TESEV, "dev" araştırma yapmış. En büyük sorun rüşvet ve yolsuzlukmuş... Bunu ortaya koymak için milyarlar harcayıp kocaman bir araştırma yapmış olmaları ve milletin iflahını kesen bu gerçeği millete anons etmiş olmaları bakımından, sayın TESEV'i can-ü yürekten kutlarım.
Tecavüz edilen birine, tecavüzü haber vermek bile bir hizmettir.
Sahi, bu verdiğimiz paralar neyin nesiydi, niye veriyorduk, nereye gidiyordu?
TESEV'deki dostların, balık tutmak, tenis oynamak, fal açmak veya golf gibi bireysel hobileri değil de bir toplumsal hobi seçmiş olmaları da şayanı takdirdir.
Araştırma hobisi.
Fakat bizim içimiz de aynı şekilde vatana hizmet ateşiyle yanıp tutuştuğundan basit bir önerimiz olacak:
"Türkiye'yi rüşvet ve yolsuzluk kemiriyor" demek yetmez.
Yetmez, canım işadamlarım, ürkek burjuvazim benim!
Kaypaklık ve riya terketmedikçe, "yarım ağız yarım tespit" bir yere varılamaz.
Bizim söylediğimiz gibi söyleyeceksiniz. Şeffaflık istiyorsan, devleti en azından yüzde 35'e küçülteceksin!
Bu yapıyla şeffalık olmaz.
O yüzden ortaya konulan "Şeffalık" programı çuvallamaya mecburdur.
Ayrıca rüşvet, devletin kendisine vermediği parayı, devletin gücünü ve gölgesini kullanarak vatandaştan tahsil eden memur ve bürokrat tarafından alınmaktadır.
Bir başka ifadeyle devlete yapışmış asalaklar, milletimizi sövüşlemektedir.
Şöyle de söylenebilir:
Bu yapı, milletin bir kısmının öteki kısmını soymasına izin vermektedir.
Ve de devlet, hem ekonomiyi elinde tutacak, hem milyonlarca insanı istihdam edecek, hem de maaş veremeyecekse (ki vermesi imkansızdır) bu topraklardan rüşveti hiç kimse söküp atamaz.
Bunu böyle söyleyeceksiniz ki, "hobi" yapmadığınız anlaşılsın..
Demi ama?..
Düzeltme ve özür:
Dünkü yazımızda "derece" anlamında kullandığımız "mesabe" sözcüğü, genç arkadaşlarımızın yanlışlığı düzeltme çabası sonucu "mesafe" olarak çıkmıştır, düzeltir, özür dilerim. (İ.S.)
Sovyet boyunduruğundan kısa süre sonra toparlanıp, AB'ye aday ülkeler haline gelen Doğu Avrupa memleketleri bunu nasıl başardılar?
Özelleştirme ve yabancı sermaye yatırımlarıyla...
"Her iki yöntem de, ülkeyi yerli ve yabancı sermayeye satmak demektir" diyorsanız eğer, size doktor ne yersen ye demiştir, lafımız olmaz.
Önümüzdeki yıllarda, yatırım yapan sermaye, farzımisal Polonya'yı sırtlayıp götürür de, haritadaki yeri boş kalırsa, o zaman haklı olduğunuzu kabul ederiz.
Fakat henüz böyle bir olay cereyan etmediğine göre budalalığın alemi yok.
Diyorlar ki, bizim bürokrasi "yabancı sermaye"den hoşlanmıyormuş...
Sanki yerli sermayeden hoşlanıyor!
Küçük parmağını oynatmak için, avuç dolusu rüşvet almasından belli değil mi ne kadar nefret ettiği ve nasıl süründürdüğü...
İşte Dünya Bankası raporu:
Bürokrasi, geciktiriyor.
Düşmanca davranıyor.
Yatırımı teşvik etmeyip, engelliyor.
İşleri savsaklıyor. Sürekli zorluk ve zahmet yaratıyor. Küstürüp kaçırtıyor.
Ayrıca da genel olarak son derece beceriksiz...
Tercümesi şu:
Domatesten vatanperver!