kapat
20.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
Limasollu
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HIGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Meşhur muharrirler nasıl çalışır?

Virgül dergisi, bu ay çıkan 48. sayısında deneme kitapları üzerine ağırlık veriyor, ama "Sahaf" bölümünde oldukça faideli ve ilginç bir yazı var ki, okurlarımla paylaşmak istiyorum.

"Meşhur Muharrirler Nasıl Çalışır?" başlıklı yazı "La Turquie Moderne"in haziran 1747 tarihli sayısının 22-23. sayfalarından alınmış... Kimin tarafından yazıldığı belirtilmeyen bu yazıda bakın nasıl çalışıyor bazı "meşhur muharrirler":

Goethe odasında dolaşarak, Donizetti yaya yürüyüşler yaparak ilham alırmış...

Charles Dickens, gözünün önünde daima yazmakta oludğu eserin kahramanlarını temsil eden bronzdan heykelcikler bulundururmuş...

Ünlü tefrikacı Ponson du Terrail, kahramanlarını temsil eden bezden yapma kuklaları yazı masasının üzerine dizer ve kahramanlarından birini öldürünce kuklasını da bir dolabın içine gömermiş... Terrail, "Rocambole"u yazmak için tam 282 kukla kullanmış...

Stendhal, Balzac'a yazdığı bir mektupta "Parma Manastırı"nı yazarken daha tabii olabilmek için her sabah medeni kanun kitabından birkaç sayfa okuduğunu belirtiyor.

Filozof Kant, penceresinden önünde bulunan bir kavak ağacına bakmadan hiçbir şey düşünümez; Schiller ise ayaklarını buzlu suya koymadan ilham alamazmış...

Chataubriad, odasınnın buz gibi soğuk taş döşemesi üzerinde yalın ayak dolaşarak yazar, Bousset soğuk bir odada başına sıcak bir sargı sararak çalışırmış...

Rousseau ise kızgın güneşin altında başı açık gezinerek ilham alırmış...

Buffon, Diderot, Rousseau, Murger ise dehşetli bir kahve tiryakisi imişler...

Hele Balzac ve Flaubert, kahveyi çorba kâsesi ile içerlermiş...

Bu yazıyı okuyunca bizim edebiyatçıları düşündüm.

Mesela Yaşar Kemal'in romanlarını bir otele kapanarak yazdığı bilinmekte. Üstar, bir zamanlar Şile Değirmendere otelini mekân tutmuştur. Son romanını ise Antalya Falez Oteli'inde yazdığınaf bizzat tanık olmuşumdur.

Orhan Kemal, hikâyelerini Cağaloğlu'nda İkbal ya da Meserret gibi kahvelerde yazmıştır.

Behçet Necatigil'in çalışma odasını görmüştüm ölümünden sonra... Masasında "Biirinci" sigarası paketleri, bir kutuda biriktirilmiş kibrit çöpleri ve kurşun kalemleri... Şairin, otobüs bileti, sigara paketi, kâğıt namına ne bulduysa bunların arka yüzlerine mısralar düşürdüğü de bilinmektedir.

Mehmed Kemal, gazeteci kimilğiyle her ahvalde kalem oynatırdı. Nerede olursa olsun yazısını yazar, röportajlarında ise asla teyp kullanmazdı.

Demir Özlü, yılın büyük bir bölümünü Stockholm'de yaşamasına rağmen kimi roman ve hikâyelerini Berlin ya da Amsterdam'da yazmıştır.f Çünkü Berlin bir metropoldür ve Özlü'nün zihnini aydınlığa boğmaktadır.

Seksenli yıllarda Almanya'ya gidişimde, Berlin'de yaşayan Aras Ören'in karaladığı her kâğıt parçasının ileride araştırmacılara kaynak olur niyetine toplanıp kayıt altına alındığını öğrenmiştim.

"La Turquie Moderne" yazarı, döneminin, yani 18. yüzyılın yazarları için " ekserisi garip manyaklardır" diyor ki, bugün bu düşüncesine katılmak mümkün değil...

Yazının içeriği kadar onun kâğıt üzerinde biçimlenişi, kelimelerin "eser" haline gelmesi de bir törendir elbette ve meraka da değer bence...

Niye manyaklık olsun ki...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap


Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır