Paralı askerliğe hayır
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile çay içerken... Söz bir ara "özelleştirmeden" açıldı.
Devlette, bazı hizmetleri "özel sektöre" yaptırmaktan.
Komutan dedi ki "bu şart."
Ve devam etti:
- Biz, başladık bile.
"Nasıl" diye sorduk:
Komutan:
- Bazı okullarımızda... Hastanelerimizde... Örneğin Gülhane'de... Silahlı Kuvvetler'in bazı sosyal tesislerinde... Zamanla bu uygulamayı genişleteceğiz.
ÖZELLEŞTİRME
- Efendim... Bu konu ilginç... Neler yaptınız?.. Ve nasıl yaptınız?
Org. Kıvrıkoğlu:
- Silahlı Kuvvetler personeli, lojmanda kalıyor... Lojmandan birliğine servisle geliyor, servisle gidiyor... Bu "servis hizmetini" özelleştirmeye başladık.
- Efendim, bugün itibariyle, özel sektör araçlarıyla gidip gelen personel hangi sayısal büyüklükte?
- Yirmi binin üzerinde... Her geçen gün bu sayı daha da artacak.
ÖZEL SERVİS
Genelkurmay Başkanı:
- Yavuz. Bu konuyu incelettim. Ve gördüm ki. Servis hizmetini özelleştirirsek, hizmet daha ucuza geliyor. Düşün. Ordu olarak, otobüs alıyorsun. Bakımı bir masraf. Tamiri, başka masraf. Otobüs bütün gün boş duracak. Özelleştirme, hizmetinde olduğum ülkemin yararına. Sadece taşıma işinde değil. Bazı birimlerde yemek işini de özel sektöre bıraktık.
HAYIR!.. HAYIR!..
"Komutanım" dedik:
- Özelleştirme denilince... Çok kişi şunu da söylüyor... Askerlik hizmetinde de özelleştirme... Yani... Paralı askerlik.
Org. Kıvrıkoğlu'nun ilk tepkisi:
- Hayır.
"ikinci" tepkisi:
- Mümkün değil.
"Üçüncü" tepkisi:
- Kimse bizden böyle bir uygulama beklemesin... Kesinlikle beklemesin.
GENÇ ORDU
Genelkurmay Başkanı:
- Askerlikte, belli kesimlerde, profesyonelliğe geçiyoruz... Sözleşmeli subaylık gibi... Uzman erbaşlık gibi... Sözleşmeli astsubaylık gibi... Ama... Paralı askerlik... Olanaksız... Böyle bir şeye gidersek, Türk Silahlı Kuvvetleri güç kaybeder... Ordu, yaşlanır.
- Nasıl?
- Yirmi yaşındaki insanın dinamizmi, kırk yaşındakinde olur mu?.. Paralı askerlik demek, Ordu'yu güçsüzleştirmek, yıpratmak demek... Bunu kabul edemeyiz.
SONUÇ
Uzun sözün kısası...
Komutan "serbest pazar ekonomisine" inanıyor.
"Özelleştirmeyi" savunuyor.
Fakat...
"Paralı askerliği" Türkiye gerçeklerine aykırı buluyor.
Hem de "kesinlikle."
Asker ve Medya
Genelkurmay Başkanı'nın odasını "iki bölüm" olarak düşünebilirsiniz.
"Birinci bölüm" çalışma masasının bulunduğu yer.
İkinci bölümde ise "oturma grubu" var.
"Konuklarını" orada... İkinci bölümde ağırlıyor.
Kapının "hemen girişinde."
Biz de "orada" oturduk.
"Çayımızı" orada içtik.
Sohbet derinleşince...
"Güncelleşince..."
Komutan'ın "medyayı nasıl izlediğine" gelince.
Org. Kıvrıkoğlu kalktı.
"Masasına doğru" yürüdü.
Biz de kalktık.
Paşa "sen otur" dedi:
- Geliyorum... Sana bir dosya göstereceğim.
Ama onun "otur" demesine rağmen, oturmadık.
Biz de "masaya yürüdük."
Masa "asker masası."
"Düzenli."
Masada bir "dosya" vardı.
Komutan onu aldı.
Tekrar "eski yerimize döndük."
O ana kadar, Org. Kıvrıkoğlu ile "farklı koltuklarda" oturuyorduk.
Komutan "tek kişilik koltukta."
Biz de üç kişilik "misafir kanepesinde."
Genelkurmay Başkanı "dosyayı" önümüze koydu.
"Ben de senin yanına geleyim" dedi.
Geldi.
Ve dosyayı "bir aile albümünü gösterircesine" sayfa sayfa çevirip göstermeye... Anlatmaya başladı.
DOSYA
- Yavuz... Bayram dahil... Cumartesi, pazar dahil... Yılın 365 günü, her sabah bu dosya benim önümdedir.
Dosya "kalın bir dosya."
Dosyanın üzerinde bir "imza" var:
"Kurmay Albay Halil Kalkanlı."
Sorduk:
- Sabah saat kaçta bu dosya önünüzde olur?
- Erkenden.
- İyi de... Bu dosyayı hazırlayanlar, "işe" saat kaçta başlarlar?
Org. Kıvrıkoğlu güldü:
- Herhalde sabah saat 04.00'te.
Dosyada "ne ararsanız" var.
Hem "Türkiye" ve hem de "dünya" ile ilgili herşey.
TV'LER İZLENİYOR
Ordu "20 TV kanalını" sürekli takip ediyor.
"Kayda" alıyor.
Bu kayıtlar "değerlendiriliyor."
Komutan'a her sabah sunulan dosyada belirtiliyor ki:
- Dün şu kanalda, şöyle bir program vardı... Şu kişi, şunu söyledi... Falanca kişinin görüşü, şu istikametteydi.
Org. Kıvrıkoğlu "dosyayı gösterirken" bir ara şöyle dedi:
- Salı akşamları sizin NTV'deki programınız da, banda kaydediliyor... Eğer o sırada dışardaysam... Daha sonra banttan izliyorum.
ÖZEL BÖLÜM
Kalın dosyayı sayfa sayfa çevirmeye başladık.
TV'lerdeki "haber programları."
Futboldaki "şikeler" ile ilgili haberler... Yorumlar.
TV ana haber bültenlerindeki "önemli haberler."
Sonra "gazetelerin birinci sayfaları."
Birinci sayfa hem "fotokopi olarak" var.
Hem de "sadece manşet bölümüyle" var.
Tabii, TV ve gazetelerde yayınlanan "askerle ilgili haberler" özellikle ayrı bir bölüm olarak dosyada mevcut.
RÖNTGEN GİBİ
Dosyanın sayfalarını çevirmeyi sürdürüyoruz:
"İç politika haberleri."
Yine çeviriyoruz:
"İç güvenlik haberleri."
Yine devam:
"Dış politika haberleri."
Yine:
"Yunanistan basını."
Devam:
"Kıbrıs."
"The Washington Post."
"The New York Times."
"Financial Times."
"İsviçre basını."
"Azerbaycan basını."
"Alman medyası."
"PKK'nın... Türkiye aleyhine faaliyet gösterenlerin yayın organları."
İnanılır gibi değil.
Dosyada "her şey... Ama her şey" var.
Dosya "röntgen cihazı" gibi.
İSİM, İSİM
Sayfaları çevirmeyi sürdürüyoruz.
Bir bakıyoruz, karşımızda "Güngör Mengi."
"Sedat Sertoğlu."
"Zülfü Livaneli."
Sonra...
Bakıyoruz karşımızda "Oktay Ekşi."
"Ertuğrul Özkök."
"Tufan Türenç."
Ardından karşımızda "Derya Sazak."
Ve daha "pek çok meslektaş."
SARI... KIRMIZI
Bir yazarın, yazısının bazı bölümleri "sarı kalemle" çizilmiş.
Bir yazarın yazısı "kırmızı kalemle."
Sorduk:
- Komutanım... Güngör Bey'in bu yazısında... Şu satırların üzeri... Neden sarı?
- Önemli... Dikkat edilecek bir husus... Doğru... Değerlendirilmesi gerekir... O yüzden.
Yine sorduk:
- İyi de... Şu yazıda bir paragraf, tamamen kırmızı... O neden?
- Orada "Genelkurmay'dan" bahsediliyor... Bizimle "doğrudan" ilgili.
MEDYANIN ÖNEMİ
Biz her sabah, bütün gazeteleri okuruz.
Ama Org. Kıvrıkoğlu'nun "medya dosyasını" görünce...
Gazeteleri çok da dikkatli okumamış olduğumuzu farkettik.
Özellikle de...
Bazı yazarların, "bazı satırlarını" atladığımızı.
Ama "asker atlamamış."
"Renkli kalemle" çizmiş.
"Yararlanmak için" çizmiş, "değerlendirmek için" çizmiş, "üzerinde tartışmak için" çizmiş.
Askerin "medyaya bu kadar büyük önem verdiğini" doğrusu bilmiyorduk.
"Paşa"lık ve "General"lik
Komutan'a sorduk: - Emekliye ayrılınca ne yapacaksınız?
Soru "çok kısa."
Ama kısa soru "içinde başka soruları da içeriyor."
Örneğin:
- Bir ömür boyu askerlikten, bu yoğun tempodan sonra, nasıl frene basacaksınız?
Örneğin:
- Bazı arkadaşlarınız, emekli olunca değişik işler yaptılar... Ya siz?
örneğin:
- Siyaset?.. Ticaret?
***
Genelkurmay Başkanı:
- Yavuz, ben şunu düşünüyorum.... İçinden çıktığım Türk halkı, bu rütbeden sonra, benim bir yerde çalışmamı istemez... Hoş bakmaz... Doğru bulmaz... Geçmişte biliyorsun, bazı arkadaşlarımız bu çeşit şeyler yaptılar... Sonunda ise... Kendileri de üzüldüler, bizleri de üzdüler... Bilmiyorum, merakını giderdim mi?
Evet.
"Merakımız" giderildi.
Hem de "fazlasıyla."
Ve "toplumu memnun ederek... Herkeste saygı uyandırarak."
***
- Yavuz... Bir hususa çok önem veriyorum... Biz halkın bağrından doğduk... Bunu hiç unutmayız... Bizim için halkla bütünleşmek çok anlamlı bir olgu.
Komutan "bunları" söyledi.
Ve sözlerini sürdürdü:
- Sağına soluna bak... Komşuna, akrabana bak... Her ailede ya bir subay var, ya bir astsubay, ya da bir er... Ve Türk ailesi, ordusuna sevgiyle bakar... Bizi böylesine seven halkımıza karşı, her hareketimizde dikkatli olmalıyız... Bana diyorsun ki, emekli olunca ne yapacaksınız?.. Hiçbir şey... Okuyacağım... Araştıracağım... Konuşacağım... Hepsi o kadar.
***
Org. Kıvrıkoğlu "bir şey daha" söyledi:
- Halk bize "Paşa" diyor... Bu çok önemli bir kavram... Batı'da "generallik" var... Bizde olduğu gibi... Ama Batı'da "paşalık" yok... Paşa, halkımızın gözünde çok saygın bir unvan... Bu ülke eğer beni Paşa yaptıysa... Emekli olunca, hareketlerime dikkat etmeliyim... Gidip "şu firmada... Bu işte" çalışamam... Bir Genelkurmay Başkanı bunu yapamaz.
***
Genelkurmay Başkanı'na "size bir olayı anlatacağız" dedik.
Seneler önceydi.
Sait Değer (DYP, Şırnak Milletvekili) Tabip Albay'dı.
30 Ağustos'ta, TV'de,"Generalliğe yükseldiği" haberi yayınlanmıştı.
Ve "az sonra" Şırnak'tan bir telgraf geldi:
"General olduğunuzu TV'den öğrendik... Stop... Memnun olduk... İnşallah Allah bize, sizin Paşa olduğunuzu gösterir... Stop."
Biz "bu yaşanmış olayı" anlatınca...
Org. Kıvrıkoğlu gülmeye başladı:
- Doğru... Halkımızın gözünde paşalık, generalliğin çok üzerinde bir rütbe.
Ve devam etti:
- İşte vurgulamak istediğim bu... Bu ülke eğer seni Paşa yaptıysa... Orgeneralliğe terfi ettirdiyse... Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturttuysa... Hareketlerine dikkat edeceksin.
PORTRE
Nasıl lider olunur?
Zamanın, yakın tünelinden bir anı... Muğla'da "yayladaydık."
Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in "yayla evinde."
"Yemek masasında" dört kişiydik.
Kenan Evren, kızı Miray Göksu, Canan ve Yavuz Donat.
TV "haberleri... Yüksek Askeri Şura'yı" veriyordu.
"Yeni Genelkurmay Başkanı'ndan" bahsediyordu:
- Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu.
Kenan Paşa "çok iyi... Ülke için en doğrusu... En hayırlısı... Sevindim... Mükemmel" diye söze başladı.
Ve "bana benzer" dedi.
"Muzipliğimiz" tuttu.
"Yani... İhtilal yapar mı" gibi bir iki söz edecek, espri yapacak olduk.
Kenan Paşa "duydu."
"Duymamış gibi" davrandı.
"Bana benzer" diye konuşmayı sürdürdü:
"Tutumludur... Hesabını bilir... Devletin tek kuruşunu harcarken, kılı kırk yarar... Bir odada, gereksiz yere, bir lamba yanıyorsa... Tepki gösterir... Tıpkı benim gibi.
***
"65 dakika boyunca" Org. Kıvrıkoğlu'na dikkat ettik.
Hep "takımından" bahsetti.
"Takım çalışmasından."
Bir konuda başarı elde edilmişse...
"Arkadaşlarım" dedi.
"Kadrom" dedi.
"Erlerim... Erbaşlarım... Astsubaylarım" dedi.
"Subaylarım" dedi.
Bir ara, gülerek, sözünü kestik:
- Efendim siz "liderlik sanatını" iyi biliyorsunuz.
- Yavuz... Lider değilsen bu makamda işin ne?
***
"Gözlediğimiz" bir başka husus.
Komutan "çok isim biliyor."
Kim "şu anda nerede?"
Kimin "hangi sorunu var?"
Kim "hangi hastanede yatıyor."
Söz bir "eski asker olan politikacıdan" açılmıştı.
Komutan dedi ki:
- Hastaymış... Bugün öğrendim... Sen gidince arayacağım... Bir ihtiyacı olabilir.
***
Komutan "yönetir."
Org. Kıvrıkoğlu, "Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yönetiyor."
Sohbette "bir şeyi" farkettik.
Paşa sadece kişileri... Kadroları "yönetmekle" yetinmiyor.
Yönetmenin yanısıra "yönlendiriyor" da.
"Kırmadan... Dökmeden... Karşısındakine hissettirmeden" yönlendiriyor.
***
"Torpil... Askerlikte torpil... Doğu'da değil de, rahat bir yerde askerlik yapmak için torpil" konusu açılınca...
Komutan "aldığı önlemleri" anlattı.
"Torpile karşı" uyguladığı sistemi.
Öyle bir sistem ki...
"Darılmaca, gücenmece yok... Kimin kaderinde ne yazılıysa... Bilgisayardan ne çıkarsa... Oraya gidecek."
"Genelkurmay Başkanı'nın oğlu olsa bile."
Org. Kıvrıkoğlu dedi ki:
- Yavuz... Adil olacaksın... Herkese eşit davranacaksın... Kendine yapılmasını istemediğin şeyi, başkasına yapmayacaksın.
ABD'li komutanı beklerken
- Sayın Genelkurmay Başkanım... ABD Genelkurmay Başkanı ile ne zaman buluşacaksınız?
- Aslında ocakta gelecekti... Fakat, marta kaldı... Martın ikinci yarısında gelecek.
- Neden ocak değil de mart?
- Onlarda şöyle bir gelenek var... Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanı, aynı anda yurt dışında bulunmuyorlar... Ocakta gelemeyişi bu yüzden.
- Gelince... Ne konuşacaksınız?
- ABD Savunma Bakan Yardımcısı da gelecek... Görüşeceğiz.
- Görüşeceğiniz konu?.. Konular?
- Irak tabii.
- Başka?
- Afganistan konusunda büyük destek verdik... Teşekkür ediyorlar... Olayın bundan sonraki safhaları ile ilgili olarak, bilgi verecektir.
- Başka?
- İncirlik konusu var.
Aldığımız izlenim o ki, "Türk Genelkurmayı Amerikan Genelkurmayı'nın neler söyleyebileceği... Neler isteyebileceği konusunda" kapsamlı bir çalışma yapmış.
Yani "karşı taraf" ne söylerse, buna "hangi yanıtı vereceğimiz hususunda" hazırlıklıyız.
Hem de "alternatifli" şekilde.
"Bir adım daha ileri gidecek" olursak... Şunları yazabiliriz:
Türkiye'nin arzusu "komşuluk etmeyi sürdüreceği Irak halkını rencide etmemek."
Irak'a bir "ABD operasyonu" kaçınılmaz hale gelecekse, "bunun bütün ayrıntılarını önceden bilmek."
Türk Genelkurmayı, böyle bir konuda "kumar oynamak" niyetinde değil.
Hele "bir koyup üç almak" niyetinde hiç değil.
Türk Genelkurmayı'nın arzusu, büyük Atatürk'ün çizdiği hedef:
"Yurtta sulh, cihanda sulh... Hele komşularla... Ebediyen sulh."
YARIN
Napoli ve Brüksel yılları
Her dönem "birinci sırada" terfi
internet suçları için Org. Kıvrıkoğlu ne diyor?
Subaylarım toplumun hangi kesimindeki ailelerden geliyor, biliyor musunuz?
Türk halkı her şeyin en iyisine layıktır
Kışlanın kapısından içeri giren herkes benim evladımdır... Öz çocuğumdan farkı olamaz.
|