kapat
17.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Vay benim köse sakalım

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın; Türkiye'deki rüşvet ve yolsuzluk konularının yaygınlığı üstüne, üç bilim adamına yaptırdığı incelemelerin açıklanması; fısıltılardan oluşan ve hiç dinmeyen karanlık mahut bir rüzgârın, dev bir kepazelik heykeli halinde kamuoyunun gözleri önüne dikilivermesine neden oldu.

Türkiye'deki "Yozlaşma Araştırması" konusunda açıklanmaların yapıldığı TESEV toplantısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de şöyle diyordu:

- Yolsuzlukla savaşta başarılı olabilmek için siyasilerin ve bürokratların dokunulmazlık zırhları sınırlandırılmalı. Ülke kaynakları, yolsuzluk ekonomisine sermaye olmamalı. Yargı bağımsız olmalı...

Türkiye'deki yozlaşma araştırmalarına öncülük etmiş olan, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Can Paker de; rüşvet, yolsuzluk, haraç gibi genel bir yozlaşmanın, bir toplumu ekonomik ve sosyal boyutlarıyla çökme noktasına getireceğini söylüyordu.

Nedense birden aklıma geldi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, TESEV toplantısında yaptığı konuşmayı, 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden yapmış olsaydı; acaba Süleyman Bey'in çoğunluğu temsil eden milletvekilleri kendisine nasıl bir tepki gösterirlerdi?

Yanıtını hemen vereyim:

- Üstüne saldırırlar ve kendisini linç etmeye kalkarlardı.

Can Paker de, aynı açıklamaları, 1965'te Meclis kürsüsünden yapsa, başına aynı şeyler gelirdi.

Uzun yıllar Türkiye'yi soymak serbest, Türkiye'nin soyulmakta olduğunu açığa çıkarmak ise en büyük suç ve bozgunculuk sayıldı.

Vaktiyle ünlü bir hukuk hocası şöyle demişti:

- Bizim dünyalarımızda en belirgin kesimlerden birini hırsızlar, ötekini de dilenciler oluşturur. Hırsızlardan hangisinin ne zaman dilenciliğe; dilencilerden hangisinin ne zaman hırsızlığa başlayacağını da, kimsecikler bilemez...

Ziya Paşa ise 150 yıl önce yazmıştı şu beyiti Terkibibend'inde:

Milyonla çalan mesned-i izzette serefraz d

(saygın bir yücelikte en üstün)

Birkaç kuruşun mürtekibi câyı kürektir

(bir kaç kuruş yürütene kürek cezası)

90 yıl önce de Tevfik Fikret "Hân-ı yağma"yı (yağma sofrası) yazmıştı:

Bu sofracık efendiler -ki iltikama muntazır

(yenmeye hazır)

Huzurunuzda titriyor -şu milletin hayatıdır;

Şu milletin ki muztarip, şu milletin ki

muhtazır (can çekişen)

Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun

hapır hapır...

Yiyin, efendiler yiyin; bu hân-ı iştiha sizin

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar

yiyin!

Çeşitli nedenlerden ötürü öz eleştiri yapılmasına karşı olanların ise beylik klişeleri, yıllardan beri hep aynıdır:

- Devlet kurumlarımızı yıpratmayalım; dünyanın her yanında ve her devirde, her zaman bir kaç çürük yumurta çıkmıştır.

Hatta yuttur kaydır oyunlarıyla, üç kağıtçılıkların gündeme gelmesini istemiyorsanız, şöyle hamasi bir dörtlük dahi yazabilirsiniz:

Bir kaç münferit olay, yolsuzluk,

rüşvet, talan;

Yoksa nerde görülmüş, Türk Türk'ü

soyar mı hiç?

Toplumun yozlaştığı hainane bir yalan,

Kim söylüyor bunları, hangi rezil,

hangi piç...

Söylentilere göre Kemal Derviş'in en sevdiği fıkralardan biri de şuymuş:

Nasreddin Hoca uyurken başlamış bağırmaya:

- Kıvııır, kıvır...

Karısı uyandırmış Hoca'yı:

- Ne bağırıyorsun öyle, demiş; kıvıııır, kıvır, diye...

Nasreddin Hoca gözlerini ovuştura ovuştura, anlatmış gördüğü rüyayı:

- IMF beni yüksek bir minarenin şerefesine çıkardı. Parmağını da arkama sokup, aşağıya sarkıttı. Kıvırmazsa tepe üstü yere düşeceğim. Ondan bağırıyordum, "kıvııır, kıvır" diye...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır