kapat
16.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 SANAT
 RENKLER
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HİGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Hayatımızın farkına varmak

Genç kızlığının ilk yıllarında odasında uzanmış, yine bir kitaba dalmış gitmiş haldeyken babası içeri girip "Bak kızım" demiş Susan Sontag'a, "böyle durmadan kitap okursan asla evlenemezsin!"

Gülmüş Susan...

Şimdi o günleri anarken de gülüyor: "Ben böyleysem, dışarda da aynı şeylerden hoşlanan dolu insan olmalı, diye düşünüyordum. Yoksa onca kitap ne için yazılır, onca resim ne için yapılırdı?"

15 yaşında üniversiteye girmiş Sontag. 17'sinde evlenmiş, 19'unda anne olmuş.

Bakıyorum da, kırklarının sonlarında çektirdiği fotoğraflarda simsiyah saçlarına kararlı beyaz lekeler düşmüş güçlü, gururlu ve soylu görüntüsüne bir vakitler hayran olduğum Susan Sontag 69'una gelmiş... (Hatırlıyorum; 80'lerin başında birkaç arkadaş, Sontag'ın yazdığı her satırı dikkatle okurduk; hele "Yoruma Karşı" başlıklı ünlü metnini...)

Amerika'nın en önde gelen yazar ve entelektüellerinden Sontag. Bizde de tanınan bir denemeci ve romancı. Muhalif damarı sağlam ve hep iyimser bir düşünür.

Savaşın dumanlı günlerinde Saraybosna'ya gitmiş; kuşatma altındaki kentte "Godot'yu beklerken"i sahnelemişti. 11 Eylül sonrası hem terörizmi hem de Bush politikasını en sert biçimde eleştirenlerden ve ne pahasına olursa olsun savaşa karşı çıkanlardan oldu. (Bu yüzden muhafazakâr bir dergi "Usame'yle Sontag akraba, ikisi de ABD'yi yıkmak istiyor" başlığı atmış, ciddi prestij kaybetmişti.)

Neden Susan Sontag'dan söz ediyorum burada, derseniz...

1998'de kansere yakalandı Sontag. Altı aylık bir ömür biçtiler; beş yıl yaşama şansını ise %0'luk bir ihtimal olarak gördüler.

Şimdiyse sağlıklı, canlı, mücadeleci...

Sanki yeni bir hayat yaşıyor Sontag!

Bir gazeteciye şunları anlattı geçenlerde: "Böyle bir hastalık gelince başınıza, kendi ölümlülüğünüzün derin bilgisine ulaşıyorsunuz. Ve içinizde başka bir şey de büyüyüp güçleniyor: Bir hayatınız olduğu duygusu..."

Ağır hastalıklar yaşamadan da farkedebilir, hissedebilir miyiz bunu? Ne iyi olurdu!

Düşünmeye değer, değil mi?

Futbolun keyfini çıkaralım
Çok sıkı bir maç bekliyor bizi bu akşam. Son yıllarda gitgide kızışan rekabet ortamı yüzünden taraftarlarının artık "objektifliğin" kıyısından bile geçmekte zorlandığı iki takımın maçı bu.

Fenerbahçe-Galatasaray derbisi...

Peki biz bu güne nasıl geldik?

Hakem tartışarak geldik.

Sonra... Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde derbi maçlar öncesinde gazete sayfalarını bilet satışları, yer kavgaları, seyirci sayıları bu kadar uzun boylu meşgul etmez.

Oysa bir derbi maçının doksan dakikası kadar önemli ve güzeldir öncesindeki futbol tartışmaları...

Kim oynarsa ne yapar, hangi taktik daha etkili olur? Neden?

Bu soruların yanıtlarını araştıran muhabbetin keyfinin üstüne var mı? Yok!

Oysa en az bunlardan konuştuk!

Lorant ve Lucescu'nun hafta boyunca gazete sayfalarını dolduran gösterişli sloganlarla dolu demeçlerini de futboldan konuşmak olarak almıyorum. Mahalle işi gaz vermelerden öteye gidemediler.

Bari bu akşamki 90 dakikada futbolun keyfini çıkartalım.

Burada baş aktörler futbolcular olacak.

Lütfen arkadaşlar, düşürülmediğinizde düşmeyin.

Faul yaptığınızda masum çocuk havasına girmeyin..

Çıkıp futbolunuzu oynayın!

Şimdiden teşekkürler.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2002, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır