kapat
22.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
Limasollu
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

İyi bayramlar İçişleri Bakanım!..

Eğer ortada "Şerefsizler" diye adlandırılacak kişiler gerçekten varsa ve Mersin Emniyet Müdürü gerçekten bu lafı etmişse, düşünelim bakalım, "Şerefsizler" kim?..

Babalarının Vali ve Emniyet Müdürü olduğuna güvenerek "Bu kent bizim babamızın malı" diyerek tek yönlü ana caddeye ters yönde girip, cadde boyu gidenler mi?.. Örnekse, Bağdat Caddesi'nde, Bostancı'dan Kadıköy'e doğru.. Ve de "Biz Vali ve Emniyet Müdürü'nün oğullarıyız. Tüm kente örnek olmalı, hiç trafik suçu işlemememiz gerek" diye düşünmeleri gerekirken.. Ve de kendilerini çeviren trafik polislerinden özür dileyip, cezalarını ödeme yerine, nüfuz ticareti yapıp, cep telefonu ile babalarını arayıp (Nerde bunların delikanlılıkları.. Sıkışınca "Babaaaa" diye ağlayacaksın) yardıma çağıranlar mı?.. Bu ülkede kimliksiz dolaşmak yasakken ve polis kimliksizleri toplarken, kimlik dahi gösteremeyenler mi?.. Ehliyet yasal olarak kimliktir. Demek o da yok.. Ters yönde ve ehliyetsiz ve de kimliksiz, babaya güvenen sahte kabadayılar mı?..

Yoksa..

Ters yönde giden arabayı durdurup yasal işlemi, babaların adına ve kimliğine rağmen sürdüren, trafik ve karakol polisleri mi?..

Sayın İçişleri Bakanım,

Bilin ki, tüm polis camiası ve Türk Ulusu bu tipik, bu örnek ve ibret olay karşısındaki tutumunuzu merakla bekliyor..

Olayı duyar duymaz bizzat el koysaydınız, derhal Mersin'e uçsaydınız ve soruşturmayı yapsaydınız.. Vali ve Emniyet Müdürü, gerçekten dünkü Sabah'ın manşetinde yer alan "Ucuzluklar"ı yapmışlarsa, derhal işten el çektirseniz, Türk milletinin ve Türk polisinin yüreğine adınızı öyle bir kazardınız ki, tarihe geçerdiniz.. Size bunları tavsiye eden "Çağdaş" halkla ilişkiler danışmanlarınız yok ne yazık ki?.. Olsa, hele bir politikacı bu tarihi fırsatı kaçırmazdı..

Sayın Bakan,

Emniyet Genel Müdürünüz bayram öncesi bir medyatik şov yaparak, Türk polisine en büyük lekeyi vurdu.. Yol kenarında, TV'ler çağrılarak, polisin nasıl rüşvet aldığını gösteren şov yaptı.. Bu şov, namuslu, mert, görev aşığı gençleri nasıl yaraladı bilir misiniz?..

Hangi mesleğin içinde rüşvetçi pislikler yok?.. Gazeteciler yok mu?. İşte Saygı Öztürk, liste üzerine liste açıklıyor.. Peki Gazeteciler Cemiyeti, böyle göstermelik şovlar düzenliyor mu?.. Cesaret edebilir mi?..

Dünyanın her ülkesinde "Çirkin" polisler var. Her ülkede bu polislerle gene polisler savaşır. Özel bir birim vardır.. "İçişleri Müdürlüğü.." Bunlar kimsenin ruhu duymadan soruşturma yaparlar.. Çirkinleri bulurlar ve sessiz sedasız kuruluştan uzaklaştırırlar. Kimse bilmez.. Kimsenin de polise saygısı azalmaz..

Medyaya hoş görünmek için kendi teşkilatını bir rüşvet şovunda figüran diye kullandıran bir genel müdürlük, dünyanın dört bir yanındaki meslektaşlarınıza sorun bakalım, Hotonto'da var mı?..

Geçen gün beni ziyaret eden üç genç trafik polisini anlatmıştım..

"Mavi lambayı durdurup, ehliyet, ruhsat soranlar, sürülüyor Hıncal Ağabey" demişlerdi.. Dediklerinin kanıtı Mersin'de patladı işte..

"Torpilliye ceza yazamazsak korkudan, vatandaş Mehmet'e nasıl yazarız" demişlerdi. "Vicdanımız rahatsız oluyor.."

Olmaz mı, Sayın Bakanım.. Kentin ana caddesinde vali'nin ve Emniyet Müdürü'nün oğullarının rezaleine selam duran polis, vatandaşa ceza yazabilir mi?.. Yazarsa saygınlığı kalır mı?.. Yazmazsa, o kentte artık polis, kural, hukuk korkusu kalır mı?.

Rüşvet sadece para teklifi değildir, Sayın Bakanım.. Nüfuz ticareti.. "Ben kimim biliyor musun?.. Benim babam kim biliyor musun" soruları, rüşvetten daha iğrenç suçlardır. Neden?..

Rüşveti namuslu polis almaz.. Teklif edeni pişman eder.. Ama "Ben Vali'nin, ben Emniyet Müdürü'nün oğluyum" diyen önünde namuslu polis de duramaz.. Durmaya kalkışırsa, Mersin'de olan olur..

Şerefsiz olur.. Gece yarısı Vali'nin evine, ayağına çağrılıp azarlanır.. Ertesi gün de sürülür ki, bir daha hiçbir polis Vali'nin, Emniyet Müdürü'nün oğlunun yolunu kesmesin, tam aksine, ters yönde giderken kazaya uğramasın diye önlerine düşüp eskortluk yapsın..

Sayın Bakanım,

Tüm Türkiye'nin gözleri üzerinizde.. Polis evlatlarınıza sahip çıkacak mısınız?. İçişleri Bakanı olarak hem bu ülkemin halkına, hem de polisine, yasalar önünde herkesin eşit olduğunu derhal gösterecek önlemleri, kamu vicdanını tatmin edecek boyutlarda alacak mısınız?..

İyi bayramlar, Sayın Bakanım!..

***
Sayın Bakanım,

Yazıma nokta koyduğum sırada CNN Türk, olaya derhal el koyup sürülen komiseri görevine iade ettiğinizi açıkladı. Güzel ama yetmez Sayın Bakanım.. Kimseyi tatmin etmez. Ortalık yatışır, o komiserin canına okurlar, kendisi tayinini istemek zorunda kalır..

Bu ülkeye örnek bir ders vermek istiyorsanız, bir daha hiçbir Vali veya Emniyet Müdürü oğlunun bu küstahlığı değil yapmayı, aklından bile geçirmemesini istiyorsanız, görev yapan polisleri azarlayan, hakaret eden, görevden alan Mersin Valisi ve Emniyet Müdürü hakkında, kamu oyunu tatmin edecek uygulamalar yapmanız gerekir. Bu jest, polisin ve ulusun size güvenmesi için yeterli değil, Sayın Bakanım. Yarayı kapatmaz. Küllendirir, o kadar!..

İki usta, tek başlarına!..
Önce Hadi Çaman'ı izledim.. Deniz Feneri adlı tek kişilik oyunda.. Sonra da Ali Poyrazoğlu'nu.. Ödünç Yaşamlar adlı stand-up şovda..

İkisi çok farklı.. Hadi tiyatro yapıyor, Ali şov!..

İkisi de genelde yaşamlarından, tiyatro yaşamlarından kesitler sunuyorlar, tek başlarına, ama benzerlik bu kadar. İki sunuş temelde çok farklı.

Hadi, dekoru bir tiyatro kulisi olan sahnede, tek kişilik oyun oynuyor..

Yazar ve oyuncu Hadi Çaman, dört dörtlük.. Ama yönetmen Hadi Çaman, işi biraz kolaya almış.. Tiyatronun ve günümüzün teknik olanaklarını çok başarılı kullanabilirdi, oyunu daha cazip hale getirmek için.. Örneğin üzerindeki şekillerin ne olduğunu anlamakta zorlandığımız o çok kötü çekilmiş videonun gösterildiği ekranı çok daha aktif kullanabilirdi. Ekranı bir bulut halesinin içine alır, boşluğa konuştuğu ölmüş arkadaşların görüntülerini bu bulutların üstüne düşürüp, onlara bakarak konuşabilirdi.

Etrafta kostümler asılıydı, çeşitli oyunlardan.. Bir de kostüm sandığı vardı.. Hadi, geçmiş oyunlardan söz ederken, bu kostümleri kullanarak hareketlilik yaratabilirdi.

Sirano'nun o dünyaca ünlü, benim ezberimdeki "Burun" tiradını okumak için hokka gibi burnunu, Sirano'nun burnuna benzetmeye zorlaması inandırıcı değildi. Askıda asılı bir burunu takarak, çok daha ilgi çekici ve inandırıcı olabilirdi.

Füsun Önal'a, Hadi Çaman Tiyatrosu'nun adını adeta kazıyan o Kelebekler Özgürdür'ün harika baş oyuncusuna bu kadar saldırgan olması gerekmezdi ayrıca, Bora Ayanoğlu'nun o unutulmaz müziğini değiştirmesine karşı çıktı diye.. Ben de karşı çıktım aslında.. Ve de Hadi de içten içe çıkıyordu bizzat.. Kelebekler Özgürdür'ü anlatırken mırıldandığı müzik, Bora'nınkiydi, yeni yapımınki değil..

Hadi'nin tümü tiyatro üzerine anılarını ben keyifle izledim. Çünkü anlattığı kişilerin hepsini tanıyordum, oyunların çoğunu görmüştüm. Ama onları tanımayan birisi için ayni ilginçlikte olur mu bilemem..

***
Ali Poyrazoğlu'nun stand-up şovu ise bir harika.. Herkes görebilir, görmeli.. Önce Ali'deki o müthiş fizik kondüsyonu.. 2.5 saat, ara vermeden, durmadan konuşarak ve durmadan koşarak sahnede kalmak ne demek.. Bu işi 15 dakika deneyin anlarsınız, ne demek istediğimi..

Ali'nin anıları meraklı.. En ünlü dostlarını nasıl kırıcı olmadan, nasıl okşayarak anlatıyor görmek gerek.. Ali hep dünde de kalmıyor.. Bugünü eleştiriyor her fırsatta.. Mizah müthiş, espri müthiş.. Yeri geliyor fena halde duygulandırıyor, yeri geliyor kahkaha ile güldürüyor.. Ama durmadan alkışlanıyor..

Salonu tıklım tıklım dolu, balkon dahil..

Stand-Up denen şey, nedir merak edenler, gidip Poyrazoğlu'nu görmeli..

İlhan Ağabey'e tuzak!..
Papa ölünce kardinaller yeni papayı seçmek için toplanırlarmış.. Bu seçimde rol oynayan en önemli unsur, oyların Hıristiyan alemini toplayacak adama değil, ötekilerin yolunu en az kesecek olana gitmesi imiş.. En yaşlı, en hastalıklı seçilsin istenirmiş ki, ömür boyu süren papalığı süresince hevesliler fazla beklemesin..

Bunu bana yıllar önce bir İtalyan gazeteci anlatmıştı, ben nerden bilirim..

Ama bu seçim tarzını sık sık hatırlarım..

Solu toplayacak isim olarak Erdal İnönü'yü seçmişti, Murat Karayalçın.. Niye seçmişti?. Bu ülkede halkın nerdeyse yüzde 80'i artık yaşlı lider istemez, Bülent, Süleyman ve Necmettin Beylerden nasıl bıktığını her fırsatta ifade ederken, üstelik denenmiş ve başarısız olmuş Erdal Bey'e niye gidildi?.. Allahtan Erdal Bey oyuna gelmedi.

Şimdi İlhan Ağabey'den istenen, beklenen ne?..

Değil solu, evinin önünü bile toplamayı beceremeyecek Murat Karayalçın, hâlâ lider olma heveslerinde.. Kendi çıksa arkasında iki kişi bulamaz. Biliyor.. Öne saygın, göstermelik bir isim koyacak, sol oylar toplanacak.. Sonra da bir kongre darbesi ile başa geçecek.. Adama Anadolu'da bir şey derler de ben demem..

Diyelim geçti.. Geçmişti bir zamanlar.. Ne yaptığını milletin unuttuğunu sanıyor, hazret!.

Türk solunun haline bakın!..

SEVDİĞİM LAFLAR
Hata yaptığında, şu 3 şeyi uygula: 1.Kabul et, 2.Ders al, 3.Tekrarlama. Paul Bryant

BİZİM DUVAR
İktidara gelince içki yasağı koyacakmış.. Ee.. Tayyip bu, mahkemede durduğu gibi durmuyor. Hakan&Utku

TEBESSÜM
Mahkemede kadına, "Neden boşanmak istiyorsunuz?" diye sormuş hakim..

"Kocam temoseksüel hakim bey!" demiş kadın.. "Homoseksüel demek istediniz herhalde!" deyip düzeltmiş hakim.. "Hayır efendim, temo-seksüel... Bizimki hem tembel hem de homo!.."



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır