kapat
27.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Kıbrıs: İnsan insanın kurdudur

Birkaç ay önce Türkiye'nin baskısı ile Kıbrıs'ta hükümet değişti.

İki ortaklı koalisyon hükümetinden Kıbrıs sorunu konusunda Türkiye'nin ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın söylediklerini harfiyen yerine getirmeyen Toplumcu Kurtuluş Partisi atıldı. Yerine Kıbrıs sorunu konusunda Türkiye'nin ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın söylediklerini harfiyen yerine getirecek olan Denktaş'ın oğlunun partisi alındı.

Bunlar yapılırken, bir de Ulusal Demokrasi Hareketi adı altında,fsözde sivil toplum örgütü kuruldu. Bir "mukavemet teşkilatı" görünümü veren kuruluşun amacı milliyetçileri adada çözüm isteyenlerin karşısında bir blok haline getirmek. Halk arasındaki yaygın kanaat, zamanı geldiğinde bu örgütün zora başvuracağı, sürüden ayrılanların kurdu haline geleceğidir.

Bu iki gelişme ile Türkiye, adada kendini Kıbrıs konusunda beklenen değişikliklere hazırlamış oldu. Bu değişiklik Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'nin gelecek yıl Avrupa Birliği'ne kabul edilmesidir.

Hazırlığın amacı ise, bu değişikliğe Türkiye'nin vereceği reaksiyona adadaki Türk toplumunun, gerekirse zorla, uymasını sağlamak.

Böyle bir ön hazırlığa gereksinim vardı, çünkü Türkiye'nin istekleri ile Türk toplumunun istekleri arasında derinleşmeye yüz tutmuş ayrılıklar belirmeye başlamıştı.

1974 Barış Harekâtı ile Kıbrıslı Türkler alışmadıkları bir refah düzeyine kavuştular. Ancak bu refah ekonomik aktiviteye değil, Türkiye'den gelen ihsana dayanıyordu. Türkiye'yi vuran ekonomik kriz Kıbrıs'ı da vurdu. Türkiye'den gelen paralar azaldı ve ortalama refah düzeyinde büyük düşüşler meydana geldi. Kıbrıslı Türkler hududun diğer tarafında yaşayan Rumlar gibi Avrupa Birliği'ne girme hayalleri görmeye başladılar.

Rumların Avrupa Birliği'ne alınması (buna kesin gözü ile bakabiliriz), 1974'te Türkiye'nin adaya asker çıkarmasının ardından Kıbrıs'ın uluslararası statüsünde meydana gelecek en büyük değişiklik olacak.

Türkiye buna karşı. Neden karşı olduğu pek açık değil. Dışişleri Bakanlığı adanın güneyinin AB'ye girmesinin, Kıbrıs'ı kuran Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından garanti edilen anlaşmaların bir ihlali olduğunu savunuyor. Ama bu tür ihlaller daha önce defalarca meydana geldi ve Türkiye bunlara karşı sessiz kaldı.

Rumlar'ın Türkiye'nin AB ile ilişkilerine çomak sokacağı savı da mantıksızdır. Koalisyon bu işlevi başkasının yardımına gerek kalmadan, kendi kuyusunu kendi kazarak yerine getiriyor. Ayrıca, Yunanistan tek başına Türkiye'yi veto etmeye kâfidir. Sonuç açısından bir veto ile iki veto arasında fark yoktur.

O zaman Türkiye neden Rumlar'a "güle güle," demiyor? Neden bu kadar kızıyor ve tehditler savuruyor?

Çünkü Rumlar'ın AB'ye girişini mazeret olarak kullanıp adanın kuzeyini ilhak etmek, işi kökünden bitirmek istiyor. Daha doğrusu, aralarında askerlerin de bulunduğu güçlü bir lobinin isteği ve projesi bu. Ama ilhak, sorunu kökten çözecek mi?

Sabrınıza sığınarak bu soruya yarın cevap vereceğim.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Superbahis
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır