|
|
 |
Yabancı hayranlığı!
Hiç kola kutusundan yapılma kumbaranız veya maşrapanız oldu mu? Amerikalı"nın yıllarca giydiği gömleğe, cekete, ayakkabıya avuç dolusu para verdiniz mi? Veya memleketine dönen Amerikalı'nın buzdolabını, çocuk arabasını, pikabını alabilmek için sıraya girip beklediniz mi?
Bizim çocukluk yıllarımız yokluk dönemiydi... Babalarımızın benzetmesi ile "Toplu iğnenin bile üretilmediği" günler... Cebinde parası olan da Amerikalı'dan artanı alırdı... Önemli olan az kullanılmış olmasıydı...
Yabancı tutkusu, hayranlığı daha o yıllarda içimize işledi... Hatta bu hayranlık özdeyişlerimize bile girdi:
"Asılacaksan İngiliz sicimi ile asıl!"
***
O günlerden bugünlere geldik... Herşeyin üretildiği, parası olanın herşeyi bulabildiği günlere... Ama yabancıya olan özlem bitmedi... Aksine son yıllarda ateşlendi...
Hiç unutmam... Yıllar önce İzmir'de kurulu Kartal Makarna Sanayii zor durumdaydı... Satışları iyice azalmıştı... "Ne yapalım, edelim" derken Hasan Denizkurdu'nun önerisi üzerine Kartal ismini Pastavilla olarak değiştirdiler...
Ne mi oldu?
Satışlar bir anda patladı... Ciro 10'a katlandı...
Çünkü Kartal makarnasına burun kıvıranlar Pastavilla'yı İtalyan makarnası zannetmişti...
***
Çıkın Bağdat Caddesi'ne... Girin Akmerkez'e... Nişantaşı'nı, Etiler'i, Ulus'u dolaşın... Türkçe tabela sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini göreceksiniz...
Sandviççinin bile camında "Sand The Whice" yazıyor... Ayakkabıcı dükkanları "Shoe Market" tabelası asıyor... Güvenlik görevlilerinin yakasında "Security" yazısı bulunuyor... Bildiğimiz "Eskici" kelimesi bile "Eskidji" yapılıyor!
Neden? Çünkü işyerine yabancı ismi koymayan çağdışı(!) kalıyor, sinek avlıyor... Çağdaşlık ne yazık ki yaşam kalitesinde değil, isimde aranıyor...
***
SON SÖZ: Amerikalı'nın eski buzdolabını para verip aldığımız günlerde dilimiz bizimdi... Bugün alışveriş tersine döndü... Artık onlar kelimelerimizi alıyorlar... Yerine de kendi dillerinde olanları veriyorlar...
Karanlık şehir
İstanbul'a "Karanlık şehir" dememizin nedeni, güneşin batışı ile görünmez hale gelmesi... Kentin üzerine siyah bir tülün inmesi... İstanbul'u gece uçaktan hiç seyrettiniz mi? Uçak, İstanbul'un üzerine geldiği sırada kentin ışıklarını seçebildiniz mi? Veya Boğaziçi köprülerinden geçerken Boğaz'ın iki yakasına göz gezdirdiniz mi? Sizi bilmem ama ben İstanbul'a tepeden her baktığımda yaşamayan bir kent görüyorum. Feri sönmüş birkaç ışık, bazı yollarda parlayan farlar; hepsi bu... İstanbul geceleri iki kıtayı birleştiren bir kentten çok terkedilmiş bir hayalet şehir gibi görünüyor.
İstanbul'un karanlıklar şehri olmasının üç suçlusu var. AKTAŞ, Boğaziçi Elektrik ve otoyolların aydınlatılmasından sorumlu Karayolları...
Bu üçlü İstanbul'u karanlığa gömüyor... Ve ne yazık ki; sahipsiz olan İstanbul geceleri bu üçlünün insafına terkediliyor...
Telefon rehberi!
Sayın Abonemiz; 2000 yılı içinde dağıtılmak üzere Ankara ili alfabetik telefon rehberi basılacaktır... Rehber almak istiyorsanız; 8 milyon lira olan rehber bedelini 31. 07. 2000 tarihine kadar aşağıda belirtilen banka hesap numaralarından birine ödeyiniz..."
Bu yazının alınmasının ve 8'er milyonun yatırılmasının üstünden 16 ay geçti... Ama telefon rehberleri bir türlü gelmedi... Ankara'da olduğu gibi İstanbul'da da, İzmir'de de...
***
Telefon rehberi bulunmayan bir kent olur mu?
O rehber ki; bir kentin vitrinidir... Saklısı, gizlisi olmayan vitrini... Yaşayan kentin kılcal damarlarını, hücrelerini o rehberde tanırsınız... Ev mi taşıyacaksınız; nakliyeciyi... Seyahate mi çıkacaksınız, tur şirketini... Hatta bir dostunuzun ev adresini unuttunuz o rehberde bulursunuz... Daha doğrusu bulurduk...
Artık ne mümkün!
***
TÜRK TELEKOM yetkililerine sesleniyorum; yaptığınız ayıptır! Parasını 1.5 yıl önce topladığınız rehberleri teslim etmemekle kalmadınız, milletin devlete olan inancını da sarstınız. Utanın!
Bakanlar!
Japonya'da her 10 milyona, ABD'de her 20 milyona bir bakan düşerken, bizde 2 milyon kişiye bir Bakan düşüyor... Üstelik oralardaki bakanlar bakınca görüyor, her sorunu çözüyor... Bizim bakanlar ise bakmıyor, görmüyor...
Hay ağzını öpeyim!
İş kurandan 5 yıl boyunca hiç vergi almayın...
Prof. Dr. Emre Burçkin
Serbest kürsü
Devletin malı
İzmir'in Hatay semtinde oturuyorum. Yolda 35 KDM 01 plakalı, resmi araç gördüm. Arka koltukta gazetesini okuyan bir büyüğümüz(!) vardı. KDM Karşıkaya plakası. Sanırım bu büyüğümüz Hatay'da oturuyor, Muhtemelen bu şoför sabah-akşam Karşıyaka-Hatay arasında gidip geliyor. Bizler benzin parası bulamazken neden devletin parası bu kadar kolay harcanıyor? Süleyman Uyaz
Kırmızı kart
Avrupa Birliği üyeliğine karşı Kıbrıs'ı verelim diyen sözüm ona entellere!..
DOĞRU SÖZ
Dertli olmanın nedeni, mutlu olup olmadığınızı düşünecek kadar
boş zamana sahip olmanızdır...
Fıkra
Adamın derdi!
Berber dükkanına bir adam girer ve "Sırada kaç kişi var usta?" diye sorar... Berber, "Dört" deyince de dönüp gider... Az sonra yine gelir aynı adam:
- Sırada kaç kişi var usta?
- Üç kişi kaldı isterseniz bekleyin.. .
- Yok yok... Ben sonra uğrarım..
Yarım saat sonra aynı adam bu kez kan ter içinde dükkanın kapısında belirip, aynı soruyu sorunca berber huylanır. Çırağına usulca, "Şunu takip et" der...
Çırak gider... Döndüğünde yüzü kıpkırmızıdır. Berber sorar:
- Eee n'oldu? Bu herif nereye gidip geliyor böyle?
- Sizin eve usta!...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|