Ki...
Bizim mesleğin doğasını bilenler için bu sözler yabancı değildir...
İki günlük muhabir adayı bile, önceki gün kapısından zar zor içeri adım attığı gazeteye karşı en ağır eleştirileri yapar...
İmzası çıkmaya başlayınca da başta Haber Müdürü olmak üzere, Yazı İşleri Müdürü'nden, Genel Yayın Müdürü'ne dek herkesi, her şeyi eleştirir...
Haberine ya da fotoğrafına iyi yer ayrılmadığından şikayet eder...
Kimsenin bu işi kendisinden daha iyi bilmediği konusunda ısrarlıdır...
Bir gün eleştirdiği o koltuğa oturana dek bu zincir hep böyle devam eder...
Çünkü, bizim mesleğin doğasında bu var...
Başka mesleklerde görülmeye alışık olunmayan her türlü ego patlamasına, bu meslekte rastlamak mümkündür...
Ertuğrul Özkök'ün deyişiyle "hormonlu egolar"dır bunlar!
Halbuki, kişisel çapların ötesinde, o egoları patlatan gazetenin gücüdür...
Kapısının yanından dahi geçemeyeceği bir holding patronuna ya da bir bakan veya bürokrata bir telefonda ulaşmasını sağlayan gazetedir...
O randevunun ardındaki asıl güç budur!..
Verilen randevu yıllarca, onlarca, yüzlerce gazetecinin alın teri ve zeka pırıltıları ile oluşturulan birikimedir...
Bu mesleğin kabul görmese de, kabul edilebilir yönlerinden biridir...
Fakat...
Vefasızlık, kadirbilmezlik başka bir şeydir...
Bir süredir, siz Sabah okurlarının da şahit olduğu gibi sıkıntılı bir süreçten geçtik...
Ve sizler birçoğunun zannettiğinin aksine, bizlerin yanındaydınız...
Sabah'ın batacağını, kasıtlı saldırılar karşısında yok olacağını zannedenlerin oyunlarını bozdunuz...
Bizleri desteklediniz...
Üstümüze örülmeye çalışılan kirli ağı parçalayıp attınız...
Yalnız bu tür dönemlerde, insanı en çok ne kahreder biliyor musunuz, emeğinizin geçtiği, yetişmesine katkıda bulunduğunuz, önünü açtığınız insanlar tarafından hançerlenmek...
Ben buna "Suskun Alman" psikolojisi diyorum..
O dönemi anlatan kitaplardan birinde okumuştum...
Adını şimdi hatırlamıyorum...
Hitler ve yandaşlarını daha çok saldırgan yapan ve fütürsuzca eylemlerde bulunmalarına sebep olan neymiş biliyor musunuz; büyük kalabalıkların suskun kalarak ona destek vermesiymiş...
Yaptıklarını, desteklemiyormuş gibi gözüküp, içten içe suskun kalarak evlerindeki dört duvarları içinde onaylamalarıymış...