

Türkiye patlar mı?
Gaziosmanpaşa'da halkın sokaklara döküldüğü günlerdi.
Yine medyada "sosyal patlama" sözleri dolaşıyordu.
İşte o günlerden birinde Prof. Dr. Hüsnü Erkan'dan bu anlamda şöylesi bir söz dinlemiştim:
"Türkiye'de Batılı anlamda sosyal patlama olmaz. Gazetelerin üçüncü sayfalarını okuduğunuzda, Türkiye'de ne olduğunu anlarsınız. Adam, hem kendini, hem karısını, hem de çocuğunu öldürüyor. İki sevgili Boğaz Köprüsü'nden atlıyor. Bu halkın çaresizliğidir. Sisteme öfkesidir. Türkiye'de sosyal patlama olmaz. Kişisel anlamda patlama olur. Onun için kavramları doğru kullanalım!"
Kendisi saygı duyduğum, sağduyusuna güvendiğim bir akademisyendir.
Sosyo-ekonomik tahlilleriyle ünlüdür. Sosyal Piyasa Ekonomisi kitabı ile 1990'ların başında DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in dikkatini çekmiştir.
KİŞİSEL PATLAMA
İlker Sarıer'in, Sabah'taki köşesinde dile getirdiği, Türkiye'de neden sosyal patlama olamayacağını anlattığı satırları okuduğumda, Hüsnü Erkan'ın yukarıya aldığım o sözlerini hatırladım.
Türkiye'nin içine düştüğü, dipsiz kuyudan bir türlü neden çıkamadığını araştıran.
Türk Usulü Başarı'nın kitabını yazmış sevgili dostum Mümin Sekman, bundan birkaç ay önce, Türkler'in ataleti neden yenemediğiyle ilgili bir yazı yazmamı istemişti.
Yeri gelmişken, Türkler'in neden "sosyal" değil de, "bireysel" patladığını anlatan, o yazıdan, konunun özüne dönük, birkaç parametre sunayım.
İNŞALLAH & MAŞALLAH
Birincisi tarihsel...
Genlerimize işlemiş; "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" atasözünün tarihsel birtakım olaylar gözönüne alındığında, büyük bir anlam içerdiğine inanıyorum. Kestiği kellelerle kule yapan ve bununla övünen Kuyucu Murat Paşa buna en güzel ernektir.
İkincisi coğrafi...
Ortaasya'dan kalkıp Anadolu'ya gelmişiz. Göçebe bir toplumken, yerleşik olmayı denemişiz. Tüm kuralları göç edilen süre içindeki zamanlama belirlemiş. Türkler ilk zamanlar, Şaman inancında olduklarından da pek atalete kapılmamışlar. Öyle olsak, Orta Asya'dan kalkıp, tüm dünyaya yayılabilir miydik?
Sonra da bu kadar devlet kurar mıydık?
Üçüncüsü, meteorolojik...
İklimin sıcak olduğu, dünyanın tüm bölgelerinde bir gevşeklik vardır. İş yapma biçimi geniş zaman dilimini kapsar. İş yaparken hangi gün, hangi saat diye bir kavram yoktur. Bu yüzden bizim coğrafyada en çok kullanılan söz "İnşallah" ile "maşallah"tır...
Dördüncüsü antropolojik...
Osmanlı sağolsun bizi öyle bir dağıtmış ve öyle farklı ırklarla biraraya getirmiş ki, her bir yanımızdan farklı bir ses çıkıyor...
Genel bir standart belirlemek mümkün değil.
SUS Kİ, YÜKSELESİN
Beşincisi toplumsal...
En hafifinden Cumhuriyet ilan edildiğinden bu yana yaşananlar. En küçük muhalefete ve gösteriye izin verilmeyişi. Fransız İhtilali ile dünyada başlayan üniter devlet anlayışının, bizde Osmanlı'nın Padişah ve Halifelik kurumu hariç, tüm unsurları ile kendini Cumhuriyet rejimi içinde ifade etmesi. Ki, bu rejim Başbakanlara Padişah'ta olmayan yetkileri vermiş.
Altıncısı aile...
Sosyolojik anlamda toplumun en temel yapı taşı aile. Bireyler de o ailenin içinde yetişiyor. Anneler babalar çocuklarına ne diyorlar, "Oku, oku, oku. Atatürk gibi ol. Bu ülkenin sana ihtiyacı var. Yüzümüzü ağart."
Çocuk da okuyor. Okurken de sistemle karşılaşıyor. Ve sistemle yüzyüze gelince gerçeği görüyor. Ya kendi inandıklarını savunacak, sistemle başını belaya sokup kıyıya itilecek ya da başını belaya sokmamak için susacak. O zaman da herkesin Atatürk olamayacağını anlıyor.
SAKIN GAZA GELMEYİN
Yedincisi öğrenim sistemimiz...
Okullarda bize bilmemiz gerekenler, öğrenmemiz gereken dozda verilir. Onları da ezberlememiz istenir. Ders yapılan her yerde kara tahtanın üstünde Atatürk'ün portresi, onun yanında Gençliğe Hitabe, Gençliğin Ataya Cevabı ve İstiklal Marşı vardır. Bunları ezberler sınıfı geçersiniz. Kazara orada yazılı sözlerden örneğin, "Ülkeyi yönetenler gaflet ve dalalet, hatta hıyanet içinde bulunabilirler" gibi cümlelerin gazına gelip, sokaklara dökülürseniz ve "Ata öyle diyor, ben de hesap soruyorum" deme cürretini gösterirseniz, bir anda kendinizi DGM Hakimi'nin önünde hesap veriyorken bulabilirsiniz.
Onun için "Ey Türk Gençliği gaza gelme, sus! Susmaktan hayat doğar. En azından ecelinle ölürsün!"! Bence en önemli sebeplerden biri de bu. Ve malesef ki, bu tünelin ucu karanlık. Öğrenim sistemimiz hala ezber ve soru sordurmayan, düşünmeyi öğretmeyen bir sistem.
Kitapta bu örnekler böyle devam ediyor. Arta kalan kısmını orada okursunuz.
Onun için eli kalem tutan bazı yazarlar, önce bir yakın tarihe baksınlar, ondan sonra bu ülkede sosyal patlama olur mu olmaz mı ondan sonra karar versinler
Bu ülkeyi, herkesten daha iyi tanıyan Süleyman Demirel, boşuna "Türkiye'de sosyal patlama olmaz" demiyor.
O da bu gerçekleri herkesten daha iyi biliyor.
|