70'lerin 'Yumurcak'ı İlker İnanoğlu yıllar sonra Türkiye'ye döndü ve baba mesleği sinemacılığa devam ediyor. Şimdi bir TV dizisinde başrolde. Uzun yıllar ABD'de kalan İnanoğlu'nun geçen gün bir röportajında söyledikleri dikkatimi çekti.
ABD'de insanların ne kadar pozitif düşünceyle işe sarıldıklarından ve bunun da nasıl başarı hatta daha da önemlisi huzur getirdiğinden bahsediyordu. Belli ki Türkiye'deki çekişmeler, birbirini çekememezlikler onu şaşırtıyordu. 'Burada zaten birçok dalda saysanız 3-5 kişiyi geçmiyorlar. Ama kim neyi paylaşamıyor bir türlü anlayamıyorum' diyordu İnanoğlu. Son zamanlarda müzik basınında yer alan tartışma da bana bu sözleri yeniden düşündürdü. Biz neyi paylaşamıyoruz sahiden?
'SEVGİLİ MESLEKTAŞIM..'
Birkaç gündür belki dikkatinizi çekmiştir, müzik yazarları aralarında mesajlaşıyor. Haftalık olağan yazıların içinde meslektaşlarına bir takım eleştiriler yöneltiyorlar. 'Pop Virüs' Tolga Akyıldız, birkaç hafta evvelki Pazar yazısında 'Sevgili meslektaşım' diye başlıyordu ama belli ki tek bir kişiyi kast etmiyordu. 'Bir gazetede, bir dergide, bir radyoda, bir televizyonda engin bilgini özgürce yansıtabileceğin bir alan sahibi olabilirsin. Ama unutma ki, hiçbir müzik ürünü, bu çok ticari bir ürün de olsa, kolayca küçümsenecek, ya da bol keseden övülecek kadar değersiz ve önemsiz değildir. Bir müzik ürününü eleştirirken kriter sahibi olmak zorundasın.'
Yazıyı okuyunca 'Eline sağlık' diye düşündüm. Çünkü son yıllarda albüm tanıtımı adı altında yazılan incir çekirdeğini doldurmayacak kişisel yazılar benim de sinirimi bozuyordu. Hatta daha bir hafta önce bir tanesine ciddi anlamda kızmıştım. 'Müzik yazarı' arkadaşımız, şımarık bir çocuk gibi, 'Bana ne beğenmedim işte, olmamış' diyordu da nesini beğenmemişti onu anlayamamıştım doğrusu.
Beklemeye başladım bakalım bir değişiklik olacak mı hayatımızda diye. Tam bu sırada tuhaf bir şey oldu. 'Ters Köşe' Şafak Karaman, 'Mektubun adresi belli değil. Açıkçası yok' deyip olaya giriverdi. '(...) üstad, 'nasıl müzik yazarı olunmalı'dan demler vuruyor. Her satırında derin ilhamlar alınması gereken
dersler var. İşte bu sözlerin ilki 'Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit, edebiyatıyla bu iş yürümez. ...' Yazı böyle uzuyordu. Doğrusu Tolga Akyıldız'ın yazısını üzerine alması gereken kişi bence Karaman değildi ama yine de cevap verdiğine göre, yazı doğru adrese gitmişti!
FAKİR AMA GURURLU OLMAYAN MUHABİR
O gün elime başka bir eki aldım. Bu kez Yeşim Çobankent demez mi, 'Birisi bana müzik yazarı derse utancımdan sıramın altına saklanırım. Ben işini severek ve eğlenerek yapan, müzikten hoşlanan fakir ama pek gururlu da olmayan bir muhabirim. Ve de öyle kalmak istiyorum' diye...'Meğer ne çok gocunan insan varmış' dedim kendi kendime.
Üstelik ortalığın böyle kızışmasını görmekten keyif almadığımı söylersem yalan söylemiş olacağım. Öyle ya bu sektörde tartışılması gereken bir çok şey var. Ama biz bunu kağıda dökemiyor, tartışmaya açamıyorsak önce kendimizden başlamamız lâzım öyle değil mi?
Ama tartışmanın bu şekilde kişiselliğe dönüşmesi bana ta yazının başında da dediğim gibi İlker İnanoğlu'nun sözlerini hatırlattı. Ne var pay edilecek, aramızda neyi paylaşamıyoruz?
Bu konu hakkında daha söylenecek çok şey var. Araya hafta sonu giriyor. Bu polemiğin öyle kolay kolay sona ereceğini de düşünmüyorum. Daha bunun izleyici, dinleyici tarafı var. Onu da bir dahaki yazıya saklıyorum.
Bu arada internette www.aura.com.tr'yi tıklarsanız forum bölümünde bu konunun tartışıldığını göreceksiniz. Belki katkıda bulunmak istersiniz kimbilir?