kapat
17.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Fischer: Köpekbalıkları kan kokusunu aldı

Kasım krizi patlak verince IMF Başkan Yardımcısı Fischer, "Köpekbalıkları kan kokusunu aldı. Artık sizi rahat bırakmazlar. İkinci darbeyi yiyip ayakta kalan ülke görmedim" dedi
Kasım 2000'de, ekonomik program krize sürükleniyordu. IMF'nin ağır topları ile saatler süren telefon konuşmaları yapılıyordu. Sonunda IMF alelacele Ankara'ya çağrıldı. IMF, "Gelmesine gelirim ama şartlarım var" havasındaydı. Ön şart piyasanın ateşini daha da yükseltecek gibiydi: "Piyasaya verilen likidite derhal program hedeflerine çekilsin!"

Türkiye için uluslararası atmosferdeki hava koşulları değişmişti. Şimdi "olağanüstü hal" şartları geçerliydi. IMF'nin en etkili ismi Birinci Başkan Yardımcısı Stanley Fischer'la, zaman zaman 7.5 saati bulan telekonferans trafiği başlatıldı. Telefonun Washington hattında Fischer, Deppler ve Cotarelli vardı. Ankara'da ise Demiralp-Erçel-Temizel üçlüsü pazarlıkları yürütüyordu.

Fischer, hükümet kanadının "dalgalanma" olarak nitelendirdiği ve boyutlarını küçültmeye çalıştığı hadisenin adını koydu:

"Darbe!"

Ardından acı ama kesin konuştu:
"Program uygulamasında darbeyi yemeyecektiniz. Ancak program zedelendi. Dalgalı kura geçmekten başka seçeneğiniz yok!" IMF niyetini belli etmişti.

DALGALI KURU KİM İSTEDİ?
Ekonomi yönetiminin amiral gemisindeki ekip, hükümeti bile devirebilecek gelişmelerin yolunu açacak bu öneriye karşı çıktı. İtirazları vardı. IMF ikna edilmeliydi:

"Evet, program darbe gördü. Ancak bu darbeyi, program uygulamasından dolayı yemedik. Önemli mesafeler aldık. Gelirler tahminlerin ötesinde arttı. Harcamalar disiplin altına alındı. Faiz dışı fazla hedefi aşıldı. Telekom hariç özelleştirmede tatminkâr sonuçlara ulaşıldı. Enflasyon belli bir noktaya indirildi. Program dışı bir şok yedik. Eğer destek verirseniz, programı devam ettiririz. Yoksa dalgalı kura geçişin maliyeti çok ağır olur."

Saatlerce süren telefon pazarlıklarının ardından IMF, belki de bir "son şans" düşüncesiyle, istemeye istemeye de olsa programın güçlendirilerek devamına razı oldu. Ancak Türkiye'nin zaman kaybına tahammülü yoktu. IMF Avrupa 1. Bölüm Başkanı Deppler'a, "Acele Ankara'ya gel. Sorunu burada çözmeliyiz. ABD'ye bırakamayız" denildi.

Doğrusu IMF, tarihinde eşi görülmedik bir hızla harekete geçti. Deppler, Cotarelli ve IMF'nin bankacılık krizleri uzmanı Carl Lindberg soluğu Ankara'da aldı. Takvimler, 3 Aralık 2001 tarihini gösteriyordu. Başkent'in buz gibi havası, ülkenin kaderini belirleyecek tartışmalarla ısınmıştı.

GİZLİ KARAR
IMF ekibi gelişinden tam 3 gün sonra kararını verdi. Başbakanlık'ta Deppler, Demiralp, Erçel ve Cotarelli ortak bir basın toplantısı düzenledi. Türkiye'ye Ek Rezerv Kolaylığı sağlandığını, programın güçlendirilerek devam edileceği açıklamasını yaptı. Yola çıkarken Türkiye'ye, IMF'deki kotasının 3 katı ölçüsünde ancak 4 milyar dolara yakın bir mali destek sağlama sözü veren IMF, kredi paketini bir anda 10 milyar dolara çıkardı.

Bu arada Demirbank, Fon'a devredilmişti. IMF, "Madem, 'Yaşanılan bu şok, program uygulamasından kaynaklanmadı' diyor, programın mevcut haliyle devamında ısrar ediyor, dalgalı kura geçmeyi kabul etmiyorsunuz, o halde sistemi bozan Demirbank'a müdahale edilsin" dedi, kestirip attı.

IMF, Demirbank'a el konulmasını, mali desteğin koşulu olarak masaya sürmüştü. 6 Aralık'ta Demirbank artık Mevduat Sigorta Fonu'ndaydı. Anlaşmanın takviye edilmesinin ardından IMF Başkanı Köhler kısa bir açıklama yaptı ve "Uyguladığınız program güçlü uluslararası desteğe layıktır" dedi.

11 Aralık'ta, Hazine Müsteşarı Demiralp ve Merkez Bankası Başkanı Erçel önce Frankfurt'a ardından New York'a geçti. Türkiye, döviz şokunu atlatıyordu. Hatta Citibank'tan 6 ay için 1 milyar dolar bulunmuş, bu kredinin 6 ay opsiyonla uzatılması olanağı da elde edilmişti.

New York'ta, Türk ekonomi kurmaylarını bekleyen IMF Başkan Yardımcısı Fischer'dı. Ve konuşması Şubat Krizi'nin ipuçlarını veriyordu: "Köpekbalıkları bir kere kan kokusunu aldı. Bundan sonra sizi rahat bırakmazlar. Ben, ikinci darbeyi yiyip ayakta kalan ülke görmedim. Bu işi birincisinde halletmek lazımdı!"

Ekonomi yönetimi de döviz kuru politikasının artık sürdürülemez olduğu kanaatindeydi. Sıkı maliye politikası önlemleri, yığılan reform yasaları, enflasyonu hızla aşağıya çekme ve cari açığı azaltma çabalarının yetmeyeceği biliniyordu. 1 Temmuz 2001'de başlayacak "bant içinde genişleyen kur" modelinden önce, devalüasyon baskısının dayanılmaz noktaya geleceği görülmüştü.

Bu nedenle, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir plan yapıldı. Piyasadaki basıncının düşürülmesi için, spekülatörlerden önce atağa kalkmak gerekiyordu. Stratejik tarih belirlenmişti: 2 Mart 2001. Ekonomik programın ömrünü uzatma projesinin ilan edileceği gün, aslında bir başka tarihi dönemin başlangıcına tanıklık etti. Geminin karaya oturmaması için alınacak radikal karar, geminin kazaya uğradığı ve kurtarıcı olarak Dünya Bankası'ndaki görevinden Türkiye'ye çağrılan Derviş'in kaptan köşküne oturduğu gün oldu.

IMF uyardı: Hemen dalgalı kura geçin
Fischer: Programı uygularken darbeyi yemeyecektiniz. Program zedelendi. Dalgalı kura geçmekten başka seçeneğiniz yok

Ankara: Program dışı bir şok yedik. Destek verirseniz devam ederiz. Yoksa dalgalı kura geçişin maliyeti çok yüksek olur.

Türkiye'yi sarsan 3 günün oyküsü
1999'a girildiğinde Türkiye ekonomisi için deniz bitmişti. IMF, 1998 yazından itibaren Türkiye'yi, "Yakın İzleme Anlaşması" ile markajda tutuyordu. Güçlü bir program için azınlık hükümeti yeterli görülmemişti. Eldeki tek belge, "2 Temmuz Mutabakatı" idi. Sonradan, "sızdırıldı, sızdırılmadı" tartışmalarına sahne olan bu belgede, Şubat 2001 Krizi'nin tohumları da atılmıştı. Çünkü, Türkiye için "kur çıpası" modeli çizilmişti. IMF, Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonla yaşayan bir ülke olarak ancak şok bir programla bu beladan kurtulabileceğini düşünüyordu. Ama hedef enflasyona ayarlı kur politikası riskliydi. En temel özelliği ise, ödemeler dengesinde, yapısal reformlarda, sıkı bütçe politikasında en küçük bir sapmaya bile tahammülü olmamasıydı. 9 Aralık 1999'da Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, tarihi kararları açıklarken, aslında baştan beri soğuk baktığı "Para Kurulu" benzeri kur çıpasının bıçak sırtı bir denge olduğunu da iyi biliyordu. ABD Hazine Bakan Yardımcısı Summers da, "Sabit kur politikası küçük ekonomilerde uygulanabilir. Türkiye'nin ölçeği ve özellikleri farklı" görüşündeydi.

HAVA BİRDEN DEĞİŞTİ
Ekonomik program 2000 yılına iyi bir başlangıç yapmış, ama yaz aylarına girilirken teklemeye başlamıştı. 18 aylık dönem için kurlarda verilen güvenceye rağmen, enflasyon beklenen hızda düşmemiş, ithalat patlamış, cari işlemler dengesi sorunu başlamış, kurla enflasyon makası açılmıştı. IMF hayli rahatsızdı.

GS bayrağı ile poz veren, kebaba ve baklavaya düşkünlüğü ile magazin dünyasının vazgeçilmez malzemesi haline gelen IMF Türkiye Masası Şefi Carlo Cotarelli'nin alışılmış sempatik tavırları da değişmeye başlamıştı. Cotarelli, özellikle cari açığa önlem alınmamasından, kamu bankaları başta olmak üzere yapısal reformlardaki aksamadan rahatsızdı. "Şimdi ben Washington'a ne anlatacağım?" diye soruyordu.

Eylül 2000'de, "2001 Yılı Bütçesi'ni göreceğim" dedi. Bu istek, olağan sayılmazdı. Kendisine, bütçenin Ekim ayının ilk haftasından önce ortaya konulamayacağı, genel bilgiler verilebileceği, program ilkelerine bağlılığın devam ettiği anlatıldı. Ancak ikna olmamıştı. İşi yokuşa sürüyordu. Derken dilinin altındaki baklayı çıkardı: "3. gözden geçirmenin ertelenmesini önereceğim!"

İLK CİDDİ DARBE
IMF ilk kez Türkiye için ışığın rengini yeşilden sarıya çevirmişti. Bu açıklama Ankara'da bomba etkisi yarattı. Cotarelli, "Bu haliyle üçüncü gözden geçirmeyi sonuçlandıramam" diye inat ediyordu. Son çare olarak IMF Avrupa 1. Bölüm Başkanı Michael Deppler arandı. Telefonun ucundaki ses, Cotarelli ile aynı fikirde olduklarını söylüyordu. Program, IMF kanadından ilk ciddi darbeyi yemişti.

Ekonomik programın ömrü için artık geri sayım başlamıştı. Türkiye, giderek artan ödemeler dengesi sorununa önlem almakta gecikiyor, TL hızla değer kazanıyor, yapısal reformların başlangıçtaki hızı kesiliyordu. Yabancıların Türkiye'ye ilişkin kanaatleri 2000 yılı yaz sonunda değişmişti. Türkiye'den çıkılması gerektiği yorumları yapılıyordu.

Programın yumuşak karnı sadece kur politikası değil, aynı zamanda bankacılık sistemiydi. Haziran 1999'da yürürlüğe giren bankalar kanunu IMF'nin de dayatmasıyla altı ay sonra revize edildi. Ardından beş bankanın fona alınma operasyonu tamamlandı ve kamuoyuna "Sistem güvende sorunlu banka kalmadı" mesajı verildi.

TEMİZEL VAKASI
Sektörün dönüm noktası ise BDDK'nın oluşturulmasıyla başladı. Mart 2000'de BDDK'nın yedi üyesi atanırken tüm gözler başkan seçilen Zekeriya Temizel'in üzerinde odaklanıyordu. Mali Milat'ın ve vergi reformunun mimarı olarak ön plana çıkan Temizel, gerek sektöre yabancı olması, gerekse bilinen katı tutumu nedeniyle hiç de sıcak karşılanmadı. BDDK, 1 Eylül 2001'de resmen göreve başladı. Ancak Temizel'in neşter operasyonuna başlayacağı her haliyle belli olmuştu. Ekim 2001'de iki bankaya daha el konulması Türk bankacılık sistemi için geri sayım anlamına geliyordu. O tarihte zararları sermayesini aşan, grup kredileri yasal limitleri zorlayan bankalara el konularak sorunun çözüleceği düşünülürken aradan bir buçuk yıl geçmeden bu kez bankacılık sisteminin ayakta tutulması için devlet kaynaklarının seferber edilmesi gündeme geldi. Ancak fona banka alma süreci Türkiye ekonomisine 20 milyar dolara mal oldu. Temizel tetiği çekti, sektör de boş durmadı...

YARIN:
G-7'nin destek mesajının sevinci yaşanırken iki satırlık bir not geldi: "Sezer'le Ecevit tartıştı. Dolara hücum başladı..." Her şey bir anda çökmüştü.

Okan MÜDERRİSOĞLU



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır