kapat
27.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Kıbrıs ve bla-bla bon?!

Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen önceki gün Frankfurt'ta yaptığı açıklamada şöyle dedi:

"Kıbrıs'ın (Rum kesiminin) AB'ye girmesinden sonra Türkiye ile KKTC arasında büyük sorunlar yaşanır. Bence Türkiye, Kıbrıs için daha fazla bedel ödemez. Denktaş Ada'da yalnız kalır."

Ardından...

Dışişleri Bakanı İsmail Cem'den, "Kıbrıs peşkeş çekilemez. Rumlar'ı AB'ye alırlarsa, Türkiye'nin ilhak da dahil olmak üzere kullanacağı kozları vardır" diye bir açıklama geldi...

Sonrasında Başbakan Bülent Ecevit'in de "Kıbrıs Türkiye'dir" yönünde bir açıklaması oldu...

Bu bakımdan Kıbrıs, Verheugen'in sandığının ötesinde Türkiye için öncelikli bir konudur... Ada'ya ipotek koymak isteyen Fransız-Alman insiyatifinin ötesinde, Verheugen'in o sözleri için "Bla-bla bon" deyimi kullanılabilir...

FRANCOPHONE

Francophone...

Fransızca konuşan anlamına gelir...

Çeşitli ırklardan, uluslardan Fransızca konuşanlar, yani "Francophone"lar Belçika'dan Lüksemburg'a, Monaco'dan Kanada'ya, Uzakdoğu'dan Siyah Afrika'ya kadar hepsi bu toplantılarda birarada olurlar...

Ve...

Böylesi bir toplantıda yaşanmış, öyküden birkaç satır aktarayım:

Francophone'lar için yine bir konferans düzenlenmektedir. Konferansa, Afrika'dan siyahiler de gelmişlerdir. Üyelere bir yemek verilmektedir.

Cakası yerinde, burnu havalarda, snop bir Fransız'ın yanına, Afrika'dan gelmiş bir kara derili düşmüştür. Yemeğin açılışında Kongre Başkanı konukları kadeh kaldırmaya davet eder. Herkes gibi bizim kara derili de, kadehini dudağına götürür, şarabından bir yudum alır.

Yanındaki burnu havada Fransız, dirseği ile onu dürter. Adeta, kabile vahşisi ile işaretleşerek konuşurmuşçasına, dudaklarını büzüp, ağzından içeriye hava çekerek, bir ses çıkarır...

Parmağıyla da kadehi gösterir...

"Nasıl lezzeti iyi mi?" anlamında sorar:

"Bon?!"

SÜRPRİZ KONUŞMACI

Kara derili başı ile "Evet işareti" yapar...

Sonra yemek servisi başlar...

Çorba, balık, et, sebze, tatlı, vs... Her biri için beyaz Fransız, yanındaki kara derili masa arkadaşına, dilini damağında şaklatıp, dudaklarında gezdirerek ve de eliyle yemeği işaret ederek sorar:

"Bon?!"

Kara derili gene mahçup... Başı ile "Evet" işareti yapar..

Ama...

Belli ki... O terbiyesiz adama canı iyice sıkılmıştır.

Sonra, kahveler içilirken, Kongre Başkanı, "Çok önemli konuğumuzu, konuşması için davet ediyorum" der.

Bir garip isim telaffuz eder.

Bir sürpriz...

Kürsüye çağrılan, bizim kara derili adamdır. Evet!

Çağrı üzerine bizim kara derili, oturduğu yerden doğrulur, ölçülü ve kendinden emin adımlarla kürsüye gider. Harikulade bir Fransızca ile dünya politikası üzerine ufku geniş bir konuşma yapar. Büyük de alkış alır. Yerine oturduğunda, alkışlar hala sürmektedir. Ve kara derili adam, yanındaki masa arkadaşı, burnu havadaki beyaza döner ve sorar:

"Bla-bla bon?!"

"Bla-bla" Fransızca bir tür argo deyimdir...

"Gevezelik, boş yere laf etmek" anlamına gelir...

Yani, "Çok iyi gevezelik ettim" der.

SÖMÜRGE AYDIN ZİHNİYETİ

Fransa, işte bu tür öykülere bile konu olabilecek kadar, birbirinden apayrı ulusların, halkların, ırkların, dinlerin insanlarını Fransız dili ve kültürünün ortak paydasında toplama uğraşı veriyor...

Ama, ya Türkiye?

Bırakın, Kafkaslar'daki Türk Cumhuriyetleri'ni...

Daha Kıbrıs'ta yaşayan bir avuç Türk'e sahip çıkmakta güçlük çekiyoruz...

Bırakın Güneydoğu'da PKK için akıtılan kanı bir yana...

Birtakım "sömürge aydın zihniyeti"ne sahip olanlara kalsa, Türkiye'nin de anahtarını gümüş tepsi içinde dış sefaretlere teslim edecekler...

Kısacası, o argümanlar için de "Bla-bla bon"...

Oysa...

15 yılı aşan bir süre içinde Türkiye, PKK ile boğuşturuldu...

O dönemlerde bu gözüdönmüş terör örgütüne destek verenler, aynı zamanda önümüze getirip Kopenhag kriterlerini dayayanlar değil miydi?

Apo, Suriye'den sınırdışı edildiğinde de, yine AB ülkelerinin coğrafyasında dolaşmadı mı?

O zaman da mı, bu faniler, Türkiye üzerine oynanan oyunu göremedi?

Bu kadar mı zavallı bir toplum olduk!

PKK terörüne AB ülkelerinin destek vermesi, Türkiye'ye 100-130 milyar dolar civarında bir rakama patladı. Bu bizim huzurumuzdan, güvenliğimizden ve öz kaynaklarımızdan çalınan bir paraydı...

Bu süre içinde yaşanan terörden dolayı, başta turizm sektörü olmak üzere kaybettiğimiz iş kaybının faturası yaklaşık 400 milyar dolar civarında...

ZOR COĞRAFYA

Bu rakamları alt alta toplayıp 65 milyona bölün...

Türkiye'nin GSMH'sinin 20 bin doların üstüne çıktığını görürsünüz...

Ortalama gelir düzeyinin 20 bin dolar olduğu bir ülkede de, adamın başına silahı dayasanız bile yine de teröre bulaştıramazsınız...

Onun için önce PKK'yı, Türkiye'nin başına bela edip kanını emeceksin, sonra da kalkıp ekonomisi dibe vurdurulan bir ülkeyi bedavaya kapatmaya kalkacaksın...

Yok öyle!..

Burası Türkiye!..

Ada'da ve Türkiye'de yaşanan kötü yönetim yüzünden, önce Kıbrıs'ı, sonra Türkiye'yi sessizce vermemiz gerektiğini söyleyenler için son bir not daha: Türkiye'nin olduğu coğrafyaya, dünyanın her anlamda en gelişmiş ülkelerini getirin ve yerleştirin bakalım, sonları bizimkinden daha mı iyi oluyor?



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Superbahis
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır