
Randevu evinde başıma gelenler
Lüks Nermin'in ünlü randevuevine beni Hasan Kazankaya götürmüştü. Yeşil gözlü, siyah saçlı kızı hâlâ unutmadım...
Hasan Kazankaya ismini duyanlarınız çoktur. Hayata koltuğunun altında gazete satarak başlayan Hasan, 1.55 boyuna rağmen ünlü bir futbolcu olmayı başarır. Bununla da yetinmeyip, Rock and Roll döneminde İstanbul Dans Kralı seçilir. Sinemayla ilgilenir bir süre sonra, prodüktörlüğe sıvanır. Bu arada yazdığı romanı Vedat Türkali senaryolaştırır. Aynı sıralarda bir mandıra işletmeye başlamıştır. 'Lejyon Dönüşü' adlı filmin yönetmenliği Orhon Arıburnu'na verilir. Prodüktörlükle de yetinmez, yönetmenliğe başlar. Yılmaz Güney'in parasız dönemlerinde Yılmaz'la çekimi bir hafta on gün süren filmler yapar.
ZAMBAK SOKAK MACERASI
İstanbul'da sosyetenin devam ettiği, ancak anahtarla girilebilen ilk gece kulüpleri onun eseridir. Sık sık iflas eder ve sıfırdan başlayıp yeniden zengin olurdu. Hasan'ın bir ara biriken vergi borçlarından kaçmak için aylarca Boğaz'da küçücük bir teknede yaşadığını hatırlıyorum. Onun teorisine göre Maliye'nin sözü sadece karada geçiyormuş.
Hasan paralı olduğu dönemlerde yanında hep dört beş çok güzel kadınla dolaşırdı. Doğrusu bu haline imrenmediğimi söyleyemem. Bir ara tutturdu... İlle de benimle bir akşam yemeğe çıkacak. Hasan'la konuşacak, paylaşacak pek fazla bir şeyim yok. Sonunda yanında gezdirip durduğu güzel kadınları düşünerek teklifini kabul ettim ve maalesef sap gibi bir Hasan'la karşılaştım. Yemek yedik, dönemin ünlü gece kulüplerini turladık. En son Klüp Reşat'ta "Hadi gel Lüks Nermin'e gidelim" demez mi... O güne kadar ne geneleve ne de bir randevuevine gitmiştim. Lüks Nermin o dönemin en ünlü randevu evi işletmecisiydi. "Gidelim bari" dedim. Saat gecenin birini bulmuştu.
Taksim'den, Galatasaray'a doğru yürürken sağdaki ilk sokağın adı Zambak Sokak'tır. Hasan'la Klüp Reşat'ın bulunduğu küçük parmak kapıdan çıkıp, şimdi Aksanat'ın bulunduğu köşeden Zambak Sokağı'na girdik. İçimden, Hasan'ın peşine takılıp giriştiğim bu saçmalığa bir gerekçe arıyorum. Onu da bulmakta gecikmedim. "Bir film yönetmeninin her şeyi bilmesi gerekir. Öyle ya, ilerde bir filmde, bir randevuevi sahnesi çekmeye kalkarsam..."
LÜKS NERMİN'E GİDİYORUZ
Sokağın sol tarafındaki apartmanların birinin önünde durduk. Diyafondan gelen sese "Ben Hasan Kazankaya" deyince kapı hemen açıldı. Hasan'ın, imrendiğim durumunu sezer gibi olmuştum. Etrafta güzel kadınlarla dolaşıp işin fiyakasını yapıyor, iş libidosunu tatmine gelince Lüks Nermin'in kapısına dayanıyordu.
Merdivenlerden ikinci kata çıkıyor, içeride sekiz-on kızın bulunduğu genişçe bir odaya giriyoruz. Kızlar Hasan'ı büyük bir tezahüratla karşılıyorlar. Kapının hemen yanındaki iki sandalyeye ilişiyoruz. Daha doğrusu ben ilişiyorum.
Hasan rahat, bacak bacak üstüne atmış kızlarla şakalaşıyor... Bu arada ben, gayri ihtiyari, kaçamak bakışlarla, odayı çevreleyen sedirlere, koltuklara oturmuş kızlara bakıyorum.
Siyah saçlı, yeşil gözlü güzel bir kız dikkatimi çekiyor. Yirmi-yirmibeş yaşlarında ya var ya yok. Hasan kulağıma eğiliyor, "Hadi birisini seç..." Bütün vücudumu ter basıyor. Benim için birinci seçmek, bütün öteki kızları aşağılamak anlamına getiriyor. Hasan "Öyleyse mamaya söyle" diyor.
AYNAYLA KAPLI ODA
Yeşil gözlü, siyah saçlı kızla, üst kata çıkıyoruz. Kitaplarda okuduğum, filmlerde gördüğüm ya da çapkınlıklarıyla ünlü, palavcı arkadaşların anlattıkları, ama benim hiçbir zaman pek inanmadığım, o ünlü aynalı odalardan birine giriyoruz.
Kitsch (zevksiz) bir şıklıkla döşenmiş odanın bütün tavanı, gerçekten de aynayla kaplıydı.
O geceden aklımda, cinsellikle hiç bir şey kalmamış. Öyle bir şeye kalkışmamış da olabiliriz. Aklımda kalan kısa bir süre sonra kızla arkadaş olmamız. Beni güvenilir bir dost sayıp, özel yaşamıyla ilgili, acıklı ya da komik bir şeyler anlatması. İşin ağırlığı sohbete kayınca, kızla beraber olduğumuz süre epeyce uzadı. Ayrılırken parayı kime, nasıl vereceğimi sordum. "Sen niye ödüyorsun ki" dedi, "Hasan ödesin..."
Şakadan, "Bu işin de ısmarlaması oluyor mu" diye sordum. Meğer oluyormuş! Devletle çıkar ilişkileri olan iş adamları, milletvekillerini, üst düzey bürokratları, hatta bakanları burada ağırlıyorlarmış. Bir gecelik sevgilimle vedalaşırken, "Senden hoşlandım, gene gel" diyor.
Hiçbir zaman tutamayacağımı bildiğim halde "Gelirim" sözü veriyorum. Aşağıda mama Hasan'ın çoktan gittiğini söylüyor. Ya hesap? Hasan Bey ödemiş.
Filmimde oynayan kız beni tanımıştı
AtIf Yılmaz, askerdeyken bir başçavuşla birlikte, tugay sinemasında gösterilmek üzere İzmir'e film almaya gider:
İzmir bölgesindeki, çalıştığım çalışmadığım, hatta bazısını tanımadığım bütün işletmeciler, Atıf Yılmaz'ın ordudaki itibarını yükseltmek için ellerinden geleni yapmaya başladılar.
Şık bir otelde odalarımızı ayırtan arkadaşlar akşam yemeğine kadar istirahat etmemiz için otelden ayrılırlarken otele para ödemem gerekmediğini kulağıma fısıldamışlardı. Bir yandan o güne kadarki deneyimlerimle tugay sineması için listelerden film seçmeye çalışıyor, öte yandan İstanbul'da göremediğim bazı yabancı filmleri listemize katmadan edemiyordum.
İzmir'in en şık lokantalarında öğle, akşam yemekleri yeniliyor; gecenin geç saatlerinde İzmir'in o dönemdeki, en ünlü gece klübü, Numune pavyona ya da bir başkasında gidiliyordu.
Başçavuş hayatı boyunca görmediği, herhalde bir daha da göremeyeceği bu ağırlama karşısında biraz serseme dönmüş ve şaşırmış; malum görgüsüzlüğüyle biraz da şımarmaya başlamıştı.
KONSOMATRİST İLE İŞBİRLİĞİ
O gece Numune pavyonda, kasım kasım kasılarak ve ikinci dublede iyice kafayı bulduğu rakısını yudumlayarak, pistte müşterilerle dans eden ya da masalarında konsomasyona çağrılmayı bekleyen kızları kesiyor. Sonunda pavyonun en güzel kızlarından birini masaya davet etmemizi istiyor. Çavuşun bir dediğini iki etmeyen arkadaşlar kızı hemen masaya çağırıyorlar. Bir süre sonra başçavuşun, Atıf Yılmaz'ın yakın arkadaşı olmakla övünmek için kızı çağırdığını anlıyorum. Beni gösterip "Bak bu kim" diyor. Kız boş boş bakıyor. Başçavuş kızın cehaletine biraz bozuluyor. "Ünlü yönetmen Atıf Yılmaz..." Kız biraz daha dikkatli bakıyor bana "Bu Atıf Yılmaz değil..." Bizimkiler gülmeye başlıyor. Baş çavuş biraz daha bozuluyor. Kız kendinden çok "Ben Atıf Yılmaz'ın filminde oynadım" diyor, "Bu Atıf Yılmaz değil..." "Hangi film" diye soruyorum. Filmin ismini söylüyor. Doğru, bu benim filmim... Başçavuş biraz da kuşkuyla bakmaya başlıyor bana. Sonunda kızın kendine göre haklı olduğunu anlıyorum.
Film çekimlerinde figüranlarla ve birkaç diyaloğu olan oyuncularla asistanım Zeki Ökten ilgileniyordu. Kız doğal olarak filmin yönetmenini Zeki zannediyor. Kızı acele dansa kaldırıp "Bak güzelim" diyorum, "O adam var ya, benim patronum. Ben Atıf Yılmazım dedim, yedi. Yanında Atıf Yılmaz'ı çalıştırmaktan gurur duyuyor. Şimdi senden ricam, 'Hatırladım, ben asistanlarıyla Atıf Yılmaz'ı karıştırmışım' demen. Yoksa herif benim canıma okuyacak. Tamam mı? " Kız da "Tamam ama bir daha böyle yalanlar söyleme. Benim gibi Atıf Yılmaz'ı bir tanıyan çıkar rezil olursun..." diyor. Masaya dönüyoruz. Kız "Yanılmışım" diyor, "Bu Atıf Yılmaz..."
Görsel Anılar
Yazan: Atıf Yılmaz - Yayına hazırlayan:Nebil Özgentürk
-BİTTİ-
|