kapat
22.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
Limasollu
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
İdamın önünde, arkasında ne var?

Yavuz Bey. İdam meselesi, Helsinki Zirvesi sonrası katılım ortaklığı belgesinin Türkiye'ye intikali ile beraber gündeme geldi. Siyasi kriterler kapsamında bu konu konuşuldu.

Ulusal program sırasında yine ele alındı. Anayasa değişikliği yapılırken tekrar tartışıldı.

Ama hâlâ bu tartışmayı sürdürmek isteyenler var.

Neden?

ORTA VADE
Yavuz bey.

Biz bu konuda görüşlerimizi çok net ifade ettik.

Ölüm cezasının kaldırılması TBMM tarafından orta vadede ele alınacaktır.

Bu, ulusal programın kriterler bölümünde vardır.

Ve bu maddenin kaleme alınışında MHP'nin çok önemli katkısı olmuştur.

ANAYASA AÇIK
Yavuz Bey.

Bu söylediklerim, koalisyonu oluşturan partiler arasında uzun tartışmalar sonucu varılmış olan ifadelerdir.

Yine bu ifade, üçte ikinin çok üzerinde bir çoğunlukla TBMM'den geçen Anayasa değişikliğinde de yer almıştır. Demek ki, muhalefetin de bir katkısı vardır.

Anayasamız ise çok açık.

Diyor ki:

Çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları dışında ölüm cezası verilemez.

DÖRT NOKTA
Yavuz Bey.

Konuyu tüm safhaları ile kamuoyunun dikkatine sunmak istiyorum.

* Bugün hiçbir AB üyesi ülkede idam cezası yok.

* Avrupa ülkeleri içinde de, en son, Arnavutluk'ta vardı... O da kaldırdı.

* Türk Ceza Kanunu'nun 125'ten tutun, 146'ya kadar, değişik maddelerinde idam cezası var.

* Ama bunun yanısıra, dikkat çekici bir husus daha var... Partilerimizin çoğunun seçim beyanname ve programında, idamın kaldırılması ile ilgili görüş bulunuyor.

DEVAMLA
Yavuz Bey. Bu safhaları anlatmaya devam ediyorum.

* Sivil toplum kuruluşlarımız da idamın kaldırılmasını istiyor.

* TBMM'de onay bekleyen 57 idam dosyası var.

* Yani Meclis, iktidar ve muhalefetiyle, idamı onaylamama halini, saygı ile karşıladığını ifade ediyor.

* Fakat konunun kapsam ve şekil itibariyle orta vadede ele alınması da Ulusal Program'a girdi.

YENİ TCK
Yavuz Bey.Türkiye'de idam cezasının kaldırılması yolunda bir eğilim mevcut. Bu demektir ki, ölüm cezaları kaldırılacak. İleride, Anayasa'ya uygun bir Türk Ceza Kanunu'na ihtiyaç var.

Nitekim, Adalet Bakanımız da, idam cezaları konusunda, Bakanlar Kurulu'na bir tasarı verdi.

HASSASİYET
Yavuz Bey. Konu bu kadar açık.

Türkiye'nin genel eğilimi ortada.

Öyleyse şahsen benim ve kurum olarak da partimin hassasiyeti nereden geliyor?

Şuradan:

* Türkiye'nin genel eğilimi ortaya çıkmışken...

* İdamın orta vadede kalkacağı Ulusal Program'a girmişken...

* AB ile daha önce bu konuda uzlaşılmış iken...

* AB'ye kısa vadede... Yani 19 Mart'a kadar olan süreçte... Siyasi kriterler yerine getirilmeli gerekçesine dayanılarak... İdam cezasının kaldırılması...

Yani bu işin, kısa vadede yapılacak işler kapsamına alınması gayretleri var.

* Hassasiyetimiz bunadır.

"KAPRİS YAPMIYORUM..."
Çalışma masası "çok doluydu." Makam odasındaki "toplantı masasına" gelince...

O daha da "kabarıktı... Kalabalıktı."

Kitaplar. Dosyalar.

Devletin çeşitli dokümanları.

Fakat yüzlerce evrak arasında "dört belge" dikkati çekiyordu.

Devlet Bahçeli için "başucu kitabı" sayılabilecek dört belge.

Dördü de "elinin altında."

1. Anayasa. (Sarı kapaklı)

2. Koalisyon Protokolü. (Yeşil kapaklı)

3. Hükümet programı. (Yeşil kapaklı)

4. AB'ye verdiğimiz "Ulusal Program." Onda ise kapak "beyaz."

ÇÖZÜM YOLU
Türkiye'nin gündemine bir konu geldiği zaman... Devlet bey "bu dört devlet dokümanına" bakıyor. Sorunların çözülmesi için gereken formülü "orada" arıyor. Fakat...

"Çıkış yolu" bu dört belgede de belirtilmemişse... Bahçeli, çıkışı, "iki ayrı kurumda" arıyor:

Bir:

- Liderler zirvesi ve Hükümet kurumu.

İki:

Yüce Meclis.

YEMİN GİBİ
Devlet Bahçeli:

- İlk günden beri koalisyon protokolü ile hükümet programının tek bir noktasına, tek bir virgülüne bile aykırı davranmaksızın... Bu iki belgenin her satırına sadık kalarak, koalisyon kültürü içinde, bu yüce millete ve bu kutsal ülkeye hizmet etmeye çalıştığımıza, halkımız şahittir.

NELER OLUYOR?
"Sayın Bahçeli" dedik:

"PKK'nın siyasallaşması..."

Son zamanlarda "iç politikada yaşanan sorunlar... Uyuşmazlıklar."

"Bazı hassasiyetler... Yanlış anlamalar... Alınganlıklar..."

"Yani Sayın Bahçeli... Neler oluyor?"

BAHÇELİ'NİN GÜNLÜĞÜ
Bahçeli çekmecesini açtı.

"Bazı notlar" çıkardı.

"Yavuz Bey" dedi:

- Sizin yazı stilinizi... Üslubunuzu... Konulara yaklaşımınızı biliyorum... Sizinle yaptığımız bu görüşme sırasında, bunlara uygun bazı notlar çıkardım... Şimdi birlikte konuyu deşelim... Ne dersiniz.

Çok iyi olur.

İşte "devlet Bahçeli'nin tuttuğu son notlar."

İşte "Bahçeli'nin günlüğü."

"Satırbaşları" itibariyle şöyle:

* Birinci Dünya Savaşı 28 Temmuz 1914'te başladı, 30 Ekim 1918'de bitti.

* Biz kasımın başında savaşa girdik.

* Savaşı 365 çarpı dört yıl olarak hesaplarsak 1460 gün ediyor.

* Birinci Dünya Savaşı başladığında toprak olarak, hangi büyüklükteydik... Savaş bitince hangi büyüklükte?

* 1460 gün boyunca her gün, ama her gün 1650 kilometrekare toprak kaybetmişiz.

* Bir cihan imparatorluğuyduk... Gerileye gerileye 779 bin 452 kilometrekarelik bir vatandayız.

* Daha da küçülemeyiz.

* Bu toprak misakı millidir... Misakı milli, milletin mührüdür.

* Bir kum tanesini bile vermeye kimsenin hakkı yoktur.

ÇAĞDIŞI DEĞİLİZ
Devlet Bey'in "son günlerin tartışmaları üzerindeki söylemine" gelince:

- Tavrımızı, düşüncemizi, hassasiyetimizi bazı çevreler "demokratikleşme ve insan hakları penceresinden değerlendirirken" bizi çağdışı takdim etmeye çalışıyorlar... Yanlış... Bizim hassasiyetimizi iyi anlayınız.

DÜNÜ UNUTMA
- Sayın Bahçeli...

Her şeyi açık, açık söyleyin... Hiçbir yanlış anlama kalmasın.

- Söyleyeceğim... Bazı hususların altını da özellikle çizeceğim.

Devlet Bey'in "altını çizdiği" noktalar:

* Türkiye'yi bir yere taşımaya çalışanlar var.

* Etnik temele dayandırılan bir demokratikleşme stratejisi tatbik edilmeye uğraşılıyor.

* Demokrasinin gelişmesini arzulayan kişi ve çevreler, neye hizmet ettiklerini iyi anlamalılar.

* PKK yeni bir stratejinin peşinde... Bu PKK'nın siyasallaşması demek.

* PKK, 'demokratik cumhuriyet' diye bir proje ortaya koyuyor... Üç aşamalı bir insan hakları talebi var.

* AB kriterlerini bir gecede kabul edelim diyenler, bütün bunlara dikkat etsinler.

* AB'ye ulaşma hedefimiz ve Türkiye'yi evrensel değerlere taşıma gayretimiz sürerken, bazı çevreler "PKK'nın amaçları ile örtüşecek bir takım davranışlar" ortaya koyuyorlar.

* Buradaki ince çizgiyi farkedemezsek, tarihin bize bıraktığı mirası koruyamayız. Hassasiyetim buradadır.

* Kimse yarına bakarken, dünü unutmasın.

KAPRİS DEĞİL
Devlet Bey'le uzun uzun konuştuk.

"Çok şey" söyledi.

Ve "son olarak" dedi ki:

- Bütün bunları söylerken ve söylediklerimi eyleme dönüştürürken, koalisyon ortağı olmanın kaprisiyle değil, uzlaşma kültürünün bir gereği olarak hareket ediyorum... Biliyorum, bugün bazı sorunlar var... Ama halkımız şundan emin olsun ki... Siyasi istikrarın kalıcı unsurlarından biri olan bu koalisyonu zedelemeden, sorunların çözümüne her türlü katkıyı sağlayacağız.

PROGRAMA "SOSYAL İÇERİK"
Sayın Bahçeli. Görünen o ki, kriz giderek aşılıyor.

Gelişmelerden IMF memnun.

Dünya Bankası memnun.

Amerika memnun.

Fakat bizim insanımız... Emeklimiz... İşçimiz, memurumuz, esnafımız... Yani krizin altında ezilmiş milyonlar ne zaman memnun olmaya başlayacaklar?

***
Yavuz Bey.

Kriz sürecinin gelinen bu aşamasında artık toplum kesimlerinin beklenti ve taleplerine yönelik bir uygulamaya geçileceği kanaatindeyim.

Bunu mutlaka yapmalıyız.

2002 toparlanma yılı olacak.

Ekonomik hayat normalleşme sürecine girecek.

Bu iyileşme sürecinde, toplum kesimlerinin ihtiyaçlarına cevap verecek, sosyal içeriği olan bir politikaya geçilmesi gerekiyor.

BARAJ
Seçim barajı "yüzde on." Bu barajla oynanmalı mı? Oynanacak olursa...

Baraj, yüzde "kaça" inmeli?

Devlet Bey'in "yaklaşımları... Yanıtları" şöyle:

* Yapısal değişikliklere gidilirken, bence, seçim yasası da değişmeli.

* Ama burada büyük uzlaşma şart.

* Meclis'teki partilerin ortak çalışması ile bir yerde buluşulmalı.

* Hatta... Meclis dışında olmasına rağmen, Türk siyasetinde etkin konumu bulunan partilerin de görüşü alınmalı.

* Her seçim döneminde iktidar, kendi siyasi geleceği için, seçim kanunu ile oynamamalı... Muhalefet de böyle bir konumdan dolayı mağdur edilmemeli.

* Yani demokrasi tam işlemeli... Bunun için hepimiz özen gösterelim... Dengeyi kuralım.

YASAL İTTİFAK
Seçimde, partiler arasında "ittifak" olmalı mı, olmamalı mı?

TBMM, ittifak konusuna "yeşil ışık" yakar mı?

MHP "bu meseleye" nasıl bakıyor?

Bahçeli:

- Türkiye'de ilk seçim ittifakını üç parti gerçekleştirdi.

- Evet... MHP... Ki o zaman adı MÇP (Milliyetçi Çalışma Partisi) idi... Refah Partisi... Ve Islahatçı Demokrasi Partisi.

- 1991'de, seçim sistemindeki yanlışlıklar sebebiyle, böyle bir ittifak gündeme gelmişti... Ama yasal olmayan bir ittifaktı.

- Seçim yasası ittifaka izin vermediği için... Diğer iki parti, Refah'ın şemsiyesi atında seçime girdi... Onu kastediyorsunuz.

- Evet... "Bu sefer Refah Partisi" sloganı altında seçime girdik... 62 milletvekili çıkarıldı... O zaman MÇP, 19 milletvekilliydi.

- Şimdi ne düşünüyorsunuz?

- Eğer partiler arasında seçim ittifakı yapılması arzulanıyorsa, seçim kanununda, bunun yerini bulması lazım... Yani... İttifak olacaksa, yasal olsun.

SÜREMİZ BEŞ YIL
Sayın Bahçeli. 1999 seçimlerinin üzerinden "2 yıl 10 ay" geçti.

Bu koalisyon kurulurken, "hükümetin ömrünün" ne kadar olacağını düşünüyordunuz?

Ve bugün "seçim tarihi olarak" kafanızda ne var?

Sorumuz bu.

Devlet Bahçeli'nin yanıtı ise şu:

Başlangıçta, iki konuda kararlılığımız vardı.

Bir:

Siyasi istikrarın sağlanması.

İki:

Ekonomik istikrar.

Bu iki konu önemli...

Zira siyasi istikrar olmayınca, ekonomik istikrar da olmuyor.

Bu kararlılıkla koalisyon hükümetini kurduk.

Bugünkü görüşüme gelince:

Siyasi istikrarın önemli unsurlarından biri olan bu hükümetin, Anayasa'da belirtilen seçim dönemi süresini kullanması gerektiği.

Yani mevcut hükümete, beş yıllık süreyi en başından vermek gerekliliği.

Böyle bir şey düşünülmediği takdirde, koalisyonun anlamı kalmaz.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır