kapat
04.02.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPUS
 HYDEPARK
 İNANÇ
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 DİYET
 TATLILAR
 CİNSELLİK
 PAZAR SABAH
 KİTAP
 SİNEMA
 GURME
 TARİH
 SUNNY
 HIGH-TECH
 YAT&TEKNE
 NET YORUM
 NET GÜNDEM
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Vicdan ve hançer

1990'lı yılların ortasıydı...

Gözlem Gazetesi'nin Genel Yayın Müdürü'ydüm...

Patronumuz Çetin Gürel, yıllarca Yeni Asır ve Sabah'ta üst düzey görevlerde bulunmuştu...

Bir gün gazetede, yaşanan bir gerginlik sonrası odamda laflıyorduk...

"Hayrullah dinle bak" dedi ve hiç kulaklarımdan gitmeyen şu anısını anlattı:

"Yeni Asır'ın Haber Müdürü olmuştum. Dinç Bey benimle Haber Merkezi'nde dolaştıktan sonra, bana şöylesi bir öğütte bulunmuştu: Hiç moralini bozma. Gazetenin daha ileri gitmesi için büyük çaba sarfedeceğiz. Bu sırada, gördüğün çalışma arkadaşlarımızdan birçoğu içten içe bize küfredecek. Olsun, biz yılmayacağız, yine çok çalışacağız. Maalesef ki mesleğin özelliği bu!"

HORMONLU EGOLAR

Ki...

Bizim mesleğin doğasını bilenler için bu sözler yabancı değildir...

İki günlük muhabir adayı bile, önceki gün kapısından zar zor içeri adım attığı gazeteye karşı en ağır eleştirileri yapar...

İmzası çıkmaya başlayınca da başta Haber Müdürü olmak üzere, Yazı İşleri Müdürü'nden, Genel Yayın Müdürü'ne dek herkesi, her şeyi eleştirir...

Haberine ya da fotoğrafına iyi yer ayrılmadığından şikayet eder...

Kimsenin bu işi kendisinden daha iyi bilmediği konusunda ısrarlıdır...

Bir gün eleştirdiği o koltuğa oturana dek bu zincir hep böyle devam eder...

Çünkü, bizim mesleğin doğasında bu var...

Başka mesleklerde görülmeye alışık olunmayan her türlü ego patlamasına, bu meslekte rastlamak mümkündür...

Ertuğrul Özkök'ün deyişiyle "hormonlu egolar"dır bunlar!

Halbuki, kişisel çapların ötesinde, o egoları patlatan gazetenin gücüdür...

Kapısının yanından dahi geçemeyeceği bir holding patronuna ya da bir bakan veya bürokrata bir telefonda ulaşmasını sağlayan gazetedir...

O randevunun ardındaki asıl güç budur!..

Verilen randevu yıllarca, onlarca, yüzlerce gazetecinin alın teri ve zeka pırıltıları ile oluşturulan birikimedir...

Bu mesleğin kabul görmese de, kabul edilebilir yönlerinden biridir...

Fakat...

Vefasızlık, kadirbilmezlik başka bir şeydir...

Bir süredir, siz Sabah okurlarının da şahit olduğu gibi sıkıntılı bir süreçten geçtik...

Ve sizler birçoğunun zannettiğinin aksine, bizlerin yanındaydınız...

Sabah'ın batacağını, kasıtlı saldırılar karşısında yok olacağını zannedenlerin oyunlarını bozdunuz...

Bizleri desteklediniz...

Üstümüze örülmeye çalışılan kirli ağı parçalayıp attınız...

Yalnız bu tür dönemlerde, insanı en çok ne kahreder biliyor musunuz, emeğinizin geçtiği, yetişmesine katkıda bulunduğunuz, önünü açtığınız insanlar tarafından hançerlenmek...

Ben buna "Suskun Alman" psikolojisi diyorum..

O dönemi anlatan kitaplardan birinde okumuştum...

Adını şimdi hatırlamıyorum...

Hitler ve yandaşlarını daha çok saldırgan yapan ve fütürsuzca eylemlerde bulunmalarına sebep olan neymiş biliyor musunuz; büyük kalabalıkların suskun kalarak ona destek vermesiymiş...

Yaptıklarını, desteklemiyormuş gibi gözüküp, içten içe suskun kalarak evlerindeki dört duvarları içinde onaylamalarıymış...

SUSKUN ALMAN PSİKOLOJİSİ

Bu satırları ne için mi yazıyorum...

Refikimiz Star'da hemen her gün Sabah'a çamur atan ve karalayan

aşağılıkça yazılar yayınlanıyor...

Ve o yazıların yayınlandığı gazetenin genel yayın müdüründen yazıişleri müdürüne dek, hemen hepsi Dinç Bilgin'in rahle-i tedrisinden geçmiş gazeteciler...

Gazeteciliği ondan öğrenmiş birçok mesai arkadaşımız var orada...

İş hayatının gereği bugün oradalar...

Bunda ters olan bir taraf yok...

Ama...

Bu arkadaşların sadece mesleğin çıtasını yükseltmek, biz gazetecilerin daha insani koşullarda gazetecilik yapmasını sağlamak için çabalayan Dinç Bilgin'e, çalıştıkları gazetenin bazı sütunlarında ve manşetlerinde saldırılırken bu kadar sessiz kalabilmelerine bir anlam verebilmiş değilim...

Yoksa "Suskun Almanlar" gibi gizliden gizliye, profesyonellik adı altında, bu linç girişimine ortak olmaktan zevk mi alıyorlar?

Hele içlerinde -Yılmaz Özdil gibi- bazıları yıllarca manevi evlat gibi bünyede korunmuş kollanmışssa...

Aslında bu tür vicdanlarını İstanbul sınırlarının dışında bırakanlar için söylenebilecek pek bir şey yok...

Son olarak...

Eski patronum Çetin Gürel, Dinç Bilgin'in şu sözlerini yeri geldiğinde keyifle anlatırdı:

Hz Muhammed'e senin hakkında falanca kötü söz söylüyor, ne dersin diye sormuşlar. Hz Muhammed de "Mümkün değil, ben ona hiç iyilik yapmadım ki!" demiş...

Eskiler, iyilikten maraz doğar demişler...

Anladığım kadarıyla bugün de aynen böyle oluyor...

William Shakespeare, "Bazı yıkılışlar daha parlak kalkışların teşvikçisidir" der...

Hiç kimsenin şüphesi olmasın, bu defa da öyle olacak...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap


Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır