Televizyonun bir görevi de, ekran karşısındaki milyonları, eğlendirirken, eğitmektir.
Reyting peşinde koşan ekranlar yerine getiriyor mu bu görevi?
Ne gezer...
Tartışma programı seyrediyorsunuz: Yerin dibine batırılan insanlar, hep bir ağızdan konuşanlar, seslerini yükselterek tartışmayı kazanacağını sananlar, birbirinin lafını ağızlarına tıkayanlar...
Maç seyredeyim diyorsunuz... Küfürün en sunturlusunu öğreniyorsunuz. Sporseverin başında patlayan jopları görüyorsunuz. Maça döner bıçakları ile gidenleri hayretle izliyorsunuz.
Ya o yerli diziler: Hizmetçisine sarkan beyefendiler... Evdeki uşağa, dadıya ismi ile hitap eden şımarık zengin çocukları... Çocuklarına meydan dayağı atan babalar...
Yabancı filmler: Kan, vahşet, dehşet... Seyredene, adam öldürmenin her yolu üzerine verilen dersler... En ince ayrıntısı ile kafa kırma, göz oyma, kol bacak kırma...
Biraz rahatlamak istiyorsunuz, magazin programlarını açıyorsunuz. Gömlek değiştirir gibi sevgili değiştirenler. Bunu bir marifet sayanlar... Birbirlerinin ardından sövüp, sayanlar... Mahalle ağzı konuşmalar...
Spor programlarında, karşısındaki ak saçlı meslektaşına, sinirlendiği zaman "Pişmiş kelle gibi sırıtma" diyebilen kelli felli gazeteciler...
Çocuklar için hazırlanan çizgi dizilerin bile tadı kaçtı.
Nerede o "Şeker Kız Candy"ler... Dünya tatlısı "Heidi"ler...
Her Allah'ın günü, ekran başındakileri işte böyle eğitiyor bizim ekranlar...
Yürekler acısı...