kapat
01.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL


ESRA CEYHAN


Kulaklarımı tıkarım, istediğimi yaparım...

Benim de geçmiş zaman hikayelerim var. Hani sadece bayramlarda alındığı söylenen yeni elbiselerle, ille de kırmızı ayakkabıların kahramanları oldukları bazen hüzün ama mutlaka özlemle anılan benzersiz hikayeler... Yıllar tabiri caizse, rüzgar gibi geçişleriyle hikayelerin üst üste birikmesine sebep oluyorlar.

****

Son zamanlarda, etrafıma şöyle kısaca göz attığımda hemen fark ediyorum tüketim çılgınlığını... Çocukluk ve genç kızlık dönemlerimde belli zamanlarda ve gereken şeylerin satın alındığını çok iyi hatırlıyorum. Ama şimdi öyle değil artık. Geçen gün, cep telefonumu, uzaydan gelen özel bir türü ilk defa keşfeden bilim adamının hayretiyle inceleyen bir arkadaşım şunları söyledi; "Yani Esra Ceyhan, oluyor mu bu telefon. Bu modelleri müzelere kaldırıyorlar, ileriki nesiller görsün diye, hiç yakıştıramadım."

Müzelere kaldırıldığı söylenen telefonu alalı bir buçuk sene olmuş... Üstelik biri arayınca çalıyor, ben birini aradığım zaman, karşı tarafın telefonu kapalı değilse ulaşabiliyorum. Yurt dışında da rahatça kullanıyorum... Mesaj gönderme işlerine hayat boyu girmedim, bence zaman kaybı... Hepsi bu... Telefondan beklentilerim, dans edip oynaması, acaip şeyler yapması değil, o halde işlem tamam. Ha bir de ilave etmez mi bu çok bilmiş arkadaş "Bu telefonların taşlıları da çıkmış, öyle bir parlıyor ki gözlerin kamaşır." Sağol ben almayayım. Alanlara da karışmayayım. Sırf yeni diye, birileri aferin bak hemen almış diyecek diye, bu güne kadar bana o şirin zil sesiyle yoldaşlık yapan telefonumdan olamam, vazgeçemem.

Bu yazımın ardından bana cimri diyenler çıkabilir. Olsun, hiç önemli değil. Mesleğimin gereği olan giyim, kuşam, makyaj, bakım konularında, hep en iyiyi bulmaya ve beni izleyenlere sunmaya çalışıyorum, ama her şeyin bir ölçüsü olduğunu unutmadan... Yani ne gerekiyorsa, ne kadar gerekiyorsa... Fazlası fazla... A bir de şurdan ve burdan da kostümler almalıymışım. Yeri gelir, şurası da olur, burası da olur... Önemli olan onu alıp giydikten sonra nasıl göründüğüm... Daha da açık olmak gerekirse kendimi öyle beğenip beğenmediğim... Hem pazara gittiğimde vakitsizlik yüzünden çok ender de olsa- nefis şeyler buluyorum, herkes de şaşıp kalıyor. Kadıköy'ümün Salı pazarı ile karşının Ulus pazarını özellikle tavsiye ederim. Ne istiyorsanız hepsi var, fazla fazla var hem de... Giysiden ev eşyasına, yiyecekten makyaj malzemelerine kadar... Bu pazarların renkli, heyecanlı, insanı hemencecik içlerine çeken havaları apayrı bir yazı konusu, tabii başka zamana.

****

İşte böyle... Gönlüm neyi seviyorsa benim sultanım o... "Herkes şuradan alıyormuş, bu modaymış, olmazsa alimallah olmazmış, o mekana gidilmeliymiş, cümle alem gitmiş.." Bunlar bir kulağımdan hiç girmediği için, ötekinden de çıkmıyorlar haliyle. Şu üç günlük dünyada, böylesi havalı civalı gereklilikleri hiç umursamıyorum. İstiyorsam, bana lazım diyorsam alıyorum, paşa gönlüm git diyorsa gidiyorum. Özetle kendi hayatımın ve kararlarımın peşinde koşuyorum.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
sempozyum
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır