kapat
27.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Polis kimin yanında..

Aslında bu yazı, İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'e bir açık mektup olmalıydı.. "Sayın Valim" diye başlamalıydım.. "Sayın Valim, lütfen bunları iyi dinleyin.."

Şimdi diyelim orta halli bir vatandaşsınız.. Borç, harç edinmiş bir küçük araba almışsınız.. Bu arabanızla, ilkokula giden oğlunuzu her sabah mektebe bırakıp, öğleden sonra almanızda bir mahzur yok değil mi?.. Ayni okula giden iki yeğeniniz komşuda oturuyorsa, amcalık yapar onları da götürürsünüz değil mi?.. Madem ayni binadan, ayni okula gidiyorsunuz.. Peki ya gene ayni okulda komşunuzun küçük oğlu varsa ve annesi ve babası "Sabri Bey, çocukları götürüp getiriyorsunuz.. Bizimkini de alsanız" dese..

Bir önde üç arkada, dört çocuk.. Arabanız eskimez ya.. Hem de bu kriz döneminde, ikisi yeğeniniz, mahalleden üç çocuğu, karda kışta taşısanız, hayrına ne olur ki?..

Şimdi Sayın Valim..

Elinizi vicdanınıza koyun ve bana deyin ki, "Bu işte bir yanlış var.. Bu yanlış da şudur!.."

Bunca yıllık polis müdürüsünüz. Başarılarınız sizi "Valilik" derecesine yükseltmiş.. En iyi siz bilirsiniz.. Bunda bir yanlış var mı?..

Sizin polislerinize göre var, sayın Valim..

Sabri Çelik'in eşi Fatoş adına kayıtlı 34 DLA 05 plakalı arabasını sizin polisleriniz işte tam bu işi yaptığı için bağladılar.. İşlediği büyük suçun cezasının 400 milyon lira olduğu söylendi. Sonra hatrı sayılır bir doktor araya girince, ceza 13 milyon liraya indirilip "Bir daha sakın yapma" diye sıkıca tembih edilerek, serbest bırakıldı..

Neydi Sabri'nin suçu biliyor musunuz?..

Korsan servisçilik yapmak.. Hatta devletten vergi kaçırmak.. Aynen böyle dediler Sabri'ye..

Tüm günahı, kendi oğlunu bırakırken, ayni evden, ayni okula giden iki yeğeni ve bir komşu çocuğunu da taşımak.. Hele bir de.. Hele bir de bu komşu çocukların babası "Sabri Bey, aylardır bizim çocukları taşıyorsun. Etin ne budun ne?.. Bu defa da deponu biz dolduralım" dedilerse, tam cinayet suçlusu..

Bu ülkede okul servis işlerinin, nasıl bir mafya haline dönüştüğünü ve bu ülkeyi yönetenlerin bu rezilliğe nasıl önlem almadan seyirci kaldığını, ipten kazıktan kurtulmuş serserilerin bile servis şöförü olmasına nasıl göz göre göre izin verildiğini, "Çocuklarını Sevmeyen Ülke" başlıklı yazı dizimizde ayrıntıları ile anlatmış, bu şöförler sayesinde çocukların sigara içmeyi, trafik kurallarını ihlal etmeyi, yarışmayı, sokaklara çöp boşaltmayı daha minicikken öğrendiklerini, hayatlarının hiçe sayıldığını, kazalar ve ölümleri örnek vererek anlatmıştık.. Ne Milli Eğitim Bakanının kılı kıpırdadı, ne de İçişleri Bakanının.. Oysa çocuklar evden çıktıkları andan itibaren bu ikisine emanettiler..

Sesleri çıkmadı, çünkü okul servisleri trilyon, katrilyonların döndüğü bir ranttı ve böyle bir rant olunca, mafyanın müdahelesi kaçınılmazdı.. Bizde de yönetim, mafyanın el attığı işlerle uğraşmayı nedense sevmezdi.

Polisler Sabri Çelik'e "Hakkınızda ihbar var.. Bu okulun servis şöförleri, durumu gözlemiş, okul müdürüne haber vermişler. Müdür de plakanızı bize verdi" demişler.. Sabri tek değil.. Daha 10-15 babayı ihbar etmişler polise.. Hepsinin arabası bağlanmış..

Hadi Müdür servisçilerle içiçe.. Bunun örneğini çok yaşadık.. Servislerin, okul müdürlerini, rüşvet, tehdit, şantaj yöntemleri ile nasıl yanlarına aldıklarına dair sayısız ihbar mektubu aldık. Alıyoruz.. Bu yüzden şaşırmadık.. Ama polisleriniz..

Kendi evinden okula giderken, boş gitme yerine, ikisi yeğeni üç komşu çocuğunu da taşıdığı için aslında insanlık ve de "Trafik" açısından teşekkür edilmesi gereken Sabri Çelik'in yolunu kesmek, arabasını bağlamak, 400 milyon ceza ile tehdit etmek, polislerinizin görevi mi?..

Polis kimin yanında Sayın Valim?.. Fakir vatandaşın mı, katrilyonluk rantı paylaşanların mı?.

Yarın ben, benim gibi Alkent'te oturan ve Nişantaşı'nda çalışan komşumu "Gel ben seni sabahları bırakayım. Yollarda sürünme" diye arabama alsam, korsan otobüsçü, korsan dolmuşçu, ya da korsan taksici mi olurum?.. Polisler yolumu çevirip "Sen bir de üstelik devletten vergi kaçırıyorsun" mu derler bana?..

İnsanlık ne zamandan beri suç oldu, Sayın Valim?..

Sabri'nin eşi Fatoş, bana ev işlerinde yardım eder.. Bazan geç kaldığında Ercan'a "Fatoş'u evine bırak" derim.. Bırakır?.. Suç mu işliyor, korsan taksicilik yapıp vergi mi kaçırıyorum Sayın Valim.. Polisleriniz benim arabamı da çevirip bağlarlar mı?..

Bu ekonomik koşullarda, bu kışta, bu trafikte ayni apartmanda oturan komşuların, diyelim benzin parasını da paylaşarak, çocuklarını hergün vakti uygun olan birisinin otomobili ile okula göndermelerinin suç olup olmadığını bana yazı ile bildirir misiniz sayın Valim?..

Sabri'ye vereyim ki, bir daha çevirirse polisleriniz, gösterip kurtulsun..

Fatih'in yanındayım..
Bu defa Fatih Altaylı'nın yanındayım..

Önemli bir tartışma bu aslında.. Geçip gidilecek değil..

Aslında Ayşe ile Fatih'in ortak yanlarına benim de hiç itirazım yok.. Aşk diyince akan sular durur.. Ne yaş farkı anlarım, ne taraflardan birinin evli olmasını.. Bu ülke boşanmayı bu kadar zorlaştırıp, taraflardan biri "Boşanmam" dediği sürece, ötekinin başkasını sevmesini suç durumuna getirirse, evlilik dışı aşka da şapka çıkarmak zorunda kalırım.. O tamam..

Tamam olmayan şey..

İki meslek var.. Kutsaldır.. Öğretmenlik bir, doktorluk iki.. İlkine insanlar çocuklarını, ikinciye kendilerini emanet eder insanlar..

Emanet ederler.. Emanete hıyanet edilmez..

Bu yüzden öğretmen ile öğrenci, doktor ile hasta arasındaki ilişkileri kolay sindirmem mümkün olmaz.. Hele taraflardan biri 13 yaşında ise..

13 yaşında bir erkek çocuğunu baştan çıkaran kadın öğretmen İngiltere'de hapis yatıyor şu sıralar, gazetelerde okumuşsunuzdur..

13 yaşında insan reşit değildir.. Düşünme, yargılama, yorumlama yeteneği henüz tam oluşmamıştır. Oysa ayni yaşlarda onu fena halde tahrik eden, ergenlik, cinsellik çağı başlamıştır. 13 yaş insanın en kolay baştan çıktığı yaştır.

Atatürk'ün ilk yaptığı işlerdendir, evlenme yaşını 15'e almak..

Şimdi işe bakın..

Bir yanda evli bir öğretmen.. Öte yanda, ona emanet edilen 13 yaşında bir kız çocuğu..

İçinize siniyor mu?..

Kendinizi o kızın anne ve babası yerine koyun, bir daha düşünün.. Fatih bunu söylüyor..

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün içine siniyor olmalı ki, 23 milyar lira verip ellerine, Avrupa'ya yolladılar.. Bundan sonra, hele Anadolu'da kaç ailenin küçük kızlarını bir antrenöre emanet edeceğini hiç düşünmeden..

Sakat bir sporcunun, Avrupa'ya tedaviye hocası ile gittiğine daha önce şahit olmuş muydunuz?.. Hem de devlet harcırahı ile.. Balayına sanki..

Ziraat Bankası mı?..
Aydoğan Güvenir.. Kuzenim.. Hani "Paşa Dayımın Kirazları" diye bir yazım vardı, kitabıma ad olan.. İşte o Paşa Dayımın kızı.. Emekli.. Emekli maaşını Cadde Bostan Ziraat Bankasından alır..

Son aylarda bakın nasıl alıyor:

"Bugün git, yarın gel.. Para yok.. Kamyon gelmedi.."

Bankanın tavrı.. Emeklilere sadaka veriyorlar sanki.. Yıllarca çalışıp hakketikleri üç otuz parayı değil..

Bu ay gene "Bugün git, yarın gel" demişler.. Müdüre çıkmış.. Cevap farksız.. "İster bekleyin, ister gidin sonra gelin.. Para yok.."

İçerde biriken emeklilerden şikayetler artınca bir hanım görevli, üst düzey bir yetkiliye telefon etmiş.. Yanıt: "Emekliler beklesin.. Şimdi başka işim var.."

Emeklilerden biri "Kendisi de günün birinde emekli olmayacak mı" demiş.. "İnşallah olmaz" demiş, başkası..

"Bu olaylara kırılarak, gücenerek, içim acıyarak tanıklık ediyorum" diyor Aydoğan Abla..

Emekli maaşı nedir?.. O gün oraya o parayı almaya gelenin, eli boş dönerse acaba evine ekmek götürecek durumu var mı?.. Ve bu fevkalade dramatik, hatta trajik durum, Ziraat Bankası'nın ne kadar umurunda?..

Yoksa emekli paralarını bir gün daha kasada tutarak işlem hacimlerini mi arttırıyor, faiz yaratıyorlar?.

Sanırım verecek yanıtları vardır..

İki doğru, bir yanlış!..
Doğu Perinçek telefon etti.. Benim yazıyı, eşi Şule okumuş, ona da anlatmış.. "Kahkahalarla güldük" dedi.. "Harika bir şaka bu.."

Efendim, Yalçın Menteş, bir şaka yapmış.. Doğu Perinçek ile Yaşar Kemal kolkola gidiyorlarmış.. Birisi bakmış "Türkiye'de komünizm kör topal gidiyor" demiş..

Kraldan fazla kralcılar kıyameti kopardılar.. "İnsanların eksikleri, kusurları ile alay edilmez." Ben de kızdım..

Madde 1.. Alay değil, şaka.. Artık mizaha alışmalı, hoşgörülü olmayı öğrenmeliyiz..

Madde 2.. Bazı organları, ya da duyuları eksik insanlara bizden farklı imiş gibi bakmak, onları, eksikli, kusurlu, özürlü görmek, aslında çok daha büyük ayıptır.. Sıkıysa Doğu'ya ya da Yaşar Kemal'e "Sen eksiksin" diyin bakalım.. Kör, topal, sağır, çolak, kel veya başka bir şey olmak, ayıp mı ki, bu sözcükleri kullanmaktan utanıyoruz.. Bunları ayıp sayarsak, böyle olanlara aslında "Siz ayıplısınız" demiş olmaz mısınız?.. Anadolu kültüründe, bunlar ayıp değil, "Nam"dı aslında.. Annemin sülalesi Kilis'te Sağıroğullarından gelir.. Topaloğulları da çok büyük ve saygın bir ailedir.. Köroğlu, bu ülkenin en büyük efsane kahramanlarından biri değil mi?.. Tanju, Çolak olan soyadını değiştirmeli mi sizce?..

Gereksiz, anlamsız nezaket gösterileri yapma uğruna, bu insanları aslında nasıl üzdüğümüzü bir öğrensek..

Neyse..

Doğu dedi ki..

"Şaka harika oturmuş ama, iki doğru bir yanlış var.."

"Söyle" dedim.. Söyledi.. "Yaz ama" diye söyledi:

"Yaşar'ın körlüğü, benim topallığım iki doğru, ama bu ülkede sosyalizmin kör topal yürüdüğü yanlış.. Aslanlar gibi geliyoruz.."

Bu ne 150 bin doları?..
Türkiye Spor Yazarları Derneği Başkanlığına bir sorum var..

Türkiye Futbol Federasyonu, Türkiye Spor Yazarları Derneği'ne 150 bin dolar ödemiş, doğru mu?..

İnanmak istemedim ama, öyle çok fısıldanıyor ki kulaklara..

Böyle bir para aldık mı?.. Aldıysak niye aldık?.. Yasal bir hak mı bu?.. Yoksa.. Ulufe mi, bağış mı?. Sadaka, yardım, rüşvet, sus payı, federasyon ve Şenol Güneş'i destekleme, PR yapma bedeli mi?..

İşin içinde Haluk Ulusoy olunca, onun görevde kalmak için, kimlere neleri peşkeş çektiğini iyi bilince, midem fena halde bulanır da..

TEBESSÜM
Fıkra Hüdaverdi Ünal'dan

Temel'le Dursun balkondan sarkma yarışması yapıyorlarmış, rahmetli Temel kazanmış.

BİZİM DUVAR
Durmadan minareler devriliyor. Tek suçlu lodos. Minareyi yapan kılıfını hazırlamış.

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Komşunu sev ama aradaki duvarı kaldırma.

G. Herbert



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
Superbahis
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır