|
|
 |
Baraj
Bu baraj, suyu toplayıp enerji veren baraj değil; siyasi yapının kendini korumasını sağlayan seçim barajı. Barajın yüksekliği, bugüne kadar siyasi yapıyı koruyan bir yükseklikti. Bu yüzde 10 sayesinde "yeni"lerin ortaya çıkması, sistemin arasına girmesi engellendi. Ama şimdi durum değişti: Bütün partiler dalganın altında kalma ve göle ulaşamadan duvara çarpıp dağılma tehdidi altında.
Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarında değişiklik ihtiyacı uzun zaman önce ortaya çıkmıştır. Bu yasalarda yapının yenilenmesini, demokratik akışı, seçmen iradesinin daha güçlü yansımasını sağlayacak değişikliklerin yapılması, "acil" sınıfına girmiştir.
Siyasi Partiler Kanunu'na göre bir partinin seçime girebilmesi için ya Meclis'te grubunun bulunması gerekir ya da seçimden 6 ay önce illerin yarısında tam olarak örgütlenmiş ve büyük kongresini yapmış olması gerekir.
Bu yapının "ilke" sorunu yok!
Şu anda siyasi partilerin yönetimleri, yapılacak değişiklikler üzerinde konuşurken bu kısıtlamalar üzerinde durmuyorlar. Çünkü bu koşullar çok büyük maddi gücü gerektirmekte ve mevcut yapının içinde olanlar dışındaki yeni girişimlerin siyaset sahnesine çıkmasını engellemektedir. Bu kısıtlama, şu andaki yapının, varolan partilerin önemli bir güvencesidir; titiz bir kadrolaşmaya, aşağıya doğru uzun soluklu bir örgütlenmeye ve maddi kaynaklar açısından dikkatli davranmaya imkân vermemektedir.
Seçim Kanunu'ndaki yüzde 10 barajı da bugüne kadar, yapının ikinci güvencesi olmuştur. Seçmenin, kendini temsil imkânı sonuçta sıfır olacak partilerden uzaklaşması doğaldır. Oy kullanan insanlar, kendilerini en fazla yakın hissettikleri partinin bu barajı aşıp Meclis'e girmesinin güç olacağını ve düşüncelerinin Meclis'te sözcü bulamayacağını düşündükleri anda "ikinci tercih"e yönelmektedirler.
Yüzde 2 oy alan bir partinin de 550 kişilik Meclis'te 2-3 temsilcisi olabilir. Böylece, seçmenin yüzde 2'sinin sesi de, halkın tümünü temsil etmesi gereken parlamentoda var olacaktır.
Siyasi partilerin bugün üzerinde durdukları konu, böyle bir "ilke" sorunu değildir.
Toplum izin vermeyecek
Partilerden 3'ü, yüzde 10 barajını aşacağına inanmış durumdadır. DYP, ANAP'ın yıpranmasının kendisini yüzde 10'luk oy oranının üzerine taşıyacağını düşünmektedir. Ak Parti, radikal sağda SP ve MHP'nin yarattığı hayal kırıklığı dolayısıyla bu kesimin oylarının kendisinde toplanacağından "emin" gibidir. CHP yönetimi de, DSP'nin geleceğine ilişkin yaygın inançsızlığa bakarak, merkez soldaki bir miktar oyun daha kendisine dönmesiyle baraj sorununu aşacağına inanmaktadır. Bu hesaplar, "inançlar" doğru çıkabilir, ama çıkmayabilir de...
Buna karşılık iktidar ortağı üç parti ve Erbakan'ın SP'si barajı aşma konusunda ciddi sorunlar yaşayacaklarının bilincindedir. Bunlar, kendileri açısından çözümü yüzde 10'luk barajın 7'ye inmesinde görmektedirler. Bu "indirim," söz konusu 4 partinin Meclis dışında kalmalarını önleyeceği gibi daha küçük partileri yine dışarıda bırakacağı için en "garantili" yol olarak görünmektedir.
Siyasi yapı, Siyasi Partiler ve Seçim kanunları üzerinde tartışırken aynı güdüyle davranmaktadır: Kendini güvenceye almak. Türk toplumunun siyasi yapıya bu imkânı vermesi, varolan sistemin 6-7 yıl daha aynı şekilde ve aynı insanlarla devam etmesini hoşgörüyle karşılaması pek mümkün görünmemektedir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|