kapat
17.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Dikkat, ölüm tehlikesi!

Alışkanlıklarımıza emek verip onları yeniden keşfetmeliyiz. Eğer sevdiğinizi her gün yeniden keşfederseniz; alışkanlıkların sizi öldürmesini engelleyebilirsiniz.

Alışkanlıklar vazgeçilmez dostlarımız mı acaba? Bir türlü vazgeçemediğimiz dostlar; sevgililer, eşler de alışkanlığa dönüşmeye başlayınca vazgeçilmez mi olurlar? Büyük bir miskinlikle, sıcacık kollarına kendimizi bıraktığımız alışkanlıklar, bir süre sonra bizleri görmez, işitmez, düşünmez, vurdumduymaz bir hale getirmiyor mu?

Yaşamımız asla vazgeçemeyeceğimiz şeylerle dolsun istiyoruz. Sahiplenme duygumuz ağır bastığı için, bir şey ya da bir insan bize, yalnız bize ait olursa bizi daha mutlu kılacağı için, paylaşmadaki güzelliği keşfedemediğimiz için, "alışkanlıklarımız en kıymetli hazinemizdir." Bu en kıymetli hazinemizde hiçbir şey yerli yerinden oynamasın isteriz; değişmesin, ilk günkü gibi kalsın. Doğa sürekli olarak bunun böyle olmaması gerektiğini bize anımsatır. Geçen yıllar yüzümüze işaretlerini yerleştirir, ama aynada gördüğümüz suratın, "bizim surat" olduğuna öyle bir alışmışızdır ki değiştiğinin farkına bile varmayız; alışır gideriz her gün değişen surata...

ÖLESİYE SEVERİZ
Alıştığımız evler, mahalleler, uzağına düşmek istemediğimiz semtler öyle bir sıcaklıkla sarar ki, keyiften gevşeyip, alıştığımız yaşama bölgesinin artık bize ait olduğunu düşünüp, ondaki değişiklikleri görmemeye başlarız.. Bir alışkanlıktır "oralı olmak"; olduk mu da "orası" bizimdir, malımızdır, bir köşede durur; biz ondan kopamayız, o çoktan bizden kopup gitmiş başka..

Sevdik mi ölesiye severiz. "Ölesiye sevmek" de bir alışkanlıktır bizim için. Ölesiye severiz, ölesiye birlikte oluruz, ölesiye kıskanırız, ölesiye vazgeçmeyiz; ölesiye alışır, alıştığımızı bir kenarda unuturuz... Bazen de alışkanlığımızı bir kenarda unutup, başka birini daha ölesiye sevmeye başlarız... Ama "ilk" ölesiye sevdiğimiz de durduğu erde durmalı. Sevdiğimiz, alıştığımız insanlar bizden kopmamalı; kopamazlar, biz onlara alışmışız bir kere! Çocuklarımız istedikleri kadar büyüsünler, çocukturlar. Biz onların "çocuklarımız" olmasına alışmışızdır; değişemezler. Biz tuttuğumuz takımı, alıştığımız politikacıları, mesleğimizi, çevremizi, dostlarımızı, sevdiğimiz sanatçıları, bir alışkanlık haline getirdiğimiz iç ve dış kan davalarımızı, kültürümüzü, bitmiş evliliklerimizi, çürümüş ilişkilerimizi alışkanlık haline getirir; onların yaylı salıncağında bir sağa bir sola sallanıp pineklemeye bayılırız... Her şeyi alışkanlık haline getirmeyi bile bir alışkanlık haline getirmişiz...

Koşullanmışız alışkanlıklarla yaşamaya. Ne kendimize, ne içinde yaşadığımız topluma yeni bir gözle bakmak gayretini göstermek istemiyoruz.. Zorla mı ya! Alışmışız bir kere. Ne geçmişe, ne bugüne farklı yaklaşmak istemiyoruz.

Geleceğin bile yeniden tasarlanmasına karşı çıkıyoruz.

Giderek gelişmez düşüncelere kilitlenen tohum -aile içi evliliklerde olduğu gibi- kendini yenileyemediği için, farklı düşünceleri bünyesinde sınayamadığı için, yeniyi keşfetme heyecanını yitirdiği için TOHUM ÇÜRÜYOR... Demokrasi sürekli altından kayan bir zeminde, ayakta durmaya çalışıyor. Çünkü demokrasiyi, sürekli müdahalelerle rayından kaydırma alışkanlığımız var.

Düşüncenin, yazmanın, çizmenin, okumanın, söylemenin önü hâlâ tıkalı...

Düşünenleri, farklı ses çıkaranları asıp kesme, sürme, hapishanelerde süründürme, işkence yapma alışkanlığımız var...

Ormanları yakma alışkanlığımız var.

Çeteler kurup terör estirme alışkanlığımız var.

Devleti soyma alışkanlığımız var.

Karıyı kızı dövme, eve kilitleme, aşağılama alışkanlığımız var.

Devleti soyanlardan hesap sormama alışkanlığımız var.

Enflasyon ve onu düşürememe alışkanlığımız var.

Okumama, yazmama alışkanlığımız var.

"Topraklarımız topraklarımız..." diye yırtınma alışkanlığımız var. Erozyon yüzünden her yıl topraklarımızın büyük bir kısmı yok olurken kılımızı kıpırdatmama alışkanlığımız var.

"Bana dokunmayan yılan bir yıl yaşasın", deme alışkanlığımız var. Sıra "bize" gelince de "Neden?" diye bir türlü anlayamama alışkanlığımız var.

Gelene "Paşam", gidene "Ağam", deme alışkanlığımız var.

Köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme alışkanlığımız var.

"Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar", demek de bir alışkanlık olmuş; kıyamet koparmamak, süklüm püklüm oturmak da.

Burnunu karıştırmak da alışkanlık olmuş bizde, yerlere tükürmek de.

ATIN ŞU ALIŞKANLIKLARI
"Eski tas eski hamam iyidir, aman düzen değişmesin", demeyi alışkanlık edinmişler var; "Bu düzen değişmeli, bu düzen değişmeli" diyenler de var. Evet düzen değişiyor, ama düzülenler aynı...

Beceriksiz, yalancı, soyguncu, cahil, çağdışı, düzeysiz adamlara kul olma, onları tepemize koyma alışkanlığımız var.

Olur olmaz her şeyi alışkanlık haline getirip onlardan kopamama miskinliğimiz var.

Bizi sevmeyeni sevme, seveni itme alışkanlığımız var.

Alışkanlıklarımıza emek verip onları yeniden keşfetmeliyiz.

Eğer sevdiğinizi her gün yeniden keşfederseniz; alışkanlıkların sizi öldürmesini engelleyebilirsiniz. Alışkanlıklarımızın kış uykusu bizi karanlık mağaralara doğru çeker ve uyandığımızda ıskalanmış bir yaşam asık suratla dikilir karşımıza. Yaşamın asık suratla karşımıza dikilmemesi için; fırlatın atın şu tatsız alışkanlıklarınızı.

Sonra yenilerini edinirsiniz.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır