|
|
 |
Liderlere, Adalet Bakanı'na ve Cumhurbaşkanı'na soruyoruz!
Eğer siyasi parti liderleri dün bana gelen ve ağlayarak teşekkür eden kadın okuyucu telefonlarını duysalardı, eminim toplum için hayati önem taşıyan Medeni Kanun'u "koalisyon pazarlığı" haline getirerek hukuka aykırı şekilde çıkarılmasına göz yumduklarına bin pişman olurlardı.
Bunlardan birini (kendisi adını verdi ama eşi çocuklarına da sorun yarattığı için ben vermiyorum) kısaca kendi ağzından özetleyeceğim;
"Eşimle evlendiğimizde yatağımız bile yoktu. Ben bankada çalışıyordum. Ona ilk elbise takımını kendi kazandığım parayla aldım. Sonraki yıllarda işte tutundukça 'Sen çalışma, çocukların başında ol' diyerek beni işten çıkardı. Yıllar boyu üstüme başıma, çocuklarıma hiçbir şey almadım. Sırf bir evimiz olsun, rahat edelim diye biriktirdim. 22 yıllık evliyim, şu anda bile ayağımda genç kızlığımda aldığım çizme var halâ (Burada ağlıyor..) 22 yıl sonra beni terketti. İki çocuğumun ikisi de Anadolu Lisesi'nde başarılı öğrencilerdi. Baskıları sonucu oğlum intihar etti, onu kaybettim (Konuşması hıçkırıklarla kesiliyor..) Kızım şimdi üniversitede. Bu kez hergün arayarak onu üzüyor. Kendisi emekli oldu ama, yine kazanıyor. Bir ev ve bir arabamız var. 'İkisi de benim' diyor. Keşke hiç değilse işimi bırakmasaydım. Nasıl pişmanım.." Bunları anlattıktan sonra da şöyle dedi; "Sizi, insanların ne durumda bırakıldığını göstermek ve teşekkür etmek için aradım. Allah yardımcınız olsun.."
Türk nasıl değişti?
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Kanun Adalet Komisyonu'nda görüşülürken MHP'li ve RP'li üyelerin, özellikle de Orhan Bıçakçıoğlu adında reklâm meraklısı MHP'li bir milletvekilinin çıkardığı zorluklardan bıkarak, kararlı şekilde "Bu kanun çıkmazsa istifa ederim" demişti. Sonra birdenbire tavır değiştirdi. "AF Yasası"nda yaptığı gibi haklı tepkilere kulak tıkadı. Belki MHP'nin "Yürürlük Maddesi'nde israr ederseniz Kanun'u hiç çıkartmayız" tehditlerinden korktu. Belki de Başbakan kendisine "dengeleri gözetmesini" söyledi, bilmiyoruz. Ama sonuçta, doğru işler yapmak isterken iki hatalı kanun teklifine imza atmış oldu. Oysa aynı kararlılığı mecliste sürdürse ve "ciddi bir hukuk hatası" yapıldığını açık şekilde anlatsa, milletvekilleri de sonuna kadar sözlerinden dönmeseler yasa asla böyle çıkmazdı. Atatürk'ün ve 1920'lerin Meclis'inin gösterdiği dirayeti, çağdaş zihniyeti, 2001'in TBMM'si gösteremedi.
Kimse "Çok partili sistem"den, "demokrasi"den filân söz etmesin. Milletvekillerinin "koalisyon baskısı", "lider baskısı" altında bırakıldığı bir parlamentoya dünyanın hiçbir yerinde demokratik denemez. Hele de "Demokratik Sol Parti"sinin bile hakkı, hukuku umursamadığı bir Meclis'e!.
Adalet Bakanı'nın Komisyon'daki itirazı "Mağdur kadın nüfusun mağduriyetinin giderilmesi" amacını taşıyordu. Bugün o kadınlar halâ mağdur. Yeni Kanun'la halâ çalışmaları bile kocalarının iznine bağlı.
İçler acısı tablo!
Şimdi Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, H. Sami Türk ve Cumhurbaşkanı Sezer'e, tümü erkek olan bu yöneticilere birkaç istatistik vereceğim;
Türkiye'de ailenin sahibolduğu gayrimenkuller;
Şehirlerde; Erkek % 68.3, Kadın % 12.7
Kırsal alanda: Erkek % 78, Kadın % 4.7
Kadının bölgelere göre gelir durumu:
Hiç geliri yok; Ege (kadının en zengin olduğu bölge): % 75
D.Anadolu: % 93.5
Şimdi de soruyorum beyler, bu tablolar adil görünüyor mu size? Ve.. Acaba bunları daha önce hiç görmüş müydünüz?
Yarın devam edecek...
|
|
|
|