ABC televizyonu eski başkan baba Bush'a sormuş: Amerikalı Taliban Martin Walker nasıl cezalandırılmalı?.
Martin Walker'ın "vatana ihanetten" yargılanması gerektiğini söylemiş baba Bush. Sonra da yumurtlamış: "Ben eşsiz bir ceza düşünüyorum. Saçını, sakalını ve yüzünü olduğu gibi kirli bırakalım ve bu ülkede dolaşmasına izin verelim. Bakalım ne tür bir sempati toplayabilecek!"
İçim bir tuhaf oldu...
Babacanlık maskesi takmış ahmaklık mı desem?
Kendi ülkesinden bihaber eski bir başkanın "laf olsun beri gelsin" muhabbeti mi desem?
Yoksa ucuz yollu bir sempati şovu mu?
Bilemedim!
Fakat aslında ne çok şey vardı bu ifadenin içinde!
Aşağılık bir tecavüz ve cinayet suçlusuna müthiş bir "sevgi seli"yle yüz binlerce sempati mektubu gönderilen bir toplumda "en büyük ceza" nedir?
Herkesin tiksindiği biri olmak mı?
Hayatın giderek devasa bir ekran gösterisine dönüştüğü dünyada çapaçul bir adamın halinin eski çağlardaki cüzamlıları andıracağını düşünüyordu herhalde Bush... (Bu öyle bir hayattı ki, "yüzüne bakmamak", "dışlamak", "antipatik olmak" vatan hainlerine verilen cezalardan çok daha ağır bir ceza olabiliyordu!)
Ama aynı zamanda da ne aymazlıktır ki, ülkesinde milyonlarca evsizin Martin Walker'dan beter bir görüntü içinde insanlık dışı bir hayat sürdüğünü unutuyordu baba Bush...
11 Eylül'den sonra okuduğu gazetelerin, seyrettiği televizyon yorumcularının fazla etkisi altında kalmış bütün muhafazakârlar gibi, o da ABD'nin "düşman"ı ve Bin Ladin'in yandaşı olmayı "saç sakalla" birleştiriyordu.
Gülsen bir türlü, ağlasan ne işe yarar!..
Dünyanın her yerinde muhafazakâr akıl ve siyaset böyle...
Ne bugünü ve geleceği algılayabiliyor muhafazakârlar; ne de insanlığın binlerce yıllık geleneklerini muhafaza edebiliyor!
Bu kadar sığlığın iyi şeyleri muhafaza etmesi imkânsız zaten...
Ama ne acıklı ki, iktidarın muhafazasında üstlerine yok!
Kar sonrası yollara bakıp "bunlar gerçekten otoyol mu, cadde mi, sokak mı, yoksa dağ yolu, keçi yolu mu?" diye sorup durduk.
Ben de geçenlerde "asfalt yolları neden gelişmiş ülkelerdeki gibi yapamıyoruz, çok mu pahalı? Hiç olmazsa bunu açıklayın!" diye sormuştum. Yetkililerden ses çıksa, biliyorum ki suçun yolları kullananlarda olduğunu anlatacaklar...
(Karayollarının da, son felâketten sonra en yetkili ağızlarından yapılan açıklamalarda neredeyse İsviçre'nin Karayolları olmayı özlediğini, tarif edilen sürücü tipi sayesinde öğrendik ya hani!..)
Yıllarca ülkemizdeki otoyol yapımlarına ve belediyelere asfalt makineleri satan firmanın ortağı ve yöneticisi okurum Can Gümüşçüoğlu sağolsun, mektupla bilgilendirdi: "Şu anda dünyanın en pahalı asfaltlama işlemi ülkemizde yapılmaktadır."
Şunu da söylüyordu Gümüşçüoğlu: "Aynı yol senede dört kez asfaltlanıyorsa zaten bu maliyetle kimse yarışamaz. Yani sorun para işi değil, işi iyi yapıp yapmama sorunu..."
En gelişmiş asfalt makinelerini en yanlış yöntemlerle kullanarak "bir metrekare için dört metrekarelik asfalt kullanıyoruz" Gümüşçüoğlu'na göre...
"İstersek bizim yollarımız da su tutmayacak şekilde eğimli yapılır, yayalara su sıçramaz, çatlakların içindeki sular donarak delikler büyümez" diyordu okurum.
Tabii belirtmeliyim ki, bu "istersek" insanın moralini bozuyor! "sadece istemeye mi bağlıydı, altından kalkamadığımız bu muydu?" diye fena üzülüyor insan!