İnsan başına gelince daha duyarlı oluyor" diyor, Prof. Dr. Kemal Benli.. Hoca Nasreddin de "Damdan düşen halden bilir" demişti ya hani..
Siroz nedeniyle tükenen karaciğerini Amerika'da değiştirmişler. İyi ki değiştirmişler.. Bu organ nakli ameliyatı yapılmasa, şimdi Kemal Hoca ile ancak medyum aracılığı ile ilişki kurabilirdik.. Tam bir ölümden dönme olayı..
Amerika organ nakli konusunda en ileri ülkelerden biri.. Ama rakamlara bakın.. Ölüme karşı yarışarak organ bekleyenlerin sayısı yıllık 60 bin.. Yılda yapılabilen ameliyat sayısı ise 15 bin.. Geri kalan 45 bin kişi, ya gidiyor, ya da daha da daralan vakitleri ve yeni yıldan gelenlerle daha uzun bir bekleme kuyruğuna giriyorlar, her gün ölerek.. Rakamlara göre, Amerika'da her gün organ beklerken ölenlerin ortalama sayısı 12-15!.. Ölmek mi, ölümü her gün beklemek mi daha zor, ona siz karar verin..
Yaşam ve ölüm sayısal lotodan çıkıyor yani.. Burada torpil, rüşvet yok.. Bağışlanan organ kime uyarsa.. Dolar milyarderi gidiyor, dilenci kadar fakir yaşıyor..
Dolar milyarderi bu kadar kolay gider mi?.. Rezil bir karaborsa başlıyor.. Üçüncü dünya ülkelerinden, fakir milletlerden, para ile satın alarak, mafya ile kaçırıp öldürerek, hatta Çin'de peynir ekmek gibi kurşuna dizilenlerin organlarını devletten satın alarak, zenginleri kurtarma gayreti bu çirkin ticareti tahrik ve teşvik ediyor.
Bilim, sorunu kökünden çözmek için, hayvandan insana nakil üzerine derin araştırmalar yapıyor, ama henüz sonuç yok..
Kemal Hoca, bilgi vermeye devam ediyor..
Amerika'da organ naklinin maliyeti 250 bin dolar. Yazı ile ikiyüzelli bin.. Bizi geçin.. Amerika'da kaç kişi ödeyebilir, sigortalar olmasa..
Amerikan halkı organ bağışını fena halde destekliyor.. Yüzde 85.. Ama bu izni yasal olarak, mesela ehliyetine kayıtlı verenlerin oranı yüzde 20!..
Yani "Organ bağışlanması iyi.. Ama başkası bağışlasın" hikayesi..
Chicago'nun bulunduğu eyalette, halkı organ bağışına teşvik kampanyasının yıllık bütçesi 1 milyon dolar.. Karşılığı da var. En büyük bağış bu eyalette.. Ama yetmiyor..
Bazı Avrupa ülkeleri ve Pennysylvania'da olduğu gibi, organ bağışının değil, bağışlanmamasının kayda alınması isteniyor. Yani organlarınızla gömülmek, yakılmak, denize atılmak istiyorsanız, bunu yazı ile ilgili makamlara bildireceksiniz. Bunu yapmazsanız, her ölü, doğal bir organ bağışçısı.. Sorunun tek çözümü şimdilik bu yasa, ama çıkaramıyorlar..
Amerika'da din adamları, köşe yazarları ve TV'nin ünlü yıldızları devamlı organ bağışına çağırıyorlar insanları.. Bir ölen, bir ölmek üzere olanı kurtarsın diye.. Bu telkinler beyin yıkama yoğunluğunda olduğunda etkili oluyor..
Karaciğer nakli, en önemli organ nakillerinden.. Böbrek bekleyenler, dializ makinalarına bağlanıp, bekleme sürelerini uzatabiliyorlar. Hatta kalp nakillerinde yapay kalpler, makinalar devreye girebiliyor.. Ama karaciğerde böyle bir durum yok..
"İnsanı raylara bağlıyor ve ne zaman geleceği belli olmayan, ama geleceği mutlak bilinen bir treni beklemeye bırakıyorsunuz sanki" diye anlatıyor, Kemal Hoca duygularını.. Kendinizi onun yerine koyun.. Belli bir süre içinde size uyan karaciğer bulamazsanız, ölüm kesin..
Siroz, bizde alkole yapışık bir hastalık sanılır. Oysa değil.. Sarılık virüsleri, aşırı yağlanma ve bazı tümörlerle karaciğerin iflası, siroz sebebi olabilir, hayatında damla alkol almamış biri için..
Prof. Dr. Kemal Benli isyan ediyor:
"Amerika Başkanı, Sağlık Bakanı, Kongre Üyeleri, her gün televizyon, radyo, gazete ve toplantılarda organ bağışının önemini anlatıyorlar. Allah rızası için bizim Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, bakanlarımız, milletinvekilleri, köşe yazarlarımız, TÜBİTAK, YÖK, TÜSİAD, Yargıtay, Sayıştay, Danıştay Başkanlarımız, rektörlerimiz, general ve amirallerimiz, imamlarımız, öğretmenlerimiz, her fırsatta organ bağışının kutsallığını, bir ölüyü birkaç yaşayana dönüştürmenin manevi güzellik ve sevabını her fırsatta tekrar edemezler mi?." diyor..
Bugün hem artan maliyetler, hem de ülkelerin kendi vatandaşları için yeterli organ bulamayışları yüzünden dışarda organ nakli nerdeyse imkansızlaştı.
Türkiye'de organ nakilleri başarı ile yapılıyor. Karaciğer nakilleri, Ankara, İzmir, Antalya ve İstanbul'da yapılabiliyor. Ama dini ve kültürel nedenlerle bağış çok az olduğundan yıllık ameliyat sayısı 100'ü (Yüz) geçmiyor.
Bizde üstelik, bağışlamak da kolay değil..
İşte ben.. "Tüm organlarım bağışlanmıştır. Hatta geri kalanları da gömmeyin. Tıp fakülteleri kadavra olarak kullansın, öğrenciler, cesedimden de birşeyler öğrenirse, öte yanda daha mutlu olurum" diye kaç kez yazdım. Ama öldüğümde akrabadan biri "Hayır" derse bütün bu laflarım geçersiz.. Geçerli nasıl olur, ben, gazeteci, köşe yazarı Hıncal bilmiyorum. Bilsem bunu yasallaştırmak kaç günümü alır, kaç kağıt doldurur, kaç imza atarım, tahmin etmek zor değil.. Peki niye bunlar çok basitleştirilmez ve halka açıklanmaz.. "Vatandaş organlarını bağışlamak istiyorsan, şu numaraya telefon et, internette şu adrese gir, biz seni buluruz" denmez, mesela..
Yaşayabilecek pek çok insan, herbiri bir hayat değerinde organlar gömüldüğü için ölüyorlar..
Bu ölenlerden birini bir yakınınız, ölüm sırasını bekleyenlerden birini kendiniz olarak düşünün..
İyi düşünün..
Ve de bu ülkede, başta kuduz, yığınla hastalık saçan sokak köpekleri için yazılan yazı ve edilen lafın onda birinin organ bağışı için dile getirilmediğine dikkat edin..
Sevgili Ertuğrul Özkök, geçen gün, hayvanlar için yazıların artmasından duyduğu sevinci dile getiriyordu..
Ya insanlar için Ertuğrul, ya insanlar için..
İnsanlar için ne yazıyoruz biz?.
Hürriyet, Milliyet, Sabah ortak bir kampanya ile, organ bağışını teşvik etmeye girişemezler mi?..
Niye girişemezler?.. Niye girişmezler?.. Niye hala beklerler?..
Vay anasını
M. Ali Erbil'e rastladım geçen gün.. Boynuna sarılmama kalmadı, saldırdı.. "Bu adam.. Bu adam tek satır 'Geçmiş olsun' yazısı yazmadı.."
Şaka ediyor sandım.. Baktım ciddi.. Üzerine gitmedim, tatsızlık olmasın diye..
Vay vay vay.. Benim Erbil kardeşim nerelere varmış.. Zannediyor ki, her köşe yazarı ona "Geçmiş olsun" yazısı yazmak zorunda.. Hastalığı sırasında gazete ve TV'lerde bir numaralı haberdi.. Hemen herkes yazdı.. Ben de yazdım.. Yetmemiş, özel yazı beklermiş..
Yapma M. Ali, yazarım yazmam, o benim bileceğim iş.. Ama M. Ali herşeyi kendisinin bildiğini sanıyor..
Okan Bayülgen'in onun yerine Çark-ı Felek'e çıkmayışını da fena halde yermişti..
Niye?.. Mecbur mu Okan, onun yerine şov yapmaya.. TV kanalı, biraz da duygu sömürüsü ile, aslında ara verilmesi gereken programı onsuz, ama başka ünlülerle sürdürüp reyting yapacak, binlerce dolar reklam geliri sağlayacak, en az M. Ali kadar profesyonel Okan, yayına bedava çıkacak?.. Niye?.. Okan'dan esirgenen para M. Ali'nin tedavisinde mi kullanılacak?. Diyelim öyle.. M. Ali'nin böyle bir sadakaya ihtiyacı mı var?..
Kaldı ki, Okan'ın geri durması için sebeb de var.. Bizim magazin basını araştırmaz..
Hemşo'dan beri Okan ile M. Ali'nin arası şeker renk. M. Ali seyirci önünde sempatik olmak için, baskı yaparak orijinal senaryoyu değiştirtmiş "Ben final sahnesinde öleceğim. Ölmezsem, filmden çekilirim" demişti. Yapımcılar boyun eğmek zorunda kalınca, bu defa Okan isyan etmiş "O zaman ben de öleceğim" diye dayatınca, kan revan içindeki, o Hemşoca, o filme hiç yakışmayan garip final perdeye gelmişti. Okan o gün, bugün M. Ali'ye mesafeli duruyordu.