Kur'an-ı Kerim her şeyin çift olarak yaratıldığını bildirir. (Zariyat, 51/49) Bu gerçek, Allah'tan başka her şeyin çift ve aynı zamanda eksik yaratılmış olduğu anlamına gelmektedir. Çünkü onun dışında tek başına olan bir şey yoktur. Varlık alemindeki her bütünü, iki yarım parça tamamlar. Maddenin en küçük birimi atom, proton ve elektronlardan oluşurken, tüm canlıların ortak özelliği olan erkeklik ve dişilik, onların en belirgin niteliğidir.
İnsan toplumlarında dikkati çeken ilk önem sırasının cinsiyet olduğu, sonra fiziki ve ekonomik değerlerin yer aldığı. Son dönemlerdeki çağdaş anlayışlarda ise önem sırasının iş bölümüne dönüşmeye başladığı gözlemlenmektedir. Farklı dönemlerdeki insanların bakış açılarının neticesi olan tüm bu sınıflamalar bir tarafa İslam, kadın ve erkeği bir bütünü tamamlayan iki yarım parça olarak değerlendirir. Bir araya gelişleri soyut anlamda insanlığı oluşturur. Hz. Peygamber'in (a.s.) veciz sözü bu gerçeği ifade etmektedir: "Kadınlar, bir bütünü oluşturan erkeklerin, diğer yarım parçasıdırlar." (Ebu Davud, Taharet, 94)
Kur'an-ı Kerim'in tasvir ettiği yaratılış sahnesine göre, Allah her ikisini de bir nefisten (asıldan) yaratmış (Nisa, 4/1) ve bütün insanlar bu çiftten türemişlerdir. (Bakara, 2/187) Bu tasvir öz ve esas itibariyle, kadın-erkek ayrımı yapmaktan ziyade bu ayırımın olmadığını, aslolanın "insan" olduğunu anlatmaktadır. Tasvirde vurgulanan bir diğer husus da, erkek ve kadının, birbirlerinin hasmı ve rakibi değil, bir bütünün parçaları oldukları ve birbirlerini tamamlayıp bütünledikleridir. Biri diğerine eş olmanın ve insanların türeme mekanizmasını oluşturmanın doğal gereği olan bu farklılık, kesinlikle ontolojik ve değer itibariyle bir farklılık değildir.
İnsanların çeşitli müdahaleleriyle asli hüviyetini yitiren Yahudilik ve Hıristiyanlık da, Hz. Havva'nın yasak meyveyi yiyerek ilk günahın asıl suçlusu olması, bütün insanlığı günah kirine boğan kötü bir varlık sayılması ve ona şeytan gözüyle bakılması bizzat Tevrat'ta yer almaktadır. (Tekvin, 3) Bunun bir neticesi olarak İngiltere'de kadına İncil'e el sürebilme izni ancak XVI. yüzyılda verilebilmiştir. Oysa Kur'an-ı Kerim, her ikisini de bir nefisten yarattığını (Nisa, 4/1) ve ikisini birden cennete koyduğunu, orada beraber hata ettiklerini, hatadan ötürü Allah'a beraber yalvardıklarını, beraber bağışlandıklarını ve beraber yeryüzüne indirildiklerini bildirmektedir. (Bakara, 2/30-38; Araf 7/19-27)
Kur'an-ı Kerim'de erkeğin kadından üstün yaratıldığı izlenimini veren ayetler, tarihi süreçteki toplumsal bakış ve telakkileri yansıtmaktadır. (Nisa, 4/32-34) Bu ayetlerde anlatılmak istenen husus, insanlar arasında erkek olmanın avantajlı olduğuna dair yaygın telakkinin Allah nezdinde bir önemin olmadığıdır. Zaten erkeklik ve kadınlık Allah'ın takdiri gereği olan bir şeydir. Birer insan ve Allah'ın kulu olarak İslam'a göre erkekle kadın arasında herhangi bir ayırım yapılmamıştır. İlke olarak insanların en değerlisi, "Takvada en üstün olanıdır" (Hucurat, 49/13)
Cahiliye döneminde kadının insan olup olmadığı, ruhunun bulunup bulunmadığının tartışıldığı, tamamen erkeğe tabi olduğu ve sürekli vesayet altında bulunduğu hatta mirastan hisse alması bir yana, kendisinin miras malı gibi değerlendirildiği halde yüce kitabımız kadınında tıpkı erkek gibi insan olduğunu haykırmış, ekonomik hayatını garantiye alarak mirastaki haklarını belirlemiş, onu sadece emir alan değil, yerine göre emir veren bir konuma yükselterek büyük bir inkılap gerçekleştirmiştir.
Kadınlar, erkeklerin sahip oldukları her türlü medeni haklara sahiptirler. Buna göre hayat hakkı, mülkiyet ve tasarruf hakkı, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, inanç ve düşünce hürriyeti, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatının gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında fark yoktur. Kadının maddi ve manevi kişiliği, malı, canı, ırzı, erkeğin gibi değerlidir; her türlü hakaret, saldırı ve iftiradan korunması gereklidir. Aksine davrananlara ağır müeyyideler getirilmiştir.