılıp çizildi. Ankara artık baskı ve yalanlar üzerine kurulu Ortadoğu rejimlerinin demokrasiye ilerlemesinde "büyük abi" rolünü üstlenecekse, Türk kamuoyu bunu ancak saygıyla karşılayacaktır. Kadınların oy veremediği, basının devlet kontrolündeki resmi gazetelerden ibaret olduğu, serbest teşebbüsün rüşvetle sınırlı olduğu bir çok ülke, gerçekten de Müslümanlar için gurur değil utanç kaynağı.
İslami kimlik inandırıcı
Bu konuşmayı Abdullah Gül'ün yapmış oluşuyla ilgili basının gözünden kaçan bir diğer noktayı, geçen gün Washington'da hatırı sayılı bir Amerikalı "Gül, yalnız İslam kökeninden gelen birinin yapabileceği bir uyarıda bulundu. Bu sözlerin onun ağzından çıkması bizim için çok önemli" diye açıkladı. Gerçekten de Amerikalılar ya da Fransızlar istedikleri kadar demokrasi şahini kesilseler de, İslam dünyasında geçerli kredibiliteye sahip değiller. Bu anlamda, İslami referansları ve kimliğinden dolayı, AKP'nin kimselerin kolayca sahip olamayacağı bir inandırıcılığı var. Konuşma, geçmişte yine Gül tarafından ortaya atılan Müslüman Demokrat kimliğiyle tutarlı bir tavır. Konuşmanın ABD yönetiminin gittikçe sertleştiği Tahran'da yapılmış olmasının da ayrı bir sembolik önemi vardı. Washington'da Pentagon'un başı çektiği bir ekip "Erkekseniz Tahran'a" siyaseti gütmekte kararlı. Mollaların yönetimindeki İran berbat bir ülke ama burada rejim değişikliği için bastırmak gereksiz ve yanlış. İran zaten kendi iç dinamikleri sayesinde reforma yönelmeye zorlanıyor. Fakat yine de Gül'ün Washington'da geleneksel olarak Türkiye dostları diye bilinen ve 1 Mart tezkeresinden sonra Ankara'ya küsen bu şahinler ekibine göz kırpması akıllıca bir strateji. Hoşlansanız da hoşlanmasanız da, Beyaz Saray ve Washington'da ipleri elinde tutan şahinler Türkiye için kritik.
Bu hafta, başka açılardan da ilginçti. Aylardır "Türkiye'ye kızgınız" diye tepinen Washington, sonuçta kuyruğunu indirip Ankara'dan Şiilerin kutsal saydığı Necef ve Kerbela'da düzeni sağlamak amacıyla "barış gücü" göndermesini istedi. Bu, Türkiye'nin Irak denkleminde yerini alması için bulunmaz bir fırsat.
Türkiye'den hamle bekliyoruz
Bu arada Washington'daki TUSİAD heyeti, umulandan da başarılı oldu Türk-Amerikan ilişkilerinin tamirinde. TUSİAD'çıların en somut toplantılarından biri, Dışişleri Bakanlığı'ndan Marc Grossman'la yaptıkları görüşmeydi. Grossman, "Türkiye'den bir hamle bekliyoruz" dedikten sonra bir adım daha ileri giderek, ikili ilişkilerin düzelmesi için iki somut konu ortaya attı. Bunlardan biri Türkiye'nin Ermenistan'la sınır kapısını açması, diğeri ise Kıbrıs'ta bir adım atmasıydı. Bu arada Washington'da dikkatle izlenen ikinci konuşma da Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın Harp Akademileri Komutanlığı'nın yıllık toplantısındaki sözleriydi. Amerikalılar, Türk basınının aksine bu konuşmanın AB yanlısı yönünü "bardağın yarısı dolu" misali değil, küreselliği eleştiren ve diğer TSK'nın konulardaki hassasiyetini sıralayan unsurlarına dikkat etti. Amerikalı bir analistin yorumuyla, Büyükanıt "Ordunun kırmızı çizgilerinin değişmediğini" hatırlatıyordu. Buna Washington'da kimsenin itirazı yok; ama Büyükanıt'ın Kürt meselesi ve irtica konusundaki vurguları önemli. Bir anlamda, bu konuşma da Amerikalılar'a sunulmuş bir yol haritası!
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|