kapat
01.06.2003
YAZARLAR
ATV
EKONOMİ


TÜRKİYE
DÜNYA
POLİTİKA
SPOR
MEDYA
SERİ İLANLAR
METEO
TRAFİK
ŞANS&OYUN
ACİL TEL


SOLİ ÖZEL


Etrafa bakmak

Mayıs sonu ve Haziran başına iki şaşaalı toplantı denk geldi. Her ikisinde de Türkiye yok. Sen Petersburg şehrinin kuruluşunun 300. yıldönümü kutlanıyor. Kutlamaya AB üyesi ülkelerin ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinin en üst düzey siyasi şahsiyetleri çağrılmış. Kutlamadan önce de bir AB-Rusya zirvesi yapılarak ortak sorunlar tartışıldı.

Doğal olarak o zirveye Türkiye tıpkı Bulgaristan ve Romanya gibi davet edilmemiş. Ancak Türkiye'nin Başbakanı kutlamaya da davetli değil. Diplomaside hayli incelik bilen Rusların herhalde böylelikle vermek istedikleri bir mesaj vardır. Acaba buradan AB üyeliğinin önemine yönelik bir mesaj da çıkarılabilir mi?

Türkiye aralarında yok
İkinci toplantı ise bugün Fransa'da, kaynak suyuyla meşhur Evian'da başlayacak G-8 zirvesi. Bu zirvede Batı'nın birbirilerine kırgın, kızgın ve kavgalı liderleriyle Rus Devlet Başkanı Putin buluşacak. Bu yıla özgü olarak ev sahibi Fransa bazı konuları asıl zirve başlamadan önce tartışmak üzere 13 ülkeyi daha davet etmiş. Dünya birinci liginin ikinci kademesini temsil eden bu ülkeler arasında da Türkiye yok.

Bu toplantıya özellikle Brezilya'nın gündeme küreselleşmenin yönetimiyle ilgili somut önerilerle gelmesi bekleniyordu. Acaba kendisi de bu 13 ülkeden çoğuyla birlikte G-20 üyesi olan Türkiye dünyadaki tartışmalara yapıcı önerilerle katkı yapma çabası göstermediği için mi dışarıda bırakıldı? Dünyanın gündemi hızla değişiyor ve yeniden şekilleniyor.

Bir zamanların üçüncü dünya liderleri bile üçüncü dünyacılığı bırakıyor. Küresel dünyanın ortak gündemine katkıda bulunmak çabasıyla zengin ülkeleri zorluyorlar. Sürekli şikayettense, içeride işleri sıkı tutarak uluslararası alana çıkmak ve müdahalede bulunmak tercih ediliyor.

Bu bağlamda geçen hafta Türkiye'nin kendisiyle ilgili neleri tartıştığına bakıldığında dehşetle karışık bir şaşkınlık yaşamamak zor. Son elli yılını Batı ittifakı içinde, Batılı kurumların üyesi olarak geçirmiş bir ülkede hâlâ Batı'nın niyetleri tartışılıyor. Soğuk Savaş'ın kazananları arasındaki bir ülkede hâlâ en temel korkular dipdiri, gelecek perspektifi kuşkularla kararıyor.

"Boşanma"dan korkuluyor
Türkiye'nin ait olduğunu iddia ettiği Batı dünyası şekillendiği günden bugüne dek gördüğü en derin krizi yaşıyor. Atlantik Okyanusu'nun her iki yakasında bu krizin bir boşanma ile sonuçlanabileceğinden endişelenenler var. Bunu engellemek üzere ABD ve Avrupa'da çeşitli kurumlar ve önemli şahsiyetler yeni dönemin gerçeklerini saptayıp ittifakı nasıl yeniden kurabileceklerini tartışıyor.

ABD tek başına kendi küresel stratejik hakimiyetini devam ettirme iradesine sahip. Savunmaya tek başına harcadığı para (yaklaşık 400 milyar dolar) NATO'daki 17 Avrupa ülkesinin harcadıklarının iki katından fazla.

Amerikalı yeni muhafazakarlar silah gücünün terörizmle uğraşılacak bir dünyada en önemli araç olduğu inancında. Bir kısmı demokrasiyi de bu şekilde kurabileceklerine inanıyor. Bunun sonucu olarak, Irak örneğinde de görüldüğü gibi, ABD'nin yerleşik kurumları, ilişkileri sarsmak hatta yıkmak konusunda bir kaygısı yok.

Bu tavır sürerse başta NATO, Atlantik ilişkilerinin temel kurumlarının yıkılması söz konusu olabilir. Bunun alternatifi ise ABD ve Avrupa'nın ortak çıkar alanlarını yeniden tanımlayarak pragmatik bir ilişki yapısı içine girmeleri. Kurumlar da bu yeni duruma uyarlanacaktır.

Türkiye'nin çıkarı hiç kuşkusuz ikinci türden bir çözümdedir. Ancak bunun gerçekleşmesi ve sonuçta ayazda kalınmaması için de "yalnız kurt" tavrıyla davranmaktan vazgeçmesi gerekir.

Not Yurtdışında olduğum için Perşembe günkü yazımı yetiştiremedim. Özür dilerim.


Haberleri gazete sayfası görüntüsünde okumak için
SABAH e-Medya"ya tıklayın

<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
TEMA
sempozyum
Sarı Sayfalar


Sizinkiler
ArboMedia

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır