kapat
04.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HIGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Ressam ile şair...

İzmir'de şiire başladığım yılları düşünüyorum. 16-17 yaşlarında lise öğrencileri idik. Yaşamımızın taze telaşını, körpe heyecanlarımızı mısralara dökmeye çalışıyorduk.

İlk adımlarımızı İzmir ve çevresinde çıkan gazetelerin sanat sayfalarında attık. Bu adımlar daha sonra yine çevremizde çıkan dergilerde uzadı. Sonra da İstanbul ve Ankara'nın sanat ortamına ulaşır oldu.

O yılların en önemli dergilerinden biri Yaşar Nabi'nin yönettiği

"Varlık" idi.

"Varlık"ta şiiri ya da hikâyesi yayımlanan genç, artık edebiyat loncasının bir üyesi sayılabilirdi.

Günümüzde ise genç edebiyatçıların ürünleri ya fanzinlerde ya da kendi adlarına kurdukları internet sitelerinde hayat bulmaya çalışıyor.

Geçen gün, 20 yaşında Boğaziçi Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrenimi gören ve on yılı aşkın süredir şiirle ilgilenen genç bir şair adayından bir elektronik posta, (yoksa "elmek" mi demeliyim) aldım.

Genç arkadaşım Özlem Malkara "Bakkal Defteri" adını verdiği bir şiir dosyası hazırlamış...

Dosyasını kimi yayınevlerine götürmüş, ama anlaşılan pek yüz bulamamış...

Çünkü, yayınevleri için genç şairlerin kitaplarını yayımlamak başlıbaşına bir "risk" taşıyormuş...

Fakat ne olursa olsun inadından vazgeçecek değilmiş...

Şair kardeşim, şimdi benden şiir sitesini inceleyerek eleştiride bulunmamı istiyor.

Ona inadında "inat" etmesinden başka ne söyleyebilirim ki?

Birincisi, şiir yazma inadını sürdürsün; ikincisi, zaten uluslararası ilişkileri üniversitede ders olarak okuyor, bunun yanında biraz da sanatlar arası ilişkilerle ilgilensin...

Yine sözün başına döneceğim. Bizim o yirmili yaşlarda körpe heyecanlarımızı, yaşamımızın taze telaşlarını bileyen de çevremizde ressamlarla kurduğumuz ilişkilerdi.

Hayatınıza bir kendi gözlerinin merceğinden bakın, bir de bir ressamın tuvaline yansıttığı pencereden...

Ne kadar farklı olduğunu göreceksiniz.

Boğaziçi Üniversiteli şair arkadaşım gibi İzmirli ressam Erdoğan Zümrütoğlu'nu da tanımıyorum. Hatta adını ilk duyuyorum desem, yalan olmaz.

Zümrütoğlu'nun "Bir Ressam ve Bir Şair" adını verdiği resim sergisi, 1 şubat cuma günü Nişantaşı'ndaki "Bir Kültür Sanat Merkezi"nde açıldı.

Genç ressam, şu soruların yanıtlarını arıyor resimlerinde:

"Geçiciliğin belgesi olarak, kimim ben? İnsanoğlu, dünya ile nasıl anlaşabilir?,

Görünüşte rasgele bir araya gelen oluşumlar arasında nasıl bir varoluşsal bir ilişki vardır?

Yaratılışın ardındaki sır ne?

Toplumsal rolde sanatçıya hangi sorumluluklar düşer?"

Zümrütoğlu, bu yanıtları ararken de sanatın farklı iki disiplini arasındaki ucu açık ilişkiyi sorgulamaya çalışıyor.

Ayrıca bu sorular şairler için de geçerli değil mi?

Bunun içindir ki, şiir nasıl yerel basının dar kalıplarını kırarak bugün internet denen mucize ile dünyanın dört bucağında koşturur olduysa, sanatın farklı disiplinleri de birbirleri ile içlerinde kimi uzlaşmaz çelişkileri taşısalar da komşuluk ilişkilerini geliştirmeye başladılar.

Bu yüzden genç şairin işi biraz daha zor düne kadar.

Ben, bu zorluğu da inadının gücüyle kıracağına inanıyorum.

Sabırla çalışarak, kendine güvenerek ve inat ederek yazmaya ve yaşamaya...

Yoksa nasıl anlaşabiliriz kendimizle ve dünya ile?



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır