|
 |
|

OKAN MÜDERRİSOĞLU
Merkez'in büyüsü kayboluyor
Ekonomide gözler, döviz kurlarına çevrilmiş durumda. Öylesine ilginç bir tartışmanın içine girdik ki... Siyasi çıkışlar, sessiz ve derinden bürokratik yanıtlar, senaryolar, spekülasyonlar birbirini izliyor. Saddam Rejimi'nin Irak Merkez Bankası'ndan kaçırdığı 12 milyar doların Türkiye'de olduğuna inananların sayısı hızla artıyor. İşin kaygı verici yanına gelince...
Bu söz düellosu, hükümetin, Merkez Bankası başta olmak üzere bağımsız kurumlara "kur" yapmadığı bir dönemde yaşanıyor. Merkez, iki ateş arasında kalıyor. Bir yanda Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu eski defterleri karıştırıyor, ifade alıyor. Diğer yanda Başbakan, kurların düşük seyretmesinin faturasını Merkez Bankası'na kesiyor. Hatta, iş adamlarına Banka'yı hedef gösteriyor. Kamuoyu desteğini her an hissetmesi gereken, Merkez, zayıflıyor. Deyim yerindeyse "efsun" kayboluyor. Halkın güveni sayesinde oluşan zırh deliniyor. Aynı halkta oluşacak tepki, akrep gibi Merkez'i zehirlemek üzere hazır bekletiliyor.
Bu ülkenin evladı
Başbakan, Merkez Bankası Başkanı'nı çağırıp konuşmak yerine, değişik platformlarda örtülü mesajlar göndermeyi tercih ediyor. ATV'de yayınlanan "Ankara'da Sabah" Programı'nda konuk ettiğimiz DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın dediği gibi, "Merkez Bankası Başkanı da bu ülkenin evladı. Uzaydan gelmedi. Çağırıp konuşun!"
İşte bu noktada, "Hangisi Ak Parti?" sorusu doğuyor. Askerle-Hükümet'i karşı karşıya getiren haber ve yorumlar karşısında Devlet Bakanı Ali Babacan, "Gereksiz yapay gerilimler sadece ve sadece düşmanlarımızın ve rakiplerimizin yüzünü güldürür" diyor. Aynı durumun Hükümet'le-Ekonomi birimleri arasındaki ilişkilerde de geçerli olduğu unutuluyor.
Merkez Bankası'na müdahale edilmediğini, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da beyan ediyor. İyi-kötü programın yükünü taşıyan bakanlar nispeten ihtiyatlı konuşuyor. Ancak, sözler yeterince ağırlıklı olmadığı için etkisi de fazla olmuyor.
Merkez'in içinde farklı görüşler olduğu da hissediliyor. Bu yüzden banka yönetiminin, para ve kur politikasının esaslarını bir kez daha hatırlatması gerekiyor. Tabii, kurların neden böyle seyrettiğini, gerisinde hangi faktörlerin bulunduğunu da açıklaması kaydıyla.
IMF de bir garip
Bir başka çarpıcı gelişme, IMF ile ilişkilerde gözleniyor. Türkiye, AK Parti Hükümetleri ile IMF Programları açısından yeni bir döneme giriyor. Örneğin, 5. Gözden Geçirme Çalışması tamamlanamıyor. Eskiden olsa, IMF'nin incelemeyi sonuçlandırmadan Ankara'dan ayrılması, IMF kredisinin gecikmesi ciddi kriz yaratırdı. Hele hele IMF, "Yapısal reformlar gecikti. Program mali baskı altında" deyip gitseydi, belirsizliğin önü alınmazdı. Nitekim Devlet Bakanı Babacan bu durumu, "IMF ile 4. Gözden Geçirmenin tamamlanması Hükümet'in 2004 yılı sonuna kadar uygulayacağı programın ortaya konmasıdır. 5-6-7-8. Gözden Geçirmeler'de, (2-3 ayda bir program yolunda gidiyor mu, sapma var mı?) diye bakılacak. Onun ötesinde bir şey beklemek doğru değil" sözleriyle açıklıyor.
Bu yorum, "dehşet dengesini" gizlemeye yetmiyor.
Gücün tanımı
Çok şikayet edilen reel faizlerin makul düzeye inmesi ise "Gelin faaliyet dışı gelirden vazgeçelim. Birlikte üretime yönelelim" demekle olmuyor. Bu çağrı, hayli romantik kaçıyor. Faizlerin düşmesi için risk priminin azaltılması, risk priminin azaltılması için bekleyişlerin olumlu seyretmesi, bekleyişlerin olumluya dönmesi için sürprizlere yer vermeyen kararlı ve tutarlı politikalar aranıyor. Zira, zincirin halkası koptu mu, nereye kadar boşalacağını kimse tahmin edemez.
Netice, AK Parti'nin gücünde ve gücü kullanış biçiminde yatıyor. Bir reklam filminde vurgulandığı gibi "Kontrolsüz güç, güç değildir!"
Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya
tıklayın
|
|
|
|