İki ayrı toplumdan mı oluşuyor bu ulus? Farkına bile varmadan bölündük mü? Ajanstan gelen haberlere göz atarken, sokakta yürürken, televizyon izlerken, "evet" diye geçiriyorum içimden, "iki ayrı toplum var; kesin çizgilerle ayrılmış iki ayrı toplum."
Sürekli tehdit edenler ve tehdit edilenler, diye...
Tepesinde mavi ışıkla yolların kralı olanlar ve onlara selam duranlar, diye...
Hukuksuz özgür olanlarla, özgürlüğün hukukunu bir türlü elde edemeyenler, diye bölünmüşüz...
Dayısı olanlar ve değil "dayısı", kimsesi olmayanlar, diye...
Kolayca öldürebilenlerle kolayca öldürülebilenler, diye...
Krizi yaratanlar ve krizi yaşayanlar, diye bölünmüşüz...
O kadar berbat bir bölünme ki, toplumun kılcal damarlarına kadar işlemiş bir siyaseti var, fakat siyasal ideolojisi yok! Yani öyle "hoyyt" deyip karşı koyamaz, istihbarat yapamaz, topla tankla başını ezemezsiniz...
O kadar etkili ki, artık sevilenler bile seven olmak istemiyor; sevenler sevilen olmayı beceremiyor. Orada bile iki ayrı dünya kurulmuş.
Çünkü paraya filan değil, basbayağı güce tapan bir halk olmaya doğru hızla ilerliyoruz. Çünkü güçlüler bir yanda mevzilenmiş, güçsüzler öte yanda diken üstünde...
Bu bölünmeyi durdurmak için; açılan yarığı yeniden dikmek, pansumanını yapmak için herkes toparlanıp kendine gelmeli.
Bize yeni bir siyaset gerek!
İlahi Hıncal abi! Sevgililer Günü'ne karşı çıkanlara, itirazı olanlara yine öfkelenmişsin.
Pazar günkü "Sevgililer Günü'nü Yaşayamayanlara Yazık" başlıklı yazının sonunu da şöyle bağlıyorsun: "Tabii sevgi her gün yaşanır, dostlar... Ama her gün yaşanması, yılda bir çok özel yaşanmasına engel değildir... Her gün Cumhuriyet değil mi?.. Peki niye Cumhuriyet Bayramı?.."
Doğru... Her gün Cumhuriyet rejiminde yaşıyoruz ama, 29 Ekim'lerde Cumhuriyet'in bayramını yapıyoruz. O gün hem tarihsel olarak Cumhuriyet'in kuruluşunu ve hem de siyasal olarak bu rejimi seçme kararımızı kutluyoruz.
Bu mantıktan kalkarak Sevgililer Günü'nü de toplu halde ve ortak mekânlarda "sevgi" denen güzel şeyin varlığını kutlayarak geçirmemiz gerekecek! Ama bu bambaşka bir şey, değil mi?
İkincisi, Hıncal Abi... Sevgi (eğer varsa) her gün özel olarak yaşanıyor ve dediğinin tam tersine, Sevgilililer Günü'nde çok genel yaşanıyor!
Benim itirazım hep o noktada oldu: Sevgililik bir kamu bayramı olamaz. Sözgelimi, anneliğin önünde aynı günde hem özel hem de kamusal olarak eğilebiliriz. Oysa sevgililik iki kişilik bir dünya... Kendi özel labirentleri; kendi sevişmeleri, kendi itişmeleri var...
14 Şubat'ın "Şimdi sevgili olduk, salonları doldurduk" havasındaki yüksek sesli coşkuyla, sevgililiğin fısıltıları ve mırıltıları arasında bir aykırılık var bence...
Bilirim, hemen her fırsatta insanların hayatın güzelliklerinden tat almasını istersin. Bunun için daha düzinelerce gün ilan edilse, hepsini savunursun.
Ben görmedim, görenler anlattı: Taksim'deki Soho adlı bar 14 Şubat'ta "Sevgilisizler Gecesi" düzenlemiş. Ve kapısında gece boyunca uzun kuyruklar olmuş.
Acaba, diyorum; bir kamu pazarlamacısı veya uyanık bir reklamcı kalkıp o gece kapıda kuyruğa giren yalnızlar için de kamusal bir kutlama günü icat eder mi?
İmza günüm: Bugün Kadıköy'de Seyhan Kitabevi'nde "Bekle Beni Gelmeyeceğim"i imzalayacağım. 17.00-19.00 arasında. Orada görüşmek üzere!