|
|
 |
Haydi horoz dövüşüne!
Son zamanlarda tartışma programı da izleyemez olduk. Tek ölçü reyting olduğu, bu da "horoz dövüşü" ile sağlandığı için izleyicinin hoşnutsuzluğuna karşın gürültülü, patırtılı, hakaretli açık oturumların sayısı giderek artıyor. Profesörler, dekanlar, yazarlar, aydın denebilecek bir sürü insan ekranlarda birbirinin gözünü oyuyor.
Hani ellerine kesici bir alet geçirseler yemin ediyorum birçok tartışma programı cinayetle biter (gerçi bu da ratingi arttırır ve programcıyı memnun eder o başka mesele..)
Sırf bu, halkın zorla alıştırıldığı kavga, rezalet sahnelerinin reytingi artırması yüzünden kanallar bütün "Nasıl olsa yakında düzelir" ümitlerine rağmen bozulmaya devam ediyor. TV'lerinin başına dizilen gençlerin, sabahın erken saatlerine kadar beyni uyuşturuluyor. Evet, bir tür uyuşturucu bu da.. Uyuşturuyor ve alıştırıyoruz.
Herneyse.. Kısa süre önce BBC World'de 11 Eylül saldırısı ile "İslâm ve cihat" arasındaki bağlantının tartışıldığı bir program izledim. Ciddi, bilgilendirici, kimsenin bağırıp çağırmadığı bir fikir tartışması. Bir de bizdeki "İslâm" konulu tartışma programlarını düşündüm. Profesörlerin, dekanların birbirine hakaret yağdırdığı programları.
Tartışmayı öğrenmek!
Avrupa TV'leri düzeyinde ciddi tartışma programı hazırlayıp sunabilen birkaç televizyoncu var şu anda Türkiye'de. Mehmet Ali Birand, Hulki Cevizoğlu aklıma gelen ilk örnekler. Uzun yıllar ABD'de yaşadığı ve programcılığı orada öğrendiği içim midir bilmiyorum, Ayşe Özgün de bence çağdaş düzeyde tartışma programı hazırlayan ve sunan, TV'nin yıldız isimlerinden biridir.
10 Kasım'da DSP Milletvekili Sema Pişkinsüt ve eski Turizm Bakanı Alev Coşkun'la birlikte konuk olarak katıldığım Ayşe Özgün'ün Best TV'deki programında gençler bize "Üniversite gençliği olarak ülkemiz için şu anda ne yapabiliriz?" diye sordular. Bu soru faks ve e-mail'lerle de yazarlara çok sık sorulur.
Benim önerim "İlk iş olarak tartışmayı öğrenin" oldu.. Çünkü tartıştığı konuda donanımlı olan ve tezine inanan kişinin bağırmasına, kavga etmesine gerek yoktur. Şu anda sadece TV'lerimizdeki tartışma programlarını yurtdışında izleyenler bile ülkemizdeki geri kalmışlığı, kaos ortamını, bilgi eksikliğini açıkça görebilirler.
Bizim kuşak değerli insanlarını kenara itip, değersizleri baş tacı etme sistemiyle "doğrular treni"ni kaçırdı. Şimdi arkasından koşmakla meşgul. Treni asıl yakalayacak olan ise bugünün pırıl pırıl lise ve üniversite öğrencileri.. Tarafımızdan uyuşturulan beyinlerle tabloyu dikkatle incelemeyi başarabilirlerse!
Boyner gibi' başbakan..
Geçen Cuma akşamı Sakıp Sabancı televizyonda kendisine sorulan "Başbakan olmak ister miydiniz?" sorusuna güzel bir cevap vermiş. Ben ne yazık ki kaçırdım ama başta 24 saat TV izleyen (inanın abartmıyorum) annem başta olmak üzere karşılaştığım herkesten dinledim..
Ancak yasalar değişip düzgün, dürüst, halkın beklentisine cevap verecek bir siyaset ortamı oluştuğunda başbakanlığı düşünebileceğini söylemiş özetle Sabancı. "Bu hükümette başbakan olmayı istemem" dedikten sonra da eklemiş; "Türkiye Cem Boyner gibi adayları bile değerlendiremedi. Oysa başımızda Boyner gibi zeki, olayları anlayan, dünyayı bilen, genç ve dinamik bir başbakan olsaydı bugün durumumuz çok farklı olurdu."
Söyleyin şimdi, bu sözlere kim itiraz edebilir?..
Tansu Çiller işçi, sendika başkanlarını yanına alarak hükümeti istifaya çağırıyor. İyi, güzel, haydi yüz milyarlarca dolar seçim masrafını da göze alalım, kriz, mriz demeyelim ama kimi seçeceğiz? Yine biriniz gidecek, denenmiş öbürünüz gelecek. Oysa Türkiye'ye Cem Boyner gibi, Kemal Derviş gibi iyi yetişmiş, dürüst, şaibesiz, dış politikada başarılı olabilecek, dinamik, ekip çalışmasında başarılı, kişisel hırsını ülke geleceğinden üstün tutmayacak isimler lâzım. Onları razı etmeli ve peşlerine takılmalıyız. Ben oyumu onların olacağı partiye gözüm kapalı veririm. Ya siz!
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|