Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı Ğ TESEV Ğ hakkındaki ilk yazım "Hoşgeldin TESEV" 9 Ekim 1994 tarihinde bu köşede yayınlanmış. Ondan sonra da sık sık TESEV'den söz etmişim.
Modern toplumun gelişmesinde devletten bağımsız düşünce üretimi merkezlerinin oluşması fevkalade önemlidir. Düşünce deposu (think-tank) adı verilen bu tür kuruluşlar toplumsal sorunların kavranmasını kolaylaştırırlar.
TESEV tarafından yürütülen Yolsuzluk Araştırmasının ikinci aşama bulguları cuma günü Boğaziçi Üniversitesi'nde açıklandı. Toplantıya Cumhurbaşkanı Sezer'in de katılarak bir konuşma yaptı.
Söz konusu olan üç aşamalı ve çok kapsamlı bir araştırmadır. Başta Dünya Bankası, çeşitli yerli ve yabancı vakıf ve şirketler tarafından desteklenmektedir. Üç kişilik birinci sınıf bir akademik bir kadro tarafından yürütülmektedir.
Ekibin başı Prof.Dr.Burhan Şenatalar kamuoyunun yakından tanıdığı bir bilim adamıdır. Halen Bilgi Üniversitesi ekonomi bölüm başkanı ve YÖK üyesidir. Bir başka araştırma kuruluşu TÜSES'in başkanıdır. Prof.Dr.Fikret Adaman ve Doç.Dr.Ali Çarkoğlu ise Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleridir.
İlk aşamada araştırma hanehalkına yoğunlaşmıştı. Sonuçları TESEV tarafından yayınlandı. "Hanehalkı Gözünden Türkiye'de Yolsuzluğun Nedenleri ve Önlenmesine İlişkin Öneriler" kitabına ulaşmak isteyenler www.tesev.org.tr adresine başvurabilir.
Yolsuzluk sözcüğü ile özetlenen karmaşık bir ilişkiler ve zihniyet ağıdır. Hep vardı. Hep şikayet konusu idi. Ama şikayetler yolsuzlukları engellemeye yetmedi. Yolsuzluğu ortadan kaldırmak amacı ile yola çıkanlar da zaman içinde kendilerini yeni yolsuzluk ağlarının merkezinde buldular.
Yolsuzluğun kökeninde iktidar yatar. İktidar sahipleri ellerindeki gücü kendilerine ya da yandaşlarına özel çıkarlar sağlamak için kullanırlar. Ancak, bugünle geçmiş arasında çok önemli bir fark vardır.
Demokrasinin insanoğlu tarafından keşfedilmesi öncesinde, yönetenler için kamu ve özel ayırımı yoktu. Kral ya da padişahın kendisi devletti. Halktan topladığı vergi zaten onundu. Toplum da mülkü idi.
Ayrıntıya girince, bir başka önemli farklılık hemen göze çarpıyor.Batı feodalitesinde bürokrasi hep güdük kaldı. Senyörler beyliklerini bizzat yönettiler. Rüşvet almaya ya da vermeye ihtiyaçları olmadı.
Osmanlı Devleti'nin bürokratik yapısı ise padişah adına toplanan vergilere onları toplayanların elkoymasına izin veriyordu. Böylece bürokratik atamalardan başlayan ve dalga dalga toplumun tüm hücrelerine inen bir yolsuzluk ağının önü açılıyordu.
Bu sürecin öteki ucunu da iyi anlamak gerekiyor. Bürokratik devletin içindeki yozlaşmanın yönetilenleri de etkilemesi kaçınılmazdır. Yöneticiler boğazlarına kadar yolsuzluk pisliğine batmışsa, onlar da bu süreçten pay almaya çalışacaklardır.
"Devletin malı deniz, yemeyen domuz" özdeyişi, yüzyıllar süren bürokratik yönetimin vatandaş nezdinde yarattığı ters anlayışı veciz şekilde özetlemektedir.
Ama demokrasi dünyanın biryerlerinde keşfolundu. Ve Türkiye demokrasinin kurumlarını hızla dışarıdan ithal etmeye başladı. Toplumun dışında ve üstünde tanımlanan bir devlet ortadan kalktı ama özdeyiş hâlâ yerinde duruyor.